MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Katkı payı alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... 18. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 09.10.2012 gün ve 429/404 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilerek davalı adına tescil edilen 18146 ada 2 parselde 31 numaralı bağımsız bölümün alımına ve tamamlanmasına vekil edeninin katkıda bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 10.000 TL katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 5.10.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle talebin 60.000 TL olduğu bildirilmiştir.Davalı vekili, zamanaşımı süresinin dolduğunu, boşanma davasında düzenlenen protokole göre talepte bulunulamayacağını, davacının katkısı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, TMK'nun 178.maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresinin TMK'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 20.maddesine göre TMK'nun yürürlük tarihinden itibaren 1 yıl geçmekle dolduğu ve boşanma protokolü içeriğine göre de davacının talepde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Taraflar 1980'de evlenmiş, 22.10.1999 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 28.10.1999 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. Dava konusu bağımsız bölüm 10.10.1996 tarihinde noterde yapılan kooperatif hissesi devir sözleşmesiyle davalı adına alınmış, boşanma davasının sonuçlanmasından sonra 26.12.2001 tarihinde ferdileşme ile davalı adına tapuya tescil edilmiştir. TMK'nun 179.maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Davacı tarafından katkının yapıldığı ve taşınmazın satın alındığı iddia edilen tarih itibariyle eşler arasında 743 sayılı MK'nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı” rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazın edinildiğinin ileri sürüldüğü tarihe göre, eşler arasında 743 sayılı MK'nun 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan uyuşmazlık Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır. Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 20.maddesinde, TMK'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış sürelerin yine 743 sayılı Medeni Kanun hükümlerine tabi olmaya devam edecekleri, ancak bu sürelerin 4721 sayılı TMK'nun belirlediği sürelerden uzun olması halinde, yürürlük tarihinden itibaren bu kanunda belirlenen sürenin geçmesiyle dolmuş olacağı hükme bağlanmıştır. Ne var ki, davacı katkı payı isteğinde bulunduğuna göre somut olayda uygulanması gereken süreye ilişkin hüküm TMK'nun 5.maddesi (743 sayılı MK.nun 5.maddesi) gereğince atıf yapılan Türk Borçlar Kanunu'nun 146 (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125.) maddesidir. Başka bir deyişle, Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 20.maddesinde belirlenen sürenin, somut olayda Türk Borçlar Kanunu'nun 146 (818 sayılı Borçlar Kanunu 125.) maddesine tabi talebin çözümünde uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK'nun 178.maddesinde düzenlenen dava zamanaşımına ilişkin düzenleme eldeki davaya uygulanamaz. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta Türk Borçlar Kanunu'nun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören 146.maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği açıktır.Öte yandan; tarafların boşanmalarına ilişkin ... 21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1999/631 Esas ve 1999/711 Karar sayılı dosyaya ibraz olunan 22.10.1999 tarihli protokolün 3.maddesinde “…tarafların boşanma ile birlikte birbirlerinden her ne nam altında olursa olsun, tazminat, nafaka talep etmedikleri…” açıklanmış; yargılama aşamasında davacı protokol altındaki imzanın kendisine ait olduğunu bildirmiştir. Boşanma ilamının 4 hüküm bendinde “…22.10.1999 tarihli protokolün aynen onaylanmasına…”, 5 bendinde ise “Taraflar karşılıklı olarak maddi ve manevi tazminat ile yargılama gideri istemediğinden bu hususta düzenleme yapılmasına yer olmadığına” karar verilmiştir. Somut olayda uyuşmazlık, yukarıda özetlenen protokoldeki açıklamaların davacının mal rejiminden kaynaklanan hak ve alacaklarını kapsayıp kapsamadığı noktasında toplanmaktadır. Kural olarak, boşanmaya ilişkin anlaşmalar protokol niteliğinde düzenlenmekte olup, mahkemece, hüküm fıkrasında taraflarca yapılan protokolün onaylanmasına denildiği taktirde hukuki sonuç doğurabilmektedir. Anlaşma (protokol) boşanma veya ayrılığın feri sonuçlarına ilişkin ise, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli bir hukuki sonuç doğurmaz (TMK. m. 184/1-5. bent).Temyiz incelemesine konu davada, tarafların boşanma dosyalarına ibraz edilen protokolün açıkça mal rejiminden kaynaklanan hak ve alacakları kapsadığı söylenemez. Mal rejiminden kaynaklanan davaların boşanmanın eki niteliğinde olmadıkları gerek uygulamada gerek öğretide kabul edilmektedir. Boşanmanın feri niteliğinde bulunan davalar TMK'nun 174. maddesinde öngörülen maddi ve manevi tazminat, 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası ile 182. maddesinde düzenlenen iştirak nafakası vb.dir. Protokol hükümlerinde açıkça mal rejimine ilişkin ibare bulunmadığına göre, gerek protokolün 3.maddesindeki düzenlemenin gerekse hükmün 5.maddesinin mal rejiminin tasfiyesi bakımından bağlayıcı olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Böyle bir beyanın geçerliliği ancak hangi mal ve alacakların istenilmediğinin açıkça ve nitelikleri belirtilerek metne geçmiş olması halinde olasıdır. Aksini kabul boşanma davasının eşler üzerinde yarattığı psikolojik durum nedeniyle yapabilecekleri gerçek iradeleri dışındaki kapalı beyanlarının hak kaybına neden olması sonucunu doğurur. Bu durumda, protokolün mal rejiminden kaynaklanan mallar ile alacakları kapsadığının kabulüne olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde tüm taraf delillerinin eksiksiz şekilde toplanması ve uyuşmazlığın esası bakımından karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 03.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy