MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 07.03.2011 gün ve 287/50 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, kadastro çalışmalarında kendisine ait taşınmazın bir kısmının nizasız 145 ada 2 parselde adına, kalan kısmının ise 145 ada 4 parselde davalı adına adına tespit ve tescil edildiğini açıklayarak, davalıya ait taşınmaz içinde kalan kısmın tapusunun iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu yerin kayın babasına ait iken, ölümünden sonra çocukları olan ... ve ... tarafından yapılan paylaşımda eşi ...'ye düştüğünü, bu şekilde 22 yıl kullanıldıktan sonra ...'in kendi kullanımında olan yeri davacıya sattığını bildirmiş ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın öncesinde ...'e aitken ölümüyle iki oğlu arasında yapılan taksimde ...'e kaldığı, 2006 yılında Cemil tarafından davacıya satıldığından 21.07.2010 tarihli teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 297,76 m2 lik yerin davalı üzerindeki tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından; dava konusu 142 ada 4 parsel, 21.03.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarında 08.03.1974 tarih 23 cilt 2164 sayfa nolu tapu kaydı esas alınarak davalı adına tespit görmüş ve itirazsız kesinleşmekle kayıt oluşturulmuştur. Davacıya ait 145 ada 2 parsel sayılı taşınmaz aynı tarihte yapılan kadastro çalışmalarında 04.10.1962 tarih 2139-1882 sayfa nolu tapu kaydının revizyonu sonucu davacı adına tespit edilmiş, tutanakların itirazsız olarak kesinleşmesi üzerine tespit malikleri adına tescil edilmiştir. Dosya arasında bulunan bilgi ve belgelere göre, her iki taşınmazda Toprak Tevzi Komisyonunca yapılan çalışmalar sonucu tapuya tescil edilmiştir. Ne var ki, her iki taşınmaz da kadastro öncesi tapulu yerlerden olmasına rağmen mahkemece dayanak tapu kayıtları ile varsa haritası bulunduğu yerden getirtilip uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmamıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş, dava konusu taşınmaz ve davacıya ait taşınmaza ilişkin dayanak kayıtlar ile varsa haritasının bulunduğu yerden getirtilmesi, yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıkların HMK. nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılması aynı Kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmesi, dayanak kayıtların bilirkişi ve tanıklar vasıtası ile uygulanması, haritası var ise yerel bilirkişi ve tanık anlatımları ile haritasının nizalı ve nizasız gerçeklere uyup uymadığına işin uzmanı teknik bilirkişiye düzenlettirilerek açıklanan rapor ve ölçekli karşılaştırmada kroki düzenlettirilerek nizalı yerin hangi tarafa ait kök tapu ve haritası kapsamında kaldığının net bir biçimda açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu biçim de karar verilmesi isabetsizdir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-2 bendi gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine 05.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.