MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR
Davacı (üçüncü kişi) vekili, ... . İcra Müdürlüğü’nün 2010/2017 sayılı takip dosyasında yazılan talimat uyarınca ... . İcra Müdürlüğü’nün 2010/996 sayılı talimat dosyasında yapılan 02.04.2010 günlü hacze konu menkullerin müvekkili şirkete ait olduğunu, haciz adresindeki işyerinin ve mahcuzların borçlu ile ilgisinin bulunmadığını, haciz adresinde ödeme emrinin tebliğ edilmediğini, borçluya ait evraka da rastlanmadığını, mülkiyet karinesinin müvekkili yararına olduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir..
Davalı (alacaklı) vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlu), usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir
Mahkemece haczin talimat yolu ile yapıldığını, buradaki yer mahkemesinin yetkili olduğunu belirterek yetkisizlik kararı verilmiş, Yargıtay 17. HD’nin 2010/6732 Esas, 2011/501 sayılı kararı ile yetkisizlik kararının yerinde olmadığı, İİK’nun 97/11. maddesi uyarınca yapılacak duruşmalı inceleme ile işin esasına girilmesi gerektiği hususları belirtilerek bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece uyma kararı verilerek yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere göre: “davacı şirketin ve ...’ın borçlu şirketin kurucu ortağı olduğu, davacının 26.03.2004’te hisse devri ile ortaklıktan ayrıldığı, davacı şirketin müdürü olan ...’ın aynı zamanda borçlunun da yöneticisi olduğu ve hacizde hazır bulunarak borçlu şirketi devraldıkları yönünde beyanda bulunduğu“ gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
İcra takibine dayanak Mahkeme ilamı incelendiğinde takip borçlusunun açtığı alacak davasının reddedilip, takip alacaklısının açtığı karşı davanın ise kısmen kabul edildiği, ancak dosyadaki bilgi ve belgelere göre borcun doğum tarihinin belli olmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan üçüncü kişi ve borçlu şirketler arasında ortaklık yapısı ve aynı alanda faaliyet göstermeleri nedeni ile sıkı bir organik bağ bulunduğu, bunun 26.04.2006 tarihi itibarı ile sona erdiği anlaşılmaktadır. Ne var ki borcun doğum tarihi belli olmadığından, ayrıca SGK kayıtları getirtilmediğinden borçlu şirketin son ortaklarının davacı şirketin ya da borçlunun eski çalışanları olup olmadığı, buna göre yapılan işlemlerin alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler niteliğinde olup olmadığı denetlenememektedir. Bununla birlikte ödeme emri tebligatı üzerindeki açıklamaya göre borçlunun ticaret sicil kaydındaki adresinden ayrıldığı adresinin belli olmadığı anlaşılmaktadır. Halen nerede faaliyetini sürdürdüğü, üçüncü kişi şirketin adresinde olup olmadığı hususları da ilgili Vergi Dairesi’nden sorulmamış ve bu konularda mahallinde kolluk aracılığı ile inceleme de yaptırılmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle, borcun doğum tarihini ve borçluların davacı ve borçlu şirketler ile geçmişe dayalı ilişkisini (çalışanı olup olmadıkları vb.) araştırmak, borçlunun davacı ile birlikte aynı adreste tek şirket gibi faaliyet gösterip göstermediğini gerekirse uzman bilirkişi yardımı ile tespit etmek olmalıdır.
Yapılan işlemlerin muvazaalı olup olmadığının belirlenmesi ve İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin kimin yararına olduğunun tayini ile sunulan delillerin ispat yükü açısından ele alınıp değerlendirilebilmesi için yukarıda belirtilen tüm bu incelemelerin tamamlanması gerekir.
Muvazaa bulunmadığı ancak mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğu sonucuna varılırsa, bu kez keşif ve bilirkişi incelemeleri ile sunulan faturaların mahcuzlara uygunluğu irdelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Belirtilen tüm bu hususlar dikkate alınmadan eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.