MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Eşya alacağı
... ile ... (ölü) ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair 4. Aile Mahkemesi'nden verilen 08.03.2012 gün ve 1158/282 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi bir kısım davalılar ... ve müşterekleri taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı ... ile ...'in 19.03.1971 tarihinde evlendiğini, ...'in 12.01.2006 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı ve davalıların kaldığını, davacı ... ve muris ...'ın 30.12.2002 tarihinde düzenlenen noter sözleşmesi ile edinilmiş mallara katılma rejiminin evlilik birliğinin kurulduğu tarihten itibaren geçerli olacağını kararlaştırdıklarını, muris ...'a aitken satılan 689 ada 42 parsel sayılı taşınmazın davalılar tarafından açılan muvazaa davası sonucunda 3/16'şar paydan davalılar ..., ... ve ... adına tescil edildiğini açıklayarak, mal rejiminin tasfiyesi ile taşınmazın yarı hissesi ve davacının miras hissesinin belirlenip davacı adına tesciline, mümkün olmadığı takdirde taşınmazın yarı hissesinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ve ... vekili, 689 ada 42 parselin muris ...'a babasından intikal ettiğini, her ne kadar tapuda satış olarak gösterilmiş ise de; yapılan işlemin hibe niteliğinde olduğunu, taşınmazın 17.12.1997 tarihinde muris ... tarafından muvazaalı olarak elden çıkarılması üzerine, murisinin ölümünden sonra davalılar tarafından muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan davada Mahkemece taşınmazın tapusunun iptaliyle miras payları oranında davalılar adına tesciline karar verildiğini, mahkeme kararı neticesinde taşınmaz terekeye dönmediğinden taşınmazın mal rejimi kapsamında bulunmadığını ve davacının miras payının tespitinde hukuki bir yararı bulunmadığından davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, “davacı ve muris arasındaki sözleşme gereğince 1978 yılında muris adına tapuya tescil edilen 689 ada 42 parsel sayılı taşınmazın edinilmiş mal olduğundan davacının 1/2 pay sahibi olduğunun tespiti ile tapu iptali ve tescil isteğinin mahkeme görevli olmadığından reddine” karar verilmesi üzerine; Hüküm, davalılar ..., ..., ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı ile muris ... 19.03.1971 tarihinde evlenmiş, evlilik birliği murisin 12.01.2006 tarihinde ölümü ile sona ermiştir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/1 maddesi gereğince ölüm tarihinde sona ermiştir. Davacı ile muris ... arasında düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi kurallarının evlilik birliğinin kurulduğu andan itibaren hüküm ifade edeceğine ilişkin sözleşme bulunmakla 4722 sayılı Kanun'un 10/3. maddesi gereğince eşler arasında TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.
Dosya kapsamı, dava dilekçesindeki açıklamalar, davacı ve muris arasında düzenlenen mal rejimi sözleşmesi ve taşınmazın evlilik birliği içinde edinilmiş olmasına göre; davacı vekilinin talebi katılma alacağına dayanan tapu iptali ve tescil isteği, mümkün olmadığı takdirde taşınmazda 1/2 payın bulunduğunun tespitine ilişkindir.Mahkemece, tapu iptali ve tescil isteğinin Mahkeme'nin görevine girmediği, ancak taşınmazın edinilmiş mal olması nedeniyle davacının taşınmazda 1/2 payı bulunduğundan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı tarafından terditli olarak açılan davada öncelikle tapu iptali ve tescil isteğinde bulunulmuş ise de, 07.10.1953 tarih ve 1953/8 Esas 1953/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi sonucunda oluşan hak şahsi bir hak niteliğindeki para alacağı olup ayin başka bir değişle mülkiyet hakkı istenilmeyeceğinden tapu iptali ve tescil isteğinin reddine ilişkin hüküm sonuç itibariyle doğrudur.Dava konusu taşınmaz muris ve davacı arasında düzenlenen sözleşme gereğince evlilik birliği içinde satın alma yoluyla muris adına tescil edildiğinden edinilmiş maldır. Kural olarak, edinilmiş mal niteliğindeki taşınmazlar üzerinde sağ kalan eşin artık değerin 1/2'si oranında katılma alacağı mevcut ise de, yukarıda açıklandığı üzere bu hak şahsi bir alacak hakkı niteliğindedir. Somut olayda davacı vekili TMK 202 ve devamı maddeleri gereğince edinilmiş maldan kaynaklanan alacak hakkı isteğinde bulunmamış olup taşınmazda 1/ 2 pay sahibi olduğunun tespitini istemiştir. 07.10.1953 tarih ve 1953/8 Esas 1953/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca mülkiyet iddiasında bulunamayacak davacının taşınmazda 1/2 payının bulunduğunun tespitini istemesi de mümkün değildir.
Öte yandan öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında "eda davası" açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu halde eda davası niteliğindeki katılma alacağı istekli dava açma hakkı bulunan davacının bunun yerine tespit isteğinde bulunması da mümkün olmadığından mahkemece tespit isteğininde reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüne, yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK.nun 388/4.(HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 10.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.