..........
... ile ...........aralarındaki katkı payı alacağı (katılma alacağı) davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair......... Mahkemesi'nden verilen 05.03.2013 gün ve 189/101 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle .........incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 05.11.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı ........vekili Avukat ... ve karşı taraftan davacı ... vekili Avukat Mehmet Şahin Parlak geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, evlilik içinde davacının tüm iyiniyetine rağmen davalının kötüniyetle davrandığını, bu kötüniyeti sebebiyle davacıyı cezaevinde çürümeye mahkum ettiğini, davacının cezaevine girdikten sonra evin eşyalarının davalı tarafından kullanıldığını ve alındığını, eşyaların ortalama değerinin 10.000 TL olduğunu, evlilik mallarının mahkeme tarafından tasfiyesi ile müvekkilin hak ettiği bedelin davalı tarafından tazminini istediklerini, ayrıca davalı adına tapuda tescil edilmiş olan .......... parselde 7 numaralı daireyi davacının tek başına alarak canından çok sevdiği karısı üzerine tescil ettirdiğini, ancak eşinin aynı hassasiyeti göstermediğini açıklamış, evlilik mallarının tasfiyesi ile davacının hak ettiği bedelin tazminine, davalı adına tapuda tescilli 7 numaralı dairenin tapusunun iptal edilerek davacı adına tesciline, tescil yapılamadığı takdirde dairenin gerçek bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, dava dilekçesinde harca esas değeri 10.000 TL göstermiş ise de, Mahkemenin verdiği süre üzerine 08.03.2012 tarihli açıklama dilekçesinde dairenin yarı bedeli ile ilgili talebin 40.000 TL olduğunu, başka bir alacak veya ev eşyası ile ilgili talepleri olmadığını bildirmiş, harcını da tamamladığı 26.12.2012 tarihli dilekçe ile de isteğini 45.000 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacının son iş yerinde 3 sene çalıştığını, davanın iki iş yerinde çalıştığı iddiasının asılsız olduğunu, davacının kirasını ödemekte dahi zorlandığını, daire almasının düşünülemeyeceğini.........
davalının babasının kızının içinde olduğu zor şartlardan haberdar olup, yardım amaçlı olarak kızına bu taşınmazı aldığını, davalının babasının 15 yıl yurtdışında çalıştığını, edindiği taşınmazlarından bir tanesini 27.08.2004 tarihinde satarak elde ettiği nakit para ile dava konusu dairenin alım bedelini ödediğini, 10.000 TL değerinde ev eşyası olmadığını, evlilik tarihinden 2008 yılına kadar bu eşyaların müşterek hanede kullanıldığını, davalının lüks içerisinde bir hayat yaşamadığını, eşyaların yıprandığını, her zaman iade etmeye de hazır olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur
Mahkemece, tapu iptali ve tesciline ilişkin talebin reddine, katılma alacağına ilişkin davanın kabulü ile, 45.000 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 26.10.1995 tarihinde evlenmiş, 01.08.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 08.03.2011 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM'nin 170 m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m. 202, 225). Dava konusu 248 ada 28 parselde 7 numaralı dairenin 17.07.2004 tarihinde taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde alındığı, davalı adına tapuya tescil edildiği ve talebin 1/2 paya ilişkin tapu iptali ve tescil olmazsa katılma alacağına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı taraf davada, öncelikle nizalı taşınmazın 1/2 paya ilişkin tapu kaydının iptali ve adına tescilini talep etmiştir. Davanın terditli açıldığı, öncelikle tapu iptali ve tescil, aksi halde alacak isteğini içerdiği anlaşılmaktadır. Evlilik birliği içinde davalı eş adına alınan taşınmaza ilişkin eşler arasında 4721 sayılı TMK'nun 706 (MK'nun 634) maddesi gereğince düzenlenmiş mülkiyetin aktarımı ile ilgili resmi bir sözleşme bulunmamaktadır. 07.10.1953 tarih 8/7 sayılı İBK uyarınca taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu iddia eden davacı, bu katkısına dayanarak ayın (mülkiyet) talep edemez. Evlilik birliği içinde edinilen malvarlığına ilişkin eşlerin birbirleri aleyhine mal rejiminin sona ermesi nedeniyle açtıkları davada ancak alacak isteğinde bulunabilir. Bu durumda tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygundur.
Davacı tarafın bedele (katılma alacağı) ilişkin talebine gelince; olayları anlatmak taraflara, hukuki tavsif hakime aittir. Davacı, dava konusu malın edinilmesinde kişisel mal veya geliri ile katkıda bulunduğunu iddia etmediğine göre isteği, TMK'nun 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236.maddelerine dayalı katılma alacağına ilişkindir. TMK'nun 231.maddesine göre artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Davacı eş, hesaplama sonucu ortaya çıkan artık değerin yarısı oranında hak sahibi olur. TMK'nun 222.maddesinin son fıkrasına göre bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Davaya konu taşınmazın evlilik birliği içinde eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu dönemde edinildiği sabittir. Varsa aksi iddianın ispat yükümlüsü TMK'nun 6 ve 222.maddesine göre davalı taraftır. Somut olayda, davalı taraf uyuşmazlık konusu taşınmazın kişisel mal grubundan edinildiğine dair savunmada bulunmuş ise de savunmasında belirttiği babas........ ait Dereseki köyünde 9 parsel numaralı taşınmazın 27.08.2004, yine davalı ... adına trafikte tescilli bulunan........ plakalı aracın ise 23.08 2005 tarihinde, dava konusu taşınmazın alım tarihinden sonra satıldığının gelen kayıtlardan anlaşıldığına, taşınmazın satışı öncesi paranın davalı uhdesine geçtiği ve alımda kullanıldığı da ispat edilemediğine göre alımda katkı olarak dikkate alınmamış olmaları yerindedir. Eşlerin
........
01.01.2002 sonrası çalışarak elde ettikleri gelirlerin de edinilmiş mal olması sebebiyle katılma alacağı hesabını etkilemeyeceği, taraflar lehine artı değer yaratmayacağı açıktır. Diğer yandan davacı, taşınmazın davalı adına tescil edilmesinin sebebini, eşine bağlılığı, sevgisi, aşkı, davalı tarafından terk edilme, sevilmeme korkusu, eşinin mutluluğu için çaba göstermesi olarak açıklamış, bir kısım tanıklarca da davacının eşini çok sevmesi sebep olarak ifade edilmiştir. Evlilikte eşler arasında güven duygusu esas olup aksi halde evlilikte birlikteliğin sağlanması güç olacaktır. Toplanan deliller ve dosya kapsamı bir bütün olarak göz önünde tutulduğunda dava konusu taşınmazın davacının bağış kastı ve iradesiyle davalı adına tescil edilmediği, amacın aile birlikteliğinin ve güven duygusunun devamının sağlanması olduğundan somut olayda bağış, kasıt ve iradesinden söz edilemez. Mahkemenin bu takdiri de doğrudur.
Dava, tapu iptali tescil olmadığı takdirde alacak talebi ile terditli şekilde açılmıştır. Dava terditli olarak açıldığına göre öncelikle tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi halinde terditli alacak talebinin incelenmesine ve bu hususta bir karar verilmesine de gerek kalmayacaktır. Ancak tapu iptali ve tescil isteğinin yerinde olmadığı anlaşıldığı takdirde alacak isteği incelenebilecektir. Terditli açılan davaların niteliği gereği ancak isteklerden biri hakkında hüküm kurulabilmekte olup, tek vekalet ücreti takdir edilir. Ancak davacının talebinin kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesi halinde reddedilen miktar bakımından davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi mümkündür. Terditli açılan davalar için ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri mümkün değildir. Bu açıklamalar karşısında tapu iptali ve tescil isteğinin reddinin vekalet ücretini gerektirmediği, terditli alacak isteğinin de tümü ile kabulüne karar verildiği gözetildiğinde kısmen kabul kısmen redden sözedilemeyeceği için davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmemiş olmasında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile usul ve yasa hükümlerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 990,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 768,50 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.305,45 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 05.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
........
Full & Egal Universal Law Academy