MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ...Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 25.04.2012 gün ve 103/153 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, kadastro çalışmaları sırasında davalı adına tespit ve tescil edilen 106 ada 30, 31, 84, 98 ve 111 parsel sayılı taşınmazların bir kısmının uzun yıllar tarımsal faaliyette kullanılmadığını, bir kısmının 3-5 yıl süreden beri zilyet edildiğini, davalı yararına kazanma koşullarının oluşmadığını açıklayarak 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 18. maddesi gereğince tapu kayıtlarının iptali ile ... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazların kendisine ait olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların kadastro tespit tarihine kadar davalı ve bayileri tarafından malik sıfatıyla 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 106 ada 30, 31, 84, 98 ve 111 nolu parseller, senetsizden, tarla niteliğiyle sırasıyla 1434m2, 869 m2, 1123 m2, 9869 m2 ve kargir bir katlı ev bulunan bağ vasfıyla 413 m2, yüzölçümlü olarak 3.8.2007 tarihinde davalı ... adına tespit edilmiş ve 15.04.2008 tarihinde itirazsız olarak kesinleştirilmesiyle tapu kaydı oluşmuştur.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan bölümleri bakımından reddi ile bu bölümlerinin ONANMASINA,
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından, Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme bir kısım taşınmazlar bakımından yetersiz olduğu gibi bir kısım taşınmazlar yönünden yapılan araştırma sonucunda, kurulan hüküm dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Mahkemece mahallinde yapılan keşifte refakate alınan ziraatçı uzman bilirkişinin raporuna göre; 106 ada 30, 31 ve 84 parsel sayılı taşınmazlardan 31 parselde uzun yıllardır, diğer parsellerde ise 4-5 yıldan beri tarım yapılmadığı çevrelerindeki orman parsellerinin özellikleriyle olan benzerlikleri gözönüne alınarak ormandan açma olabileceği bildirilmiş, orman bilirkişi ise anılan parsellerin 2000 tarihli memleket haritasında yeşil renkte çalı ile kaplı yer niteliğinde, 1999 yılı yapımı meşcere haritasında orman toprağı olarak göründüğünü açıklamıştır. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar; taşınmazların 20 yıldan fazla süre ile davacı ve bayilerinin zilyetliğinde bulunduğunu bildirmiş iseler de, bilimsel ve somut verilere dayalı olarak uzman
bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlar karşısında hükme esas alınması olanaklı bulunmamaktadır. Şu halde, dava konusu 106 ada 30,31 ve 84 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde ekili dikili ekonomik değer taşıyan hiçbir şey barındırmayan kadastro çalışmalarından kısa bir süre öncesine kadar çalılık niteliğinde bulunduğu anlaşılan dava konusu taşınmazlarda ekonomik amaca uygun kazanmayı sağlayan bir kullanımın varlığından söz edilemeyeceğine göre; bu taşınmazlar bakımından TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanun'un 18. maddelerinde öngörülen yasal gerekliliklerin gözardı edilerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Dava konusu 106 ada 98 ve 111 parsel sayılı taşınmazlar yönünden temyiz itirazlarına gelince; 98 parsel tarla, 111 parsel ise kargir bir katlı ev bulunan bağ niteliği ile tespit edilmiştir. Yerel bilirkişi ve davalı tanıklarından bir bölümü, öncesinde tarla olarak davalının baba ve dedesinin kullandığını, bir bölümü ise amcası ...’den 1992 yılında satın ve devraldığını, ...’in zilyet edip etmediğini bilmediklerini, 111 parsele daha sonra ev yapıldığını, 98 parsele ise bağ dikildiğini bildirmişlerdir. Ziraatçı uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, 98 parselin çevresinin telle çevrili olduğu, 2-4 yaşlarında üzüm bağının dikilmiş bulunduğu, uzun yıllardan beri tarımsal amaçlı kullanılan tarım arazisi niteliğinde olduğu, 111 parselin ise etrafının çevrilmiş olup, içinde 5-6 yıl önce yapılan ev bulunduğu ev dışında kalan yaklaşık 150 m2'lik bölümde bahçenin bulunduğu açıklanmış, 2000 yılı memleket haritasında açık alanda kaldığı, 1999 yılı meşcere haritasında ise ... alanı olarak görüldüğü orman bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda bildirilmiştir. Teknik bilirkişinin 28.2.2011 tarihli krokisinde dava konusu taşınmazların sınırında ve batı hududunu tamamen kapsayan biçimde harman yeri olarak tespit edilen 106 ada 112 parsel sayılı taşınmaz bulunmaktadır. Mahkemece bu hususta herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamış, dava konusu taşınmazların bitişikte bulunan kamu orta malları niteliğindeki harman yerinden kazanılıp kazanılmadığı araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca Mahkemece yapılacak iş, mahallinde yeniden yapılacak keşifte komşu köylerden tespit edilen yerel bilirkişi ve tanıkların, HMK'nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağırılmalı, aynı Kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle Yerel Bilirkişi ve tanıkların mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenilerek, dava konusu 106 ada 98 ve 111 parsel sayılı taşınmazların öncesinde niteliği ve bitişikteki taşınmazlarla ilgisinin sorulup belirlenmesi, köy orta mallarından olan harman yeri niteliğindeki yerlerden olup olmadığının, açma yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi, davalının zilyetliğinin başlangıcı, intikal biçimi ve zilyetlik süresi ile zilyetliğin ekonomik amaca uygun şekilde sürdürülüp sürdürülmediğinin tereddüte mahal verilmeyecek biçimde açıklığa kavuşturulması, salt bina ve eklenti inşa etmenin Dairece de benimsendiği üzere ekonomik amaca uygun zilyetlik sayılamayacağının gözönünde bulundurulması, taşınmazların öncesindeki niteliği ile hali hazırdaki hakim niteliğinin tespiti bakımından uzman bilirkişilerden denetime elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak duruma göre 106 ada 98 ve 111 parseller yönünden bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davacı ... vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 04.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy