MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ve müşterekleri ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 22.03.2012 gün ve 145/165 sayılı hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan ... vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de; duruşma isteğinin değerden reddine karar verilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili, 104 ada 1 ve 2 parsel numaralı taşınmazların vekil edenlerinin miras bırakanları ... ile ...’tan intikal ettiğini, eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik süresinin geçmiş olduğunu açıklayarak tapu kayıtlarının iptali ile miras bırakanların mirasçıları adlarına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada aynı davacılar 104 ada 1 parsel sayılı taşınmazın asıl davada davalı olarak gösterilmeyen diğer pay maliklerine davayı yönelterek, aynı hukuki sebeplerle tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılardan ..., dava konusu taşınmazlardan 104 ada 2 parselin davacılar ile kendilerinin müşterek akrabaları ...’a ait olduğunu, 1978 yılında satın alarak tasarrufunda bulundurduğunu, davalı ... ise 104 ada 1 parselin kardeşleri ile beraber 20 yıldan fazla süre ile malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurduklarını açıklayarak davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, dava konusu 104 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras bırakan ...’ın mirasçılık belgesindeki davacıların payları oranında adlarına tesciline, dava konusu 104 ada 1 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün kabule ilişkin bölümü davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 104 ada 2 parsel sayılı taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında senetsizden, 20 yıldan fazla süre ile zilyetliğinde bulunduğu açıklanmak suretiyle davalı ... adına 2.12.2004 tarihinde tespit edilmiş, 12.5.2005 tarihinde kesinleşen tutanağa istinaden tapu kaydı oluşmuştur. 104 ada 1 parselin ise senetsizden miras yoluyla intikal ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğin bulunduğu açıklanarak tespiti yapılmış, ardından tapuda hisse devirleri ve satış suretiyle 29.5.2009 tarihinde 1/5'er oranda ..., ..., ..., ... ve ... adlarına tescil edilmiştir.
Davacılar dava dilekçesinde ve yargılama oturumlarında geçen beyanlarında, dava konusu taşınmazların bir kısım davacıların babaları ... ile bir kısım davacının babaları ...’tan ölümleri üzerine miras yoluyla kendilerine intikal ettiğini, 20 yıldan fazla süre ile eklemeli olarak tasarruflarında bulunduğunu ileri sürerek mirasçılar adlarına iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmazların ilk malikinin davacıların kök miras bırakanları ... olduğunu, onun ölümü üzerine mirasçılarına kaldığını, davalılardan ...in kök murisin mirasçılarından olmayıp üçüncü kişi sıfatıyla ve yarıcı olarak bu taşınmazı kullandığını, ... tarafından taşınmazların satılmadığını bildirmişlerdir.
Dosya arasında bulunan nüfus kaydına göre dip miras bırakan ... 27.12.1998 tarihinde ölmüştür. Davacılar miras bırakanın mirasçıları olup başka mirasçılar da bulunmaktadır. Davacılar dava konusu taşınmazın kendilerine babaları ... ile ...’tan kaldığını ileri sürerek talepte bulunmuşlardır. Oysa az yukarıda açıklandığı üzere taşınmazların davacıların miras bırakanları ... ve ...'in de miras bırakanları olan kök ...’den kaldığı sabittir. ...’den ... ve ...’a paylaşım sonucu kaldığı ileri sürülmediği gibi yerel bilirkişi ve tanıklar da taşınmazın kök miras bırakan ...’nin ölümünden sonra tüm mirasçıların katılımı suretiyle yapılmış bir paylaşımdan söz etmemişler, miras bırakanın ölümü üzerine mirasçılarına kaldığını açıklamışlardır. Davalılar ... mirasçıları arasında yer almamakta, tereke karşısında 3. kişi durumundadırlar. Şu halde gerek davacıların, gerekse yapılan keşifte dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıkların beyanlarına göre miras bırakanın terekesi paylaşılmadığına göre, miras bırakanın ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. TMK'nun 701. maddesinde; “Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti elbirliği mülkiyetidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların tereke malları üzerinde belli payları olmayıp hakları taşınmazın tamamı üzerine yayılmış olup terekenin tamamını kapsar. Aynı Kanunun 702. maddesinde topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliği ile karar vermeleri gerektiği belirtilmiştir. Dava açmakta tasarrufi bir işlem olduğuna göre, mirasçılardan birisinin kendi payını ileri sürerek dava açması mümkün değildir. Başka bir anlatımla bir ya da birkaç mirasçının elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır. Mirasçılardan bir bölümünün kendi ve bir kısım mirasçıların payları hakkında açtığı dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da dava açılmadığından terekeye temsilci tayini suretiyle (TMK.640. m.) veya diğer mirasçıların olurlarının alınması suretiyle de davaya devam edilemez. Mirasçılar arasında terekedeki hak ve borçları kapsayan ortaklık söz konusudur, mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Bir mirasçının taşınmaz üzerinde sürdürdüğü zilyetlik elbirliği mülkiyeti hükümlerine göre murisin diğer mirasçıları adına da sürdürülmüş sayılır. Yukarıda açıklanan kanun hükümleri uyarınca, mirasçılardan bir bölümü olan davacıların terekeye dahil bir mal için üçüncü kişiye karşı tek başlarına dava açma sıfat ve yetkisi bulunmadığından davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak işin esasına girilmek suretiyle yazılı gerekçe ile davanın 104 ada 2 parsele ilişkin bölümü bakımından kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davalı ... vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 104 ada 2 parsele ilişkin bölümü yönünden açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 74,50 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden ...'e iadesine 04.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy