MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Mal rejimi tasfiyesi
... ile ... aralarındaki mal rejimi tasfiyesi davasının reddine dair ... 7. Aile Mahkemesi'nden verilen 20.09.2012 gün ve 1095/666 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: davacı ile davalının evlililk birliği devam ederken dava dilekçesinde adresi yazılı olan meskenin davalı adına satın alındığını, ancak bu taşınmazın alımı sırasında davacının birikimleri ile katkıda bulunduğunu açıklayarak öncelikle davalı adına olan tapu kaydının ½ payının iptali ile davacı adına tesciline, bu mümkün olmadığında dava tarihindeki değerinin faizi ile birlikte davalıya verilmesine, müşterek çocuk için aylık 250 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili, 12.3.2012 havale tarihli davalının cevap dilekcesine karşı beyanlarında özellikle neticei talep bölümünde davalının aleyhine açılmış olan davanın kabulü ile dava konusu dairenin ½ hissesinin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma dava dosyasına “anlaşmalı boşanma protokolü” başlıklı protokolün sunulduğunu, duruşmada protokolün aynen geçerli olduğuna ilişkin beyanda bulunarak beyanların taraflarca imza altına alındığını ve ... Aile Mahkemesi'nin 17.03.2010 tarih 2010/292-243 Esas ve Karar sayılı ilamı ile tarafların TMK'nun 166/3 maddesi gereğince boşanmalarına, dosyaya sunulan ve duruşmada içeriği tekrar edilen protokülün karar metnine aynen yazılarak aynı kanunun 184/5 maddesi gereğince onaylanmasına karar verildiği, söz konusu kararın taraflara tebliğ edildiği, temyiz edilmeksizin 25.5.2010 tarihinde kesinleştirildiğinden artık eldeki davanın konusunun kalmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini ve zamanaşımı definin dikkate alınmasını savunmuştur.Mahkemece, evlilik birliğinde edinilen taşınmazla ilgili davalıdan ayın isteme hakkı bulunmadığından tescile yönelik talebin reddine, yine terditli olarak istenen değer artış payı isteği için az yukarıda tarih ve esas karar numarası belirtilen boşanma ile ilgili kesinleşmiş ilam ve tarafların 17.3.2010 günlü oturumdaki imzalı beyanları ve okunan protokolün 7 nolu maddesinde mal paylaşımı yapıldığından davacının söz konusu boşanma ilamı metni ve eki protokole aykırı ve TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olarak hakkın kötüye kullanılması anlamına gelecek biçimde işbu dava ile talepde bulunmasının dinlenme olanağı olmadığından ve zamanaşımı definede itibar edilmeyerek davacının mal rejiminin tasfiyesine yönelik davasının reddine karar verilmiştir.Hüküm, süresi içirisinde davacı vekili tarafından dilekçesinde yazılı nedenlerle temyiz edilmiştir .Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; eldeki dava harcı ödenmek suretiyle 30.12.2012 tarihinde açılmıştır. Tarafların boşanmalarına ilişkin mahkeme kararı 25.5.2010 tarihinde kesinleştirilmiştir. Boşanma davasının açıldığı 16.3.2010 tarihinde mal rejimi son bulmuştur. Yerel mahkeme tarafından karara gerekçe yapılan ve yanların boşanmalarına ilişkin kesinleşen mahkeme ilamının kapsamında onaylandığı görülen anlaşmalı boşanma protokolün 7. maddesi: “taraflar müşterek mallarının paylaşımı konusunda ortak bir mutabakata varmış ve paylaşımı gerçekleştirmişlerdir. Bu nedenle birbirlerinden mal paylaşımına ilişkin olarak bir talepte bulunmayacaklarını taahhüt ederler.” biçimdedir. İşbu protokol, az yukarda değinildiği üzere, boşanma dava dosyasının duruşmasında taraflara okunmuş, yanlar herhangi bir baskı altında kalmaksızın işbu sözleşmeyi imzaladıklarını hakim huzurunda HUMK'nun 151. maddesi uyarınca onaylamışlardır. Esasen, davacının dilekçesinde baskı altında kalarak söz konusu sözleşmeyi imzaladığına ilişkin iddiasını kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı ile kanıtlayamadığı gibi söz konusu sözleşmenin ikrah ya da hile ile imzalattırıldığına ilişkin herhangi bir davada açılmamıştır. Kaldı ki, boşanma dava dosyasındaki oturum zaptında yazılı olduğu üzere hakim huzurunda cebir, tehdit altında kalmadığı ve hile ile imzalatılmadığına ilişkin imzalı beyanı bulunmaktadır.Öte yandan, söz konusu protokolün az yukarda yazılı olan madde metininde sözü geçen “mal” tabiri TMK'nun sistematiği içerisinde ayrı bir bölüm olarak düzenlenen eşya hukuku ile ilgili kitabında açıklandığı üzere tarafların sahip oldukları tüm menkul ve gayrimenkul malları kapsayacağı kuşkusuzdur. Yine, TMK'nun 683. maddesi “birşey” demekle gayrimenkulden bahsedildiği izahtan varestedir. Tüm bu nedenlerle, “mal” kelimesinin çok dar yorumlanması anılan kanunun kapsamına aykırı düşeceği kuşkusuzdur. Kaldı ki, gerek 1.1.2002'den önce ve gerekse bu tarihten sonra açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin tüm davalarda zamanaşımı süresi TMK'nun 5. maddesinin yollamasıyla Borçlar Kanunun 125 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 146. maddesi uyarınca 10 yıldır. Boşanmanın fer'ilerine ilişkin TMK'nun 178. maddesinin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.4.2013 tarih 2013/8-375-520 Esas ve Karar sayılı ilamıda bu mealdedir.Hal böyle olunca, Mahalli Mahkemenin kararı açıkladığımız bu gerekçelerle isabetli olup usul ve yasaya uygun olmakla, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile Yerel Mahkeme hükmünün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı
21,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3,15 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 10.10.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, TMK’nun 202, 218, 219, 229, 230, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma isteğine ilişkindir.Davanın; anlaşma protokolünün 7.maddesi ile TMK’nun 2 ve zamanaşımı süresinin geçmiş bulunması ( TMK. m.178 ) nedeniyle reddine ilişkin hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yüksek Daire çoğunluğunca protokolün 7.maddesinde yer alan açıklamanın mal rejiminin tasfiyesini kapsadığını ve zamanaşımı süresinin ise 10 yıl olduğunu gerekçe göstermek suretiyle red kararının onanmasına karar verilmiştir.Dosya arasında bulunan “Anlaşmalı Boşanma Protokolü” başlıklı anlaşmanın 7.maddesine göre, “ taraflar müşterek mallarını paylaşımı konusunda ortak bir mutabakata varmış ve paylaşımı gerçekleştirmişlerdir. Bu nedenle birbirlerinden mal paylaşımına ilişkin olarak bir talepte bulunmayacaklarını taahhüt ederler."Anlaşmalı boşanma protokolünün bu maddesinin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan malları da kapsayıp kapsamadığı azınlık ile çoğunluk arasında uyuşmazlık noktası oluşturmaktadır. Taraflar 11.09.2002 tarihinde evlenmiş, 16.03.2010 tarihinde açılan ve kabulle sonuçlanan boşanma davasının 25.05.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eldeki dava 30.12.2010 tarihinde açılmıştır. Uyuşmazlık konusu 183 ada 5 parselde yer alan 4 nolu bağımsız bölüm davalı ... tarafından 3.09.2008 tarihinde alındığına göre eşler arasında geçerli bulunan edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde alındığından edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. TMK’nun 166/3.fıkrasında yer alan anlaşmalı boşanmanın olumlu sonuçlanabilmesi için eşlerin boşanmanın fer’i niteliğinde bulunan haklar konusunda anlaşmak zorunda oldukları açıktır. Mal rejiminin tasfiyesi konusunda anlaşmaları zorunlu değildir. Ancak anlaşma protokolüyle mal rejiminin tasfiyesi konusunda da düzenleme yapabilirler. Bu konuda yasal bir engel bulunmamaktadır. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan sadece bir dairedir.Şayet taraflar anlaşmalı boşanma protokolüyle aynı zamanda mal rejiminin tasfiyesi konusunda da anlaşmak isterlerse, hangi mallar konusunda anlaştıklarını tek tek nitelik, cins, adet, ada, parsel vs. açıklanmak suretiyle anlaşma yapmaları gerekir. Aksi halde anlaşmalı boşanma protokolünün eşler üzerinde bıraktığı psikolojik ve sosyolojik etki nedeniyle bir an evvel boşanalım da ne olursa olsun düşüncesiyle duraksama yaratan anlaşmalı boşanma protokolleri yapmaları mümkündür. Bu protokolün de açıklanan psikolojik ortam içinde yapıldığı konusunda duraksamamak gerekir. Protokolün 7.maddesinde yer alan ibarelerin mal rejiminin tasfiyesi kapsamında yer alan ve uyuşmazlık konusu olan daireyi yani taşınmazı kapsadığı kanaatinde değiliz. Aksi halde, davacı Eşin mağdur olacağı açıktır. Bunun karşılığında davacı eşe ne verildiği de anlaşma protokolünde yer almamaktadır. Mallar konusu; ne anlama geldiği anlaşılamayan ve duruksama yaratan kapalı kelimelerle ifade edilmiştir. Bu bakımdan protokolün 7.maddesinde geçen ibareler geniş yorumlanmak suretiyle katılma rejimine konu olan taşınmazı da kapsadığı şeklinde gerçekleşen değerli çoğunluğun görüşlerine katılmıyoruz. Somut olayda Yerel Mahkemenin dayandığı gibi TMK’nun 2.maddesini uygulama olanağı da bulunmamaktadır.
Öte yandan bir olayda zamanaşımı gerçekleşmişse sadece buna dayalı olarak davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekir. İşin esasına girilerek hüküm kurulamaz. Yerel Mahkemenin bu bakımdan bir çok gerekçeye dayanmak suretiyle işin esası yönünden de reddine karar verilmiş bulunması doğru değil ve usule aykırıdır.Saptanan bu olgular karşısında hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken onanması şeklinde gerçekleşen sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyoruz.10.10.2013
Full & Egal Universal Law Academy