.....
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne dair....... verilen 16.10.2012 gün ve 302/418 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, miras yoluyla intikal ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenlerine dayanarak Hazine üzerinde kayıtlı bulunan 119 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davacının evinin de bulunduğu kısmına ilişkin tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava dilekçesi ve duruşma günü yöntemine uygun biçimde tebliğ edildiği halde, yargılama oturumlarına katılmamış ve davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece; kazanmayı sağlayan zilyetlik yoluyla iktisap koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, dava konusu 119 ada 1 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişinin 06.04.2012 tarihli raporunda A, A1 ve A2 harfiyle gösterilen bölümün tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye elverişli bulunmamaktadır. Şöyle ki;dava konusu 119 ada 1 sayılı parsele ait kadastro tutanağının ve tapu kaydının incelenmesinde; Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, kimsenin mülkiyet iddiasında bulunmadığının muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyan ve ifadelerinden anlaşıldığı belirtilmek suretiyle 02.04.2008 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 11.6737,88 m2 yüzölçümü ile belgesizden, ham toprak niteliğiyle Hazine adına tespitinin yapıldığı ve tutanağının itirazsız olarak kesinleşmesi ile 19.07.2008 tarihinde tapuya tescil edildiği görülmüştür. Mahkemece 28.03.2012 tarihinde yapılan keşfe katılan uzman ziraatçi bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazdaki nizalı bölümün A harfi ile gösterilen kısmında tek katlı betonarme ev ve 1 adet ahır olduğu, geri kalan kısmın tarım yapmaya uygun olduğunu, A1 harfi ile gösterilen kısımda 5 yaşlarında 7 adet elma ağacı, 3 adet armut, 20 adet adet asma ağacının mevcut olduğunu, A2 harfi ile gösterilen kısımda sulu
tarım yapılabilir olduğunu ve C harfi ile gösterilen kısımın taşlık, eğimli, kuru tarım yapılabilir olduğunu bildirmekle birlikte, anılan bölümlerin tespit tarihinden geriye doğru en az kaç yıldır tarım arazisi olarak kullanıldığını açıklamamıştır. Bu kapsamda,dava konusu taşınmazın niteliği ve kullanım süresi bakımından tereddüt oluşmuştur.
......
Bundan ayrı, incelenmekte olan olayda, tanık dinlenilmeden yerel bilirkişi ve kadastro tutanak tanıklarının beyanları esas alınarak hüküm kurulmuştur. Bu tür davalarda, iktisabı sağlayan zilyetliğin ispatı gerekir. Zilyetlik olayları maddi olaylardandır. Maddi olaylar, tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir. Her ne kadar, zilyetlik araştırmasında mahalli bilirkişilerin verdiği bilgi ile yetinerek hüküm kurulmuş ise de, 6100 sayılı HMK.nun 266 (HUMK.nun 275) maddesinde hangi amaçla bilirkişilerin bilgisine başvurulacağı açıklanmıştır. Zilyetliğin ilk önce tanık sözleri ile tespiti şarttır. Bu yapılmadıkça mahalli bilirkişi sözleri tek başına davada hüküm vermeye yeterli olamaz. Mahalli bilirkişinin zilyetlik konusundaki sözleri ancak taşınmazın sınırları, mevkii, niteliği hakkında kapsamlı bilgiler veririr. Bunlardan başka, tanık sözleri ile tespiti gereken bir husus için tanık dinlenmeden bilirkişinin bilgisi ile yetinilip karar verilemez (H.G.K. 30.03.l994 tarih l993/8-939 esas, l994/l76 karar). Öte yandan, davacı, dava dilekçesinde açıkça tanık deliline dayandığına göre, öncelikle, taraflara tanıklarını liste halinde vermeleri için usule uygun kesin süre ve imkan verilmesi, belirlenen yerel bilirkişi listesinde yer alan kişiler ile taraf tanıklarının HMK.nun 240, 243 ve 259. maddeleri uyarınca davetiye ile keşif yerine çağrılarak, aynı Kanunun 259/2 ve 290/2. (HUMK 259) maddeleri hükümleri uyarınca ve mümkün olduğunca taşınmaz başında yapılacak keşifte dinlenilmeleri gerekir.
Bu kapsamda, bir arazinin kullanım süresi, niteliği ve zilyetlik süresini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. O halde; tespit tarihinden geriye doğru en az 20-30 yıl öncesine ait (1978-1988 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlü hava fotoğraflarının ......, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotogmetrik ve fotogrametrik paftaların ise, İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosyaya eklenmesi, taşınmazın çevresinde bulunan parsellerin tapu kayıtları, kadastro tutanakları ila dayanak tapu kayıt ve tedavülleriyle vergi kayıtlarının bulundukları yerlerden getirtilerek yeniden yapılacak keşifte uzman bilirkişi jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendis, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla açıklanan hava fotoğrafları, Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilecek paftalar ve komşu parsellere ait tapu kayıtlarının keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının çekildikleri, Kadastro Müdürlüğü'nden gelen paftaların ise, düzenlendikleri (1978-1988 yılları arasında düzenlenen paftalar olacak) tarihlere göre, dava konusu taşınmaz bölümünün kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı veya hangi nitelikte bulunduğu konusunda uzman bilirkişilerden tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli keşif yerinde dinlenilmeleri, dava konusu taşınmazın nizalı bölümünün niteliği, kullanım süresinin ne zaman başlandığı ve ne şekilde kullanıldığının belirlenmesine çalışılması, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı Kanununun 261/1. (HUMK 265) maddesi hükmü gözönünde tutularak çelişkinin giderilmesine çalışılması, daha önce götürülmeyen başka bir uzman bilirkişi ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenerek gerekçeli, denetime açık, karşılaştırılmalı rapor istenmesi, HMK.nun 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip mahkeme hakimi tarafından onaylandıktan sonra dosya arasına konulması gerekir.
Öte yandan, davacı vekili dava konusu taşınmazın yüzyılı aşkın süredir davacının dedesi, babası ve davacının zilyetliğinde bulunduğunu bildirmiş olmasına rağmen nizalı taşınmazın davacıya intikal şekli üzerinde durulmamıştır. Bu açıklamaya göre; uyuşmazlık konusu taşınmazın, babasından davacıya devir şekli (taksim, bağış, satış v.s.) üzerinde durulması dava şartı bakımından önemlidir. Dava şartı, kamu düzeni ile ilgili olduğundan davacı tarafça ileri sürülmese dahi mahkemece; tereke adına dava açmayan ve taşınmazın dede ve babasından kaldığını ileri süren davacıdan bu devir hakkında açıklama istenmesi, taksim, bağış, satış vs. gibi nedenlerden birine dayanması durumunda, bu hususu
.......
kanıtlaması için süre ve imkan verilmesi, bundan sonra iddianın ileri sürülüş şekline göre, öncelikle dava şartı üzerinde durulması, çekişme konusu taşınmazın halen elbirliği mülkiyetinde olduğunun anlaşılması durumunda, davacı tereke adına dava açmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmeli, taşınmazın tereke malı olmadığının saptanması halinde yargılamaya devam edilerek davacının zilyetlikle edinme şartlarının bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu açıklamalar kapsamında değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve kanuna aykırı görülen hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi uyarınca uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.......
Full & Egal Universal Law Academy