MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
... ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 25.11.2011 gün ve 181/354 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dava dilekçesinde, kadastro sırasında 1/2'şer pay oranında kendisi ve davalı adına tespit ve tescil edilen 109 ada 237 parselin babasından kaldığını ve kardeşleri ile aralarında yaptıkları anlaşma ile kendisine intikal ettiğini, taşınmazın tamamının uzun yıllardır kendisi tarafından sürülüp ekildiğini, davalının taşınmazda zilyetliğinin ve hakkının bulunmadığını açıklayarak, davalının payının tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı cevap dilekçesinde, davacının teyzesinin torunu olduğunu, taşınmazın ortak miras bırakan dedelerinden annesi ile davacının babaannesine intikal ettiğini, annesinin payının mirasçılar arasında yapılan taksim ile kendisine düştüğünü, kadastro sırasında davacının rızası ile 1/2 payın adına tespit ve tescil edildiğini, davacının taşınmazın yarısını kullanmadığını, kadastro tespitinin doğru olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne, 109 ada 237 parsel sayılı taşınmazdaki davalının 1/2 payının tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hüküm, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; nizalı 109 ada 237 parsel, 09.02.2006 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında "tarla" niteliği ile belgesizden, 1/2'şer pay oranında davacı ve davalı adına tespit edilmiş, tutanağın itirazsız kesinleşmesi ile 26.05.2006 tarihinde tapu oluşmuştur. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme yeterli olmadığı gibi, mahkemenin keşif ara kararı da usulüne uygun değildir. Şöyle ki; davacı vekili 19.12.2006 havaleli tanık listesinde ...; davalı vekili, 24.11.2006 tarihli yargılama oturumunda sunduğu tanık listesinde ...i tanık olarak bildirmiştir. Mahkemenin 29.07.2011 tarihli yargılama oturumunda atıfta bulunduğu 12.02.2010 tarihli keşif ara kararında "tespit ve mahalli bilirkişilerin keşif gün ve saatinde hazır edilmesi için İlçe Jandarma Komutanlığına müzekkere yazılmasına, tarafların varsa tanıklarının keşif mahallinde dinlenilmesine" karar verilmiştir. 03.10.2011 tarihinde mahallinde yapılan keşifte, davacı vekilinin tanık listesinde yer almayan ... ve davalı tanığı ...; mahkemenin yazısı gereğince Jandarma tarafından hazır edilen tespit bilirkişisi ...ve yerel bilirkişiler Mahmut ... dinlendiği saptanmıştır.
Genel mahkemelerde görülen davalarda Hâkim tarafların gösterdikleri tanık ve delillerle bağlı olup onun dışında kendiliğinden tespit bilirkişisi ve tanık dinleyemez. Çünkü, genel mahkemelerde davanın taraflarca hazırlama kuralı geçerlidir. Bundan ayrı, zilyetlik maddi olaylardan olup 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/1. fıkrası uyarınca yerel bilirkişi ve tanık dâhil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Mahkemece, tanık listesinde yer almayan davacı tanığı ile tespit bilirkişisinin resen dinlenmesi doğru olmadığı gibi, davanın taraflarının dinlenmeyen tanıklarından vazgeçtiğine dair beyanı da bulunmamaktadır.
Bu nedenle, genel mahkemelerde görülen davalarda Hâkimin tarafların gösterdikleri tanık ve delillerle bağlı olup onun dışında kendiliğinden tespit bilirkişisi ve tanık dinleyemeyeceğinin nazara alınması, yöntemine uygun bir biçimde keşif ara kararının alınarak, yerel bilirkişi ve tarafların bildirdiği tanıkların HMK. nun 243 ve 244. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, aynı Kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/1. maddesi uyarınca zilyetlik maddi olaylardan olup, yerel bilirkişi ve tanık dâhil her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğunun göz önünde tutulması, nizalı yerin niteliği, mevkii ve sınırları hakkında yerel bilirkişilerden bu yerin kimden ve ne şekilde (taksim, bağış, satış vs) intikal ettiği, kadastro tespitinden önce çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğinin kimde olduğunun belirlenebilmesi için detaylı beyanlarına başvurulması, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde olayın aydınlatılması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK. nun 261. maddesi gereğince aykırılığın giderilmesi, ondan sonra toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-2 bendi gereğince ilama karşı karar düzeltme yolunun kapalı bulunduğuna ve 87,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 18.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.