MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 17.10.2012 gün ve 161/389 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dava dilekçesinde 184 ada 10 sayılı parselin annesi ... tarafından kumanda edilmiş ise de, babası tarafından alınan yer olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında davalılar ... ile kardeşi ... adına tespit ve tescil edildiğini dava konusu taşınmazı esasen babasının ...’ta maden ocağında işçi olarak çalışırken iş kazası sonucu ölmesi nedeniyle alınan parayla alındığını, ...’ın kendisiyle davalıların annesi olduğunu, anne bir baba ayrı kardeş olduklarını açıklayarak 184 ada 10 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın miras bırakan anneleri ...’dan kaldığını, davacının kendisine düşen payını 27.12.1969 tarihli senetle davalılara sattığını, kayıtsız şartsız zilyetliğini devrettiğini, davalılar tarafından taşınmazın aralıksız çekişmesiz malik sıfatıyla zilyet olduklarını gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK’nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davacı 27.12.1969 tarihli harici satış senedi altında bulunan imzanın kendisine ait olmadığını, dava konusu yerin babasının iş kazası geçirmesi sonucu aldığı tazminat parasıyla alınan yer olduğunu, annesi ...’dan kalan yer olmadığını açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu halde, Mahkemece 27.12.1969 tarihli senet keşif sırasında mevki ve hudutları itibariyle uygulamadığı, gerçekten dava konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadığının belirlenemediği, babasının parasıyla alınan yer olup olmadığı konusunda da dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklara herhangi bir soru yöneltmediği ve açıklığa kavuşturulmadığı saptandığından sonuca ulaşmak açısından bu konuda alınan beyanlar yetersiz olup, duraksama söz konusudur.
Bu nedenle yeniden yapılacak keşifte HMK’nun 243 ve 244.maddeleri gereğince yerel bilirkişi ve tanıkların davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenmeleri, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yerel bilirkişi ve tanıklara sorular yöneltilerek taşınmazın kimin tarafından alındığı, gerçekten babasından mı, yoksa annelerinden kalan yer mi, olduğu hususlarının belirlenmesi, senedin yöntemine uygun bir biçimde zemine uygulanması, dava konusu parseli kapsayıp kapsamadığının açıklığa kavuşturulması, kapsadığının anlaşılması halinde, bu sefer davacı, senet altındaki imzanın ve parmak izinin kendisine ait olmadığını açıkladığı gözetilerek aynı dava içinde hadise biçiminde imza araştırma ve incelemesinin yapılması, toplanan deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi miras bırakana ait veraset belgesinin alınması için davacıya süre ve imkan tanınması, uyuşmazlığın çözümünde gözönünde bulundurulması gerekirken davacının iddiaları göz ardı edilerek hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.