........
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ....... Mahkemesi'nden verilen 25.09.2012 gün ve 339/270 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; doya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenlerine dayanarak Hazine adına kayıtlı bulunan 113 ada 31 ve 33 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davacının taşımazı davasız ve aralıksız uzun süreden beri zilyetliğinde bulundurduğuna dair açık bir bilginin mevcut olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 113 ada 31 ve 33 nolu parsellerin tapusunun iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava konusu 113 ada 31 ve 33 sayılı parsellere ait kadastro tutanaklarının ve tapu kayıtlarının incelenmesinde; 39 nolu toprak tevzi komisyonunca dağıtıma tabi tutulan yerlerden oldukları, 62 parsel adı altında sınırlanmalarının yapıldığı,............adına tespit gördüğü, 1976 yılında 10 TL bedelle..... haricen satarak zilyetliğini devrettiğini, bu taşınmazla alakasını kestiği, alıcısı bu taşınmazdaki zilyetliğini 1982 yılında terk ettiği, kadastro sırasında bir kez sürdüğü bu şekilde zilyet edemeyeceği muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyan ve ifadelerinden anlaşıldığı belirtilmek suretiyle 12.04.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında belgesizden, ham toprak niteliğiyle Hazine adına tespitlerinin yapıldığı ve tutanakların itirazsız olarak kesinleşmesi ile 24.08.2007 tarihinde tapuya tescil edildikleri görülmüştür.
Mahallinde yapılan keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklar, davacının dava konusu taşınmazın kendisine ait olduğunu söylediğini ifade etmişler, yine keşifte dinlenen tanık ... ise davacının dava konusu taşınmazı 20 yılı aşkın süredir çavdar, buğday ekmek suretiyle zilyetliğinde bulundurduğunu ifade etmiştir. Keşifte hazır bulunan ............20.05.2012 tarihli raporunda, dava konusu 113 ada 31 parsel sayılı taşınmazın yaklaşık 10-15 yıldır kullanıldığını, az killi olup orta derecede taşlı olduğunu, 3. sınıf kıraç tarım arazi niteliğindeki yerlerden olduğunu, doğusunda mera bulunduğunu, halihazırda taşınmaz üzerinde buğday ekiminin mevcut olduğunu, yine dava konusu 113 ada 33 parsel sayılı taşınmazın 31 parsel sayılı taşınmaz ile aynı özellikte
........
olduğunu bildirmiştir. Davacı'nın anılan taşınmazları arpa, buğday ve benzeri hububat ekmek suretiyle tarım arazisi niteliği ile tasarruf ettiği bildirilmiş ise de, ziraatçı uzman bilirkişi tarafından sunulan rapor kapsamı ile keşif sırasında çektirilen fotoğraflar birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazlarda imar ihyanın tamamlanmadığı, taşlılığın hakim olduğu, sınırlarındaki mera parselinden edinildiği anlaşılmaktadır. Bu nitelikteki bir yerde ekonomik amaçlı hububat tarımı yapılamayacağı görülmektedir. Şu halde bilimsel verilere dayalı olarak sunulan rapor karşısında yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına değer verilemez.
Öte yandan dava konusu taşınmazlara ilişkin kadastro tutanaklarında, taşınmazın alıcısı olan davacının bu taşınmazdaki zilyetliğini 1982 yılında terk ettiği, kadastro sırasında bir kez sürüldüğü, bu şekilde zilyetliğe ara verildiği açıkladığına göre 20 yıllık kazanma süresi dolmamıştır. Bu belirlemeler karşısında davacı yararına kazanma koşullarının oluşmadığı, imar ve ihyasının tamamlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, somut olay ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.......