......
Gülay Sarıkan ile ... aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair ..........Hukuk Mahkemesi'nden verilen 29.03.2012 gün ve 275/93 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında; vekil edeninin evlilik birliği süresinde mevcut mal varlığının edinilmesinde katkısının tartışmasız olduğunu, mevcut mal varlığının %50'sinin vekil edeni adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde bedellerinin tespit edilerek vekil edenine ödenmesini talep etmiştir.
Davalı usulüne uygun olarak davadan haberdar edildiği halde, davaya yazılı ya da sözlü cevap vermemiştir.
Mahkemece "dava koşulu noksanlığı nedeniyle davanın reddine"karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Mahkemece, "dava koşulu noksanlığı nedeniyle davanın reddine" karar verilmiş ise de, verilen karar dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Hukuki dinlenilme hakkı, (HMK.m.27) Anayasa'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Tarafların yargılama sürelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate almaları, gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gerekir.
Hukuki dinlenilme hakkı uluslararası metinlerde çoğunlukla "İddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. HMK'nun 115/2. maddesinde; dava şartı noksanlığının tespiti halinde, mahkemenin vereceği kararın usule ilişkin bir nihai karar olan davanın usulden reddi kararı olacağı hususu vurgulanmış; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise usul ekonomisi ilkesine uygunluk sağlanabilmesi için, hakimin usulden ret kararı vermeden önce, eksikliğin tamamlanması yönünde ilgilisine kesin süre vermesi esası benimsenmiştir.
Mahkemece, 22.11.2011 tarihli 4 nolu tensip ara kararında, davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmiş ise de, verilen kesin süre Kanunda öngörülen koşullara uygun bulunmadığı gibi gider avansının hangi iş ve işlemler için yatırılması gerektiği ve miktarı açıkça belirtilmemiştir. Bu haliyle kesin sürenin usulüne uygun olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. O halde, 6100 sayılı HMK'nun 94, 114/1-1, 115/2 ve 120/2. maddeleri
..........
uyarınca usulüne uygun olarak davacı tarafa yatırılacak gider avansının, hangi iş ve işlemler için yatırılacağı ve miktarı tek tek bentler halinde belirtilmek suretiyle kesin süre verilmesi, kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ihtarı, ondan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kaldı ki dava boşanma davası ile birlikte 14.10.2010 tarihinde 1086 sayılı HUMK'nun yüyürlükte olduğu dönemde açılmış olup, davacının toplu halde, gider avansını yatırma zorunluluğu da bulunmamaktadır.
Ayrıca Mahkemece 22.11.2011 tarihli 4 nolu tensip ara kararında ihtara uyulmaması halinde davanın 6100 sayılı HMK'nun 115 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verileceğinin ihtarı gerekirken, açılmamış sayılmasına karar verilceğinin ihtarı da doğru olmamıştır.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
......
Full & Egal Universal Law Academy