MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil ... ve müşterekleri ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.04.2011 gün ve 366/192 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili; vekil edenleri ile davalıların ...’ın mirasçıları olduğunu, ortak miras bırakanların ölümünden sonra tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenen 20.11.1976 tarihli miras taksim sözleşmesi uyarınca 78 nolu parselin kendi miras bırakanları anneleri ... ile diğer mirasçı ...'a eşit şekilde paylaştırıldığını, fakat dava tarihine kadar sözleşme gereklerini yerine getirmediğini belirterek, 20.11.1976 tarihli miras taksim sözleşmesi uyarınca dava konusu taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile 78 nolu parselde davacıların murisi ...'ye ait payın mirasçıları olan vekil edeni davacılar adına miras hisseleri oranında tapuya tescilini talep etmiştir. Davalı ... vekili, anılan sözleşmenin taşınmazların sezonluk kullanımını belirlemek amaçlı düzenlendiğini, taşınmazların taksimi için düzenlenmediğini, sözleşmede parmak izi ve mühür bulunduğunu, bu şekilde düzenlenmiş senetlerin geçerli olması için iki tanık ve ihtiyar heyeti önünde düzenlenmelerinin ve onaylanmalarının gerekli olduğunu, oysa bu senedin tanıklar ve ihtiyar heyeti önünde düzenlenmediğini ve onaylanmadığını; geçersiz olduğunu, belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Diğer bir kısım davalılar, davanın reddini istemişlerdir.Mahkemece, "dayanak senedin taksime ilişkin olduğu, fakat parmak izi ve mühür kullanılması nedeniyle, HUMK'nun 297. maddesi gereğince parmak izi taşıyan senetlerde iki tanık ve ihtiyar heyetinin onamasının bulunmasının senedin geçerlilik koşulu olmasına rağmen, senette tanık ve ihtiyar heyeti imzasının bulunmadığından senedin geçersiz olduğu, bu senede dayanılarak tescil kararı verilemeyeceği ve mirasçılar arasındaki fiili kullanım süresinin kullanıcısına tapu iptal ve tescil hakkı sağlamayacağı, davacıların fiili taksimi ispatlamalarına rağmen bunun zilyetlikle kazanma hakkı vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmesi üzerine, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosya arasında bulunan kayıt ve belgelere göre, dava konusu 78 parselin 17.09.1971 tarihinde muris ... adına, tapulama yolu ile tapuya tescil edildiği ve 22.07.1985 tarihinde ifraz yoluyla 739 ve 740 nolu parsellere ayrıldığı,739 parsel sayılı taşınmazın tashih nedeniyle pilon yeri olarak ...Genel Müdürlüğü adına, 740 sayılı parselin ise tarla vasfıyla muris ... adına tapuda kayıtlı olduğu, davacılar vekilinin 06.05.2009 tarihli dilekçesiyle 78 nolu parselin ifrazı sonucunda oluşan 739 ve 740 nolu parsellerin davacı vekil edenleri adına tescil istediği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu olan taşınmazların miras bırakanları ...'ın ölümünden sonra taksim edilip edilmediği ve edilmiş ise, bu taksimin hukuki sonuç doğuracak biçimde yapılmış geçerli bir taksim olup olmadığına ilişkindir. Davacılar görülmekte olan davada tüm mirasçıların katılımı ile düzenlendiği anlaşılan 20.11.1976 tarihli miras taksim sözleşmesi başlıklı senede dayanmaktadırlar. Davalılardan ... vekili ise, dayanak belgenin bazı mirasçıların parmak izini taşıması nedeniyle HUMK'nun 297. maddesinde belirtilen ve geçerlilik şartı olan kurallara uyulmadan düzenlendiğini bu nedenle edinmeyi sağlayan geçerli bir senet olmadığını ileri sürerek davaya karşı koymaktadır. TMK'nun 676. maddesi hükmüne göre; tapulu taşınmazlara ilişkin paylaşma sözleşmesinin geçerliliği tüm mirasçıların katılımı ile paylaşımın yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Sözleşmenin yazılı olmasına ilişkin şart bir geçerlilik şartıdır ve dosya arasında bulunan 20.11.1976 günlü senedin tarafların ortak miras bırakanları ...'dan kalan taşınmazların paylaşımına ilişkin olduğu ve tüm mirasçıların katılımı ile düzenlendiği açıktır. Davalıların bu sözleşmenin düzenlenmesi sırasında tüm mirasçıların katılımının olmadığı veya imza ve parmak izlerinin ilgili mirasçıya ait bulunmadığı şeklinde bir karşı koyması bulunmamaktadır. Davalılardan ...'ın karşı koyması sadece, HUMK'nun 297. maddesine göre parmak izi taşıyan böyle bir senedin geçerli olması için senedi onaylayan tanıklar ve ihtiyar heyetinin önünde düzenlenmesi ve onaylanması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Oysa Hukuk Genel Kurulu'nun 22.12.1982 gün, 1702/965 sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere; HUMK'nun 297. maddesinde belirtilen onay, parmak izi kullanılmış senetlerin geçerlilik şartı değil sadece ispat şartıdır. Diğer bir anlatımla senette parmak izi bulunan kişi; parmak izinin kendisine ait olmadığını ileri sürmediği taktirde onayın nasıl yapıldığının ve hatta olup olmadığının bir önemi yoktur. Yine başka bir değişle, usulün 297. maddesindeki kurallar senedin geçerliliği için konulmuş kurallar değildir. Sözü edilen şekil ispat şartı olarak getirilmiş olup, usulde belgenin geçerliliği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Davalılardan ...'in senette imzasının bulunduğu ve bu imzanın kendisine ait olup olmadığını hatırlamadığını, belki kendi yerine başkasının da atmış olabileceğini beyan ettiği, kendisine ait olmadığı yönünde açık bir itirazının olmadığı, parmak izi veya mühürü bulunanların ise kendilerine ait olmadığını ileri sürmediklerine göre; dayanak belgenin HUMK'nun 297. maddesinde yazılı merasime uygun olup olmadığının aranmasına gerek bulunmamaktadır.Açıklanan bu nedenlerle; Mahkemece, davacı tarafın dayanağını oluşturan belgenin tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenen yazılı bir sözleşme olduğu ve geçerli bulunduğu, dolayısı ile; TMK'nun 676. maddesinde düzenlenen koşulların somut olayda gerçekleştiği dava konusu 78 nolu parselin ifrazdan sonra tapu kayıtları ve 21.04.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda belirtildiği gibi 740 nolu parsel olduğu da dikkate alınarak davacıların istekleri gözönüne tutularak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine 22.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy