MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Katkı payı alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... . Aile Mahkemesi'nden verilen 12.03.2012 gün ve 856/194 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde ve yargılama oturumlarındaki beyanlarında; vekil edeni ile davalının boşandıklarını, evlilik birliği içinde edinilen 1673 ada 14 parsel sayılı arsa, 820 ada 62 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 6 numaralı mesken ve ... plakalı araç ile evlilik birliği içinde edinilen diğer mallara vekil edeninin ziynet eşyaları ve maaş gelirleriyle katkısı bulunduğundan, katkı payı karşılığı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 75.000 TL'nin faiziyle birlike davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davada zamanaşımının gerçekleştiğini, dava konusu taşınmazlar, araç ve diğer mallara davacının katkısının bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; TMK'nun 178. maddesinde "evliliğin boşanma sebebi ile sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden 1 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar" hükmünün yer aldığı, tarafların boşanma kararının kesinleşme tarihinin 18.01.2002 olduğu, bir yıllık zaman aşımı süresinin geçtiği, HMK'nun 114/2. maddesine göre, davanın süresinde açılmış olma şartının davamızda yerine gelmediği, bu hususunda dava şartı olduğu anlaşılmakla, HMK'nun 115/1-2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 24.02.1982 tarihinde evlenmiş, 17.08.2001 tarihinde açılan boşanma davasının Mahkemece kabul edilmesinden sonra, 18.01.2002 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Dosya arasında bulunan tapu kayıtlarından; dava konusu 1673 ada 14 parsel sayılı taşınmazın arsa niteliğinde 27.02.1995 tarihinde ve 820 ada 62 parselde bulunan 6 numaralı mesken niteliğindeki taşınmazın da 26.03.2001 tarihinde satın alma yoluyla davalı adına tapuda kayıtlı bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu ... plaka sayılı aracın kaydının bulunmadığı, dava konusu edilmeyen ... plaka sayılı aracın ise davalı adına önce kaydedilip, daha sonra kaydının silindiği ... İl Emniyet Müdürlüğü'nün mahkemeye hitaben yazdığı yazı cevaplarından anlaşılmaktadır.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı vekili dava dilekçesinin tebliğinden sonra süresinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Mahkemece, TMK'nun 178. maddesi uyarınca açılan davanın zamanaşımına uğradığı görüşünden hareketle yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar Usul ve Yasa'ya uygun bulunmamaktadır.
Dava konusu taşınmazların edinim tarihi ve mal rejiminin sona erdiği boşanma davası tarihi itibariyle eşler arasında 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekir. Katkı payı davaları, 743 sayılı TKM'nin 5. maddesi yoluyla 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. (TBK.m.146) maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır.
TMK'nun 179. maddesi hükmüne göre, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. 743 sayılı TKM'nin yürürlükte olduğu 01.01.2002 tarihi öncesi eşler arasında aynı kanunun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan katkı nedeniyle açılan dava, katkı payı alacağı davasıdır. Belirtilen bu dönemde gerçekleştirilen ödemeye ilişkin uyuşmazlığın, Borçlar Kanunu hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekir. Katkı payı alacağına ilişkin zamanaşımı konusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda bir hüküm mevcut değildir. Borçlar Kanunu'nun 125. maddesindeki “bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir.” hükmündeki (her dava) sözcüklerini “bütün alacaklar” olarak anlamak gerekir. Zamanaşımının başlangıcı da boşanma kararının kesinleştiği 18.01.2002 günüdür. Türk Medeni Kanunu'nun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca Borçlar Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
Ayrıca; HGK'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararı ile katılma alacağı davalarının da 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmiş bu görüş Dairemizce de benimsenmiştir. Bu durumda edinilmiş mallara katılma alacağı davalarında da TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zaman aşımı süresinin uygulanması gerekecektir (mülga BK.m.125.). Ancak 10 yıllık zaman aşımının başlangıcı konusunda duraksama söz konusudur. Ağırlıklı görüş eşler arasında mal rejiminin sona erdiği tarih olan boşanma davasının açıldığı tarih başlangıç süresi olarak kabul edilmektedir. Ne var ki; 6098 sayılı TBK'nun 153/1-2. bendine göre "Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zaman aşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur". Kanunun bu açık hükmü gözetildiğinde başlangıç tarihi olan boşanma davasının açıldığı tarihte mal rejimi eşler arasında sona ermiş olsa bile zaman aşımı işlemeyeceğinden (duracağından) ve boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar da bu duruma devam edeceğinden ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren TBK'nun 146. maddesinde öngörülen zaman aşımı işlemeye başlayacaktır. Yani zaman aşımının başlangıç tarihi saptanan bu olgu karşısında boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır.
Buna göre, eşlerin birbirlerinin mal varlıklarının edinilmesine katkılarının kanıtlanması durumunda, katkı oranında alacak hakkı doğar.Saptanan bu durum karşısında TMK'nun 6. ve 222/1. maddeleri gereğince davacı iddiasını, davalı ise savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür.
Dava tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresi dolmadığı anlaşıldığından, tarafların tüm delilleri toplanıp, dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, usul ve kanuna aykırı şekilde dava tarihi itbariyle zamanaşımı süresinin dolduğu görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün, 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi,.