MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi
... ile ... aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 28.01.2009 gün ve 66/10 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı dava dilekçesinde; dava konusu yerin babasından kendisine intikal ettiğini, kendisi ile kardeşlerine ait evin taşınmaz üzerinde bulunduğunu, davalının da babasından kalan evin duvarlarını kırmak suretiyle yerlerine müdahalede bulunduğunu, bu işlemi yaparken kendisi ile kardeşlerinden rıza almadığını, evin duvarlarını yıktığını ve evinin önünü tamamen kapattığını kullanılamayacak duruma getirildiğini, henüz kadastro çalışmalarının yapılmadığını, davalının dava konusu yaptığı yere müdahalenin önlenmesine ve eski hale getirilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... 01.10.2007 tarihli cevap dilekçesinde , davanın yersiz açıldığını, davalıya ait evin duvarlarını yıkmadığını ve evin önünü kapatmadığını, sadece kendi evinin onarımını yaptığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “sadece bir yerel bilirkişi dinlenmek suretiyle davanın kabulüne, davalının davacının evine yapmış olduğu çatı saçağını uzatmak ve sınırını geçmek şeklinde yaptığı haksız müdahalenin men’ine ve 29.07.2008 tarihli raporda, yeşil renk ile taralı pencere saçağının 3 metre geriye çekilmesi ve kırmızı kalemle taranarak gösterilen ve davalı tarafından bina yapılan yerin yıkılması şeklindeki yerin eski hale getirilmesine" karar verilmesi üzerine, hüküm, sadece davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nun 683 ve komşuluk hukukunu öngören 737. madde çerçevesinde çözümlenmesi gereken müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Davalının gerçekten davacının taşınmazına müdahalede bulunup bulunmadığı, duvarını yıkıp yıkmadığı ve komşuluk hukukuna aykırı davranıp davranmadığı hususlarının yerel bilirkişi ve tanıklar dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Davalı 01.10.2007 tarihli dilekçesiyle 3, davacı ise 16.01.2008 tarihli dilekçesiyle 2 tanığını bildirdiği halde herhangi bir vazgeçme olmadığı gibi mahkemece de bu konuda makul sayılabilecek bir gerekçe gösterilmeksizin taraf tanıklarını dinlemediği ve davalının bu hususu temyiz konusu yaptığı anlaşılmaktadır. Keşif ara kararının verildiği 09.04.2008 ve bu tarihte keşfin yapılmaması nedeniyle, 2 sefer keşif gününün saptandığı 20.09.2008 tarihli yargılama oturumu arar kararları üzerinde yapılan incelemede taraf tanıklarının ne şekilde çağrılıp dinlenileceği konusunda hiçbir açıklamaya yer verilmemiştir. Bir tek bilirkişinin beyanı ile yetinilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu nedenle, yerel bilirkişi listesinde bulunan bilirkişilerle tanıkların HMK'nun 243 ve 244. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenmeleri, TMK'nun 683 ve 737. maddelerinin kapsamları gözönünde bulundurularak yerel bilirkişi ve tanıklara sorularak yöneltilmek suretiyle olayın aydınlığa kavuşturulması, yıkılan yerler ile müdahalede bulunulan yerler ve komşuluk hukukuna aykırı bulunan pencere ve benzeri yerlerin teknik bilirkişiyle kroki üzerinde işarettirilmesinin sağlanması, tarafların taşınmazları daha önce bir bütün iken sonradan bölüştürüldükleri hususu gözetilerek tarafların geçmişteki kullanımları, alışılagelen kullanım biçimi, örf ve adette göz bulundurularak toplanacak delillerin bu kapsamda birlikte değerlendirilmesi, ondan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sadece bir yerel bilirkişinin beyanı ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Davalının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 03.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy