MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil
... ile Hazine, ... Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen reddine kısmen kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 17.07.2012 gün ve 44/103 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı tahminen 4 dönüm miktarında ve bahçe niteliğindeki taşınmazının kadastro sırasında tescil harici bırakıldığını, bu yerin atalarından kendisine intikal ettiğini, 100 yılı aşkın süredir ailesi tarafından işlendiğini, 25 sene önce zeytin, ceviz ve badem ağacı diktiğini açıklayarak taşınmazın adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi duruşmada davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... Köyü Tüzel Kişiliği'ni temsilen köy muhtarı duruşmada davayı kabul ettiğini, taşınmazın davacıya ait olduğunu, kendisini bildi bileli davacı tarafından kullanıldığını beyan etmiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile; fen bilirkişisinin 27.12.2010 tarihli raporundaki krokide (A) harfi ile gösterilen 3.789,44 m2'lik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, (B) harfi ile gösterilen kısma ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme de hüküm vermeye yeterli bulunmadığı gibi TMK.nun 713/4 ve 5. maddeleri uyarınca zorunlu ilanların yapılmadığı saptanmıştır.
Noksanın ikmali yoluyla getirtilen ... Kadastro Müdürlüğü'nün 14.05.2013 tarih ve 62 sayılı yazısında, nizalı taşınmazın, 766 sayılı Tapulama Kanunu'na göre 1977 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında, hiç kimsenin kullanımında olmadığından tapulama harici yer olarak tespit dışı bırakıldığı belirtilmiştir.
Davacı, davaya konu taşınmazın atalarından kendisine intikal ettiğini açıklamış, duruşmada babasından kaldığını beyan etmiş, keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ve davacı tanığı da bu yerin davacıya babası...'den kaldığını bildirmişlerdir. Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre davacının babası ...'in 20.01.1968 tarihinde öldüğü davacı dışında başka mirasçılarının da olduğu anlaşılmıştır. Saptanan bu durum karşısında, murisin öldüğü tarih itibariyle terekesi elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir.
TMK.nun 701 ve 702.maddelerine göre elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlar bakımından bir veya birkaç mirasçının üçüncü kişilere karşı tek başına dava açma sıfat ve hukuki ehliyetleri bulunmamaktadır. TMK.nun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Dava da bir tasarrufi işlem olup tüm mirasçıların birlikte üçüncü kişilere dava açmaları zorunludur. Yerel bilirkişiler ve davacı tanığı davacının babasından taşınmazın hangi yolla davacıya intikal ettiğini açıklamadığı gibi davacı da bu yönde bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle dava konusu taşınmazların satış, bağış, murisin ölümünden sonra yapılan tereke paylaşım ya da miras payının devri yoluyla davacıya kalıp kalmadığının yeniden yapılacak keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, açıklanan yollarla taşınmaz davacıya kalmış ise davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi ve aşağıda açıklanan eksikliklerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Şayet kabulüne karar verilen taşınmaz satış, bağış, paylaşım ya da miras payının devri yoluyla davacıya kalmamış ve terekeye dahil ise bu taktirde davacının üçüncü kişilere karşı tek başına dava açamayacağı ilkesi gözetilerek davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir. Dava koşulu kamu düzeniyle ilgili olup mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır.
Öte yandan; 17.12.2010 tarihinde mahallinde yapılan keşifte görevlendirilen Ziraat Bilirkişisi ... raporunda, taşınmazın en az 15-20 yıldır tarımsal amaçlı ve bahçe olarak kullanıldığını açıklamış, bahçe olmadan önceki niteliği ne vasıfta kullanıldığı yönünde açıklamada bulunmamıştır. Raporda belirtilen meyve ağaçlarının en yaşlısının 15-20 yaşlarında olduğu belirtilmiştir. Keşifte dinlenen yerel bilirkişiler va davacı tanığı da, taşınmazın davacı ve öncesinde babası tarafından kullanıldığını bildirmişler fakat kullanım şekline ilişkin açıklamada bulunmamışlardır. Özel mülkiyete konu olabilecek nitelikte ve tapu kütüğünde kayıtlı olmayan taşınmazların kazanılabilmesi için, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süreyle ve ekonomik amaca uygun şekilde tasarrufta bulunulması gerekir. Bu kapsamda, yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile Ziraat Bilirkişisi raporunun hüküm vermeye yeterli olmadığı açıktır.
Mahkemece yapılması gereken iş; dosya arasındaki İlçe Özel İdare Müdürlüğü'nün yazısı dikkate alınarak komşu 536 parsele tapulama sırasında revizyon gören 492 nolu vergi kaydı Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nden getirtilerek dosyaya eklenmeli, yeniden keşif ara kararı verilerek yerel bilirkişi ve tanıklar HMK.nun 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmalı, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle HMK.nun 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmeleri sağlanmalı, taşınmazın davacıya babasından intikal şekli (bağış, taksim vb.), babası ve davacı tarafından ne şekilde kullanıldığı hususları yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanmalı, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde HMK'nun 261. maddesi gereğince giderilmesine çalışılmalı, zilyetlik maddi olaylardan olup 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/1.maddesi gereğince yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu gözetilmeli, 492 nolu vergi kaydının taşınmazın yönünü ne, kim okuduğu belirlenmeli, yapılacak keşifte görevlendirilecek ziraat mühendisi bilirkişisinden taşınmazın dava tarihinden geriye doğru kaç yıl süreyle ve hangi nitelikte kullanıldığı konusunda tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli rapor istenilmeli, bilirkişi aracılığıyla taşınmazın fotoğrafları çekilerek dosyaya eklenmeli, keşifte görevlendirilecek teknik bilirkişinin rapor ve krokisi eklenerek çifte tapunun önlenmesi açısından davaya konu taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığı Tapu Müdürlüğü'nden sorulmalı, teknik bilirkişinin rapor ve krokisi esas alınmak suretiyle TMK. nun 713/4 ve 5. fıkralarına uygun bir biçimde
yerel ve gazete ilanları yapılmalı, son ilan tarihinden itibaren üç aylık yasal süre beklenilmeli, itiraz yoluyla katılmak isteyenlerin durumları değerlendirilmeli, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmedir. Eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK.nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy