MAHKEMESİ: Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 03/04/2013
NUMARASI: 2013/112-2013/51
E.. T.. ile S.. G.. ve müşterekleri aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.04.2013 gün ve 112/51 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar F.. T.. ve müşterekleri tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde 240 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan betonarme bina ile 2 katlı yığma kargir evin kendisi tarafından yaptırıldığının tespitini istemiş; 22.02.2013 tarihli dilekçe ile iki katlı evin kaba inşaatının dedesi tarafından inşa edildiğini, diğer bütün aksamlarını kendisinin yaptırdığını ileri sürerek tespitlerine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar F.. T.., H.. T.., Ş.. T.., S.. T.. ve H.. T.., açılan davayı kabul etmediklerini beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Diğer davalılar, cevap dilekçesi sunmamış, yargılama otrumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddine, 136 ada, 3 parsel sayılı taşınmaz (öncesinde aynı yer 240 parsel sayılı taşınmaz) üzerinde yer alan ve teknik bilirkişilerin 08/11/2012 tarihli krokili raporlarında (D) harfi ile gösterilen 3 katlı kargir evin; eklenti kısmı dahil olmak üzere betonarme ana karkas sisteminin yapılması, zemin tabliyesinin şab beton olarak tadil edilmesi, PVC pencerelerinin yapılması ve kapı doğramalarının yapılması, banyo ve tuvalet mahallerinin seramik, fayans ve vitrifiye elamanlarının döşenmesi, bina çatısının yenilenmesi, bina eklenti kısmına tuğla işlenmesi ve binanın sıvanması ile boyanması işlemlerinin tümünün davacı tarafından yaptırılmış olduğunun tespitine; 136 ada, 3 parsel sayılı taşınmaz (öncesinde aynı yer 240 parsel sayılı taşınmaz) üzerinde yer alan ve teknik bilirkişilerin 08.11.2012 tarihli krokili raporlarında (A) harfi ile gösterilen garaj yapısının davacı tarafından yaptırılmış olduğunun tespitine; bakiye istemler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davalılar F.. T.., H.. T.., S.. G.. tarafından temyiz edilmiştir.
Taşınmazın fen bilirkişi krokisinde (A) harfi ile gösterilen garaj yapısının davacı tarafından meydana getirildiği toplanan deliller ile anlaşılmakla; davalıların hükmün bu bölümüne ilişkin temyiz itirazı haksız olup, hükmün bu bölümünün ONANMASINA karar vermek gerekmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; taşınmaz üzerine daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde
olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhtesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Bu işler için harcanan giderler de muhdesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklarinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını TBK'nun 77 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan malik ya da maliklerin taşınmazın ortaklığının giderilerek satılması ve muhdesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecek bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden bu iyileştirme giderlerinin tespitini dava etmekte hukuki yararı bulunduğundan söz edilemez.
Somut olaya gelince, taraflar adına tapuda kayıtlı, ortaklığın giderilmesi davasına konu 136 ada 3 parsel (eski 240 parsel) sayılı taşınmaz üzerinde bulunan kargir evin kaba inşaatının davacının mirasbırakanı A..D.. tarafından yaptırıldığı mahkemece yapılan keşif ve toplanan delillere ve mahkemenin kabulüne göre de davacı tarafından masraf yapılmak suretiyle evin eklenti kısmı dahil olmak üzere betonarme ana karkas sisteminin yapılması, zemin tabliyesinin şab beton olarak tadil edilmesi, PVC pencerelerinin yapılması ve kapı doğramalarının yapılması, banyo ve tuvalet mahallerinin seramik, fayans ve vitrifiye elamanlarının döşenmesi, bina çatısının yenilenmesi, bina eklenti kısmına tuğla işlenmesi ve binanın sıvanması ile boyanması işlemlerinin davacı tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Miras bırakanın sağlığında temeli atılarak kaba inşaatı tamamlanan binanın bu aşamada iken muhdesat niteliğini kazandığı, davacının bu aşamadan sonra yaptığı işlerin ise inşaatı tamamlamaya yönelik iyileştirme gideri olduğu kuşkusuzdur.Davacı tarafından meydana getirilen evin eklenti kısmı dahil olmak üzere betonarme ana karkas sisteminin yapılması, zemin tabliyesinin şab beton olarak tadil edilmesi, PVC pencerelerinin yapılması ve kapı doğramalarının yapılması, banyo ve tuvalet mahallerinin seramik, fayans ve vitrifiye elemanlarının döşenmesi, bina çatısının yenilenmesi, bina eklenti kısmına tuğla işlenmesi ve binanın sıvanması ile boyanması işlemlerinin bağımsız muhdesat niteliğinde olmayıp muhdesat için yapılan faydalı giderler olduğu ve bu faydalı giderlere ilişkin davacının eda davası açması mümkün olmakla hukuki yarar yokluğundan bu bölümlere ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Davalılar F.. T.., H.. T.. ve S.. G..'in temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün yukarıda gösterilen sebeple 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 435,50 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılar F.. T.. ve müştereklerine iadesine, 24.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasına konu edilen elbirliği mülkiyetine tabi taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesine ilişkindir.
Burada “muhtesat” deyimi ile anlatılmak istenen; taşınmazın dikey ve yatay kapsamında (TMK.md.718) kalan, bir şekilde taşınmazla bağı bulunan ve taşınmaz değerini arttırıcı nitelikteki ekonomik bir değer taşıyan sonradan meydana getirilmiş maddi unsurlardır. Bunlar taşınmazın üstünde olabileceği gibi, altında da olabilir.Yine, muhtesat eşya olarak “bütünleyici parça (TMK.md.684)” veya “eklenti (TMK.md.686)” niteliğinde de olabilir. Muhtesat tespiti davası bakımından önemli olan, bu maddi unsurların ana taşınmazla ekonomik bir bütünlük gösterip ana taşınmazla birlikte satılacak ve satış değerini arttırıcı etki yapacak nitelikte olmasıdır.Ancak bu nitelikteki muhtesatların bu davaya konu edilmeleri mümkün olup;aksi halde tespitte hukuki yarar olmayacaktır. Bu muhtesatlar, genellikle arz üzerindeki yapı, dikili ağaçlar ve diğer bitkilerdir. Kural olarak bunlar, üst toprağa tabidir (superficies solo cedit) ilkesi gereğince; toprağın mülkiyetine ve onun akıbetine tabi olacak; bağımsız biçimde mülkiyet hakkına konu olmayacaktır. Bu nedenle, muhtesat tespitinde mülkiyet hakkının tespitine karar verilemez. Ancak, paylı mülkiyette hangi paydaş(lar)ın, elbirliği mülkiyetinde ise miras ortaklığına dahil terekedeki malın mahkemeden satışı yapılmak suretiyle paylaşılmasında, hangi mirasçı(lar)ın, muhtesatı meydana getirdiği ve sebeple satış parasında payı dışında ayrıca hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi gerekir.
Tespit davaları konusunda önceki usul kanununda (HUMK) genel bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ancak öğreti ve yargısal içtihatlarda oybirliği ile hukukumuzda açılabileceği kabul edilmişken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nda açıkça düzenlenmiştir (HMK.md.106). Buna göre; tespit davaları bir hukuki ilişkinin(hakkın) var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini talep eden davalardır. Bir tespit davasının dinlenebilmesi için öncelikle kanunda belirtilen istisnalar dışında davayı açanın bu davayı açmakta “güncel bir yararı” bulunmalıdır. Buna “hukuki yarar” şartı denilmektedir. Hukuki yarar şartı kapsamında kabul edilmesi gereken bir husus, kanunda açıkça yer almamakla birlikte, gerek içtihatlarla gerekse öğretide kökleşmiş olan, “eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı” hususudur (Y.HGK.nun 06.10.2004 T.2004/7-411 E. 2004/477 K.sayılı kararı; Baki Kuru-Ali Cem Budak,Tespit davaları, İstanbul 2010,sh.127). Tespit davasının koşulları yönünden muhtesat tespiti davaları için aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir: (1) Muhtesatın tespitinin istenebilmesi için öncelikle paylı mülkiyete veya miras ortaklığına (terekeye) dahil taşınmaz veya taşınmazalar için açılmış “satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davasının mevcut olması, (2) bu ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmeden önce bir muhtesat uyuşmazlığı çıkarılmış ve bu uyuşmazlığın davanın taraflarının tamamının anlaşmasıyla giderilememiş olması, (3) ortaklığın giderilmesi davasında anlaşılamaması durumunda mahkemece muhtesat için hak iddia eden taraf(lar)a bu konuda asliye hukuk mahkemesinde dava açma konusunda süre verilmesi ve bu konunun bekletici sorun yapılması (HMK:md.165/2) gereklidir. Öyleyse, ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ise- satış henüz yapılmamış olsa bile- muhtesat tespiti davasının artık dinlenmesinde hukuki yarar kalmayacaktır. Zira, artık hak iddia edenin genel hükümlere dayalı (sebepsiz zeginleşme, TBK.md.77 vd.) bir eda davası açma imkanı devreye girecektir). Ayrıca, paydaş veya miras ortağı olmayanın (üçüncü kişilerin) ortaklığın giderilmesi davasında taraf sıfatı olmayacağından; muhtesat tespiti davası açma hakkının da bulunmadığının da kabulü gerekir. Bu konuda Kamulaştırma Kanunu’nun 19.maddesine 2004 yılında eklenen “… Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir…” şeklindeki 12.fıkra hükmü uyarınca başkasının arazisine “haksız inşaat (TMK.md.722 vd.) yapan zilyedin de istisnaen bu muhtesatın tespiti için dava açabileceğini de kabul etmek gerekir.
Nezdinde yukarda açıklanan nitelikte bir muhtesat tespiti davası açılmış olan asliye hukuk mahkemesi; yukarda açıklanan şekilde güncel hukuki yararın bulunup bulunmadığını bir dava şartı olarak inceleyecektir. Mahkeme hukuki yararın davanın devam ettiği süre içinde de mevcut olmasını da arayacaktır. Mahkeme usul hukuku yönünden yapacağı bu incelemeden sonra, hukuki yararın mevcut olduğu sonucuna varır ise, gösterilen delilere göre maddi hukuk yönünden incelemeye girişecek, keşif ve bilirkişi incelemesi de yapacaktır. Kanımca, muhtesatın kendi başına bağımsız bir bütünlüğünün bulunması gerekli değildir. Bu bakımdan bağımsız bir bütünlüğü olmamakla birlikte, taşınmazın bizzat kendisine veya üzerindeki yapı, bitki, ağaç gibi unsurlara yapılan ve satış parasına arttıcı etkide bulunacak nitelikteki zenginleştirme faaliyetlerinin de tespit edilmesi ve olası satış parası içindeki yansıma miktarının oransal olarak gösterilmesi ve bunun tespiti de mümkün olmalıdır. Zira tespit davası ile tespit edilecek husus bir hak ve hukuki ilişkiden ibarettir. Bu nedenle, aidiyeti çekişmeli olmamakla birlikte; tarla olan bir taşınmaz tesviye, nitelikli toprak taşıma ve gübreleme faaliyeti sonucu zengin bir toprak haline getirilmiş olabileceği gibi; verimsiz, yabani ağaçlar aşılanarak üstün cins haline getirilmiş; yine harap eski bir yapı yıkılıp yeniden yapılmış veya nitelikli bir tamirat ve yenileme ile zenginleştirilmiş de olabilir. Bu nedenle bütün bu zenginleştirme durumlarının tespit edilip, satış parasına yansıma durumunun kararda oransal olarak gösterilip tespit kararı verilmesi de mümkün olmalıdır. Diğer yandan, bazı durumlarda tespiti istenen muhtesatın taşınmazın olası satışında sürüm değerine hiçbir etki yaratmayacak nitelikte olması da mümkündür. Üzerinde yıkılması gerekli harap bir yapı (muhtesat) bulunan taşınmazın sürüm değerinin, sadece arsa değerinden ibaret olduğunun bilirkişice bildirilmesi durumu buna örnek olup; kanımca böyle bir olasılıkta, açılan tespit davasının mahkemece reddine karar verilmesi gerekir.
Davacı dava dilekçesiyle, taraflar arasında elbirliği mülkiyetine tabi olup, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasına konu edilen kat mülkiyeti kurulmuş ana yapının mesken niteliğindeki bağımsız bölümü için yaptığı faydalı ve zorunlu giderlerin taşınmazın satış değerini arttırıcı unsur olduğunu belirterek; bunların tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan tahkikat ve inceleme sonucu; davacının meskene 25.553,66 TL tutarında faydalı ve zorunlu gider yaptığının tespitine karar verilmiş; hükmü davalı esas ve yargılama harç ve giderleri yönünden temyiz etmiştir.
Değerli çoğunluk; paylaşma davasına konu taşınmaza yapılan iyileştirme/zenginleştirme giderlerinin muhtesat tespiti davasına konu edilemeyeceği, bunların ancak genel hükümlere göre açılabilecek bir eda (alacak) davası ile istenebileceği düşüncesindedir. Bu nedenle, davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yukarda açıkladığım gibi; tespiti istenilen husus bağımsız olarak bir varlığa sahip olmasa bile; tespit davası ile amaçlanan; yapılan yenileme/zenginleştirme giderlerinin paylaşma (ortaklığın giderilmesi) davası sonucunda yapılacak satışta, paylaştırılacak satış bedeline yansıtılmasıdır. Yapılan giderlerin satış parasının miktarını arttırıcı etkisi bulunduğu takdirde, artırıcı etkinin bir oran olarak tespitine karar verilmesi mümkün olmalıdır. Tespit davası eda davasının öncüsü olduğuna ve henüz tereke malının paylaşılmasına karar verilmediğine göre; davacının bunu bir oran olarak tespit ettirmesinde hukuki yararı mevcuttur. Ayrıca bu imkan “usul ekonomisi ilkesi” ne (HMK.md.30) de uygun düşer.
Mahkemece yapılan tahkikat ve inceleme sonucunda; teknik bilirkişi krokisinde (D) harfi ile gösterilen üç katıl kargir ev ile (A) ile gösterilen garaj yapısının davacı tarafından meydana getirilmiş olduğunun tespitine karar verilmiş; hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Değerli çoğunluk, temyiz edilen hükmün teknik bilirkişi krokisinde taşınmazın (A) harfiyle gösterilen bölümü üzerinde bulunan garajla ilgili tespit hükmünün onanmasını; (D) ile gösterilen bölümü üzerindeki üç katlı kargir yapı yönünden ise, davacının yaptığı işlerin tamamlama, tadilat ve zenginleştirme niteliğinde olduğu; bunlar için eda davası açılması gerektiği, tespit davası açılamayacağı gerekçesiyle; hükmün bu bölümünün bozulmasını kararlaştırmıştır.
Kanımca mahkemece yapılacak iş; uygun bilirkişi(veya bilirkişiler) bulundurulmak suretiyle yeniden keşif yapılması suretiyle; garaj (A harfi ile gösterilen muhtesat) da dahil olmak üzere (D) harfi ile gösterilen bölüm üzerinde bulunan üç katlı kargir bina niteliğindeki muhtesat için yapılan tamamlama, tadilat ve zenginleştirme imalatları göz önüne alınarak: bunların taşınmazın rayiç değerine arttırıcı etkisi bulunup bulunmadığının saptanması; arttırıcı etki yaratıyorsa taşınmazın davaya konu edilen imalatlar yapılmamış haldeki rayiç değeri ile yapılmış haldeki mevcut rayiç değeri arasındaki farkın mevcut rayiç değere oranlanması suretiyle bir oran belirlenmesi; ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasında gerçekleşecek satış bedelinde, davacının tapu kaydındaki miras payı dışında, ayrıca belirlenen bu oranda hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi olmalıdır. Aynı taşınmaz içinde bulunan muhtesatların bir kısmı için aidiyet tespitine , bir kısmı için de oransal olarak satış bedeline yansıtma kararı verilmesi, kararın uygulanmasında güçlükler yaratacağından; hükmün (A) ile gösterilen bölümü üzerindeki garajın da hesaba katılıp, tüm muhtesat ve imalatlar için oransal tespit kararı verilmesi usul ekonomisi ilkesine uygun düşecektir. Bu nedenle bu bölüm için verilen onama kararına katılmadığım gibi, (D) ile gösterilen bölüm üzerindeki üç katlı kargir muhtesat için verilen bozma kararı gerekçesi ve kapsamına da katılmıyorum.
Bu nedenlerle; Değerli çoğunluğun bozma sonucuna katılmakla birlikte, temyiz edilen hükmün açıkladığım çerçevede inceleme yapılmak ve sonucuna göre karar verilmek üzere farklı gerekçeyle bozulması gerektiği düşünüyorum. 24.10.2014
Full & Egal Universal Law Academy