MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
Davacı ... ile davalı ... ve dahili davalılar ... ve aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 24.05.2012 gün ve 148/601 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde 110 ada 83 sayılı parselin ... kızı ve 1991 yılında vefat eden ...'tan aldığını kadastro çalışmaları sırasında ...'nin oğlu ...'ın oğlu (murisin oğlu ...'in torunu Bayram) adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazda miras payının bulunduğunu açıklayarak anılan parselin tapu kaydının iptali ile veraset belgesinde yazılı 1/4 miras payının adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... dava konusu yerin büyükbabası ...'den kaldığını, belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davaya dahil edilen ..., davacının dava konusu yerle bir alakasının bulunmadığını, yapılan tespit ve tescilin doğru olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, TMK'nun 6.maddesi gereğince davacının iddiasını kanıtlayamadığını, gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davacı, dava konusu taşınmazı annesi ...'den kaldığını ve miras payı bulunduğunu açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, davalı ... ise dedesi ...'den kaldığını açıklamıştır. Keşifte dinlenen her iki yerel bilirkişiler dava konusu taşınmazın davalı ...'ın dedesi ... tarafından değil muris ...'nin eşi ... tarafından dava dışı ...'dan satın aldığını bildirmişlerdir. Mahkemece kadastro tutanağının istenilmesi üzerine birlikte gönderilen 13.07.1966 tarihli senedin kapsamında dava konusu yerin malik ... tarafından 13.07.1966 tarihinde ... oğlu ...'a satıldığının yazılı bulunduğu ancak, satan Sabri'nin imzası dışında köy muhtarı ve iki azanın imzasının yer aldığı, satın alan ...'ın senette imzasının bulunmadığı, belirlenmiştir. Ancak söz konusu senedin yerel bilirkişilere okunarak keşifte uygulanmadığı görülmüştür. Davacı ise senette ...'in imzasının bulunmadığını sahte olduğunu ileri sürmüş, hadise şeklinde incelenmesi istenilmiş, ne var ki mahkeme bu konu üzerinde durmamıştır.
Öte yandan mahkemece yerel bilirkişi listesi istendiği ve beş kişinin isminin yeraldığı, davacının bildirdiği üç tanık arasında iki kişinin yerel bilirkişiler arasında da yer aldığı anlaşılmasına karşın mahkemece tanık olarak bildirilen kişiler dışındaki şahısların yerel bilirkişi olarak dinlenilmeleri gerekirken davacı tanıklarının yerel bilirkişi olarak dinlemiştir.
Bundan ayrı, ilk keşif ara kararının 08.10.2008 tarihinde belirlendiği ancak yapılamadığı, diğer ara kararların da da keşif gününün verildiği en son 16.09.2009 tarihinde keşif gününün belirlendiği, önceki ara kararı doğrultusunda keşfin yapıldığının öngörüldüğü, ne var ki önceki ara kararında yerel bilirkişi ve tanıkların ne şekilde dinleneceği konusunda bir açıklamanın yer almadığı saptanmıştır.
O halde mahkemece yapılacak iş, yönt... uygun bir biçimde keşif gününün belirlenmesi, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK 243 ve 244.maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, tanık olarak bildirilen kişiler dışındaki kişilerin yerel bilirkişi olarak dinlenilmesi, dava konusu taşınmazın kök muris ... tarafından ...'dan satın alıp almadığı ya da oğlu ... tarafından senette yazılı olduğu üzere Sabri'den alıp almadığı senedin neden alıcı ... tarafından imzalanmadığı üzerinde durulması gerekirse bu konuda ...'in bilgisine başvurulması, davacı senedin sahte olduğunu ileri sürdüğüne göre bunun hadise biçiminde eldeki davayla birlikte değerlendirilip bir sonuca bağlanması, dava konusu taşınmazın kök muris ... tarafından Sabri'den satın alındığının kanıtlanması durumunda tereke malı olduğunun düşünülmesi ve davacının miras payının buna göre değerlendirilmesi, ... tarafından satın alındığının saptanması durumunda şimdiki gibi davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir.
Yukarıdaki açıklamalar gözetilerek şayet taşınmazın ortak miras bırakan ... tarafından ...'tan satın alındığının kanıtlanması durumunda parselin kayıt maliki davalı ... terekeye göre üçüncü kişi durumunda bulunduğundan (çünkü mirastan dedesi ve babası henüz sağ olduklarından) davacının tereke malı nedeniyle aktif dava açma hukuki ehliyet ve sıfatının olup, olmadığının TMK'nun 701 ve 702. maddeleri gereğince değerlendirilmesi miras bırakanın veraset belgesinin davacıdan istenmesi, uyuşmazlığın çözümünde gözetilmesi gerekmektedir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy