MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Şikayetçi vekili dilekçesinde, takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiştir. Mahkemece, takip dayanağı ilamın gerekçeli karar başlığında "menfi tespit davası" olarak yazılmış ise de, ilam davacısının davayı ıslah etmesi sebebiyle "istirdat davası" olarak kabul edilerek hüküm kurulduğu ve "istirdat davalarına" ilişkin hükümlerin kesinleşmeden takibe konulabileceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak, ilama dayanarak ilamlı icra takibi yapılabilmesi için hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. Yine 1086 sayılı HUMK'nun 443/1. (HMK. m. 367/1) maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz.
Ancak, bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir bölümü HUMK'nun 443/2. maddesinde belirtildiği gibi bir bölümü de özel yasalarında gösterilmiştir. Bu istisnai hükümlerden birisi de 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.
Somut olayda takip dayanağı ilam, başlangıçta “2.004.838,18 TL borçlu olmadığının tespitine ve bu borç nedeniyle haksız olarak ödenmeyen 1.348,924,94 TL'nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline" ilişkin olup, yargılama sırasında dayanak ilam davacı vekilinin "teminat mektupları yoluyla 2.004.838,18 TL'nin vekil edeninden tahsil edilmesi nedeniyle bu tutarın iadesini" istemesi karşısında, yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.
Mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Borçlu vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.