MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Mirasçılık belgesi istemi
... ile Hasımsız aralarındaki mirasçılık belgesi istemi davasının reddine dair ... 10. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 29.01.2013 gün ve 142/53 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde, miras bırakan ... 'nin ... 31.Noterliği'ne tanzim ettirdiği 15 Şubat 2002 tarih ve 09022 sayılı vasiyetnamesi ile vekil edeni ... Vakfını mirasçı tayin ettiğini, miras bırakanın vefatı üzerine ... (10.) Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açılan vasiyetname davasında miras bırakanın kanuni mirasçılarının tespitine ihtiyaç duyulduğundan veraset belgesi almak için bu veraset davasını açmak gerektiğini açıklayarak miras bırakan ... 'nin kanuni mirasçılarını gösterir veraset belgesi verilmesini talep etmiştir.
Dava mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkindir.Mahkemece verilen kesin süre içinde davacı vekilince kesin sürenin gereklerinin yerine getirilmediği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 30.maddesi hükmünde doğum ve ölümün nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunabileceği, nüfus kütüklerinde kayıt bulunmaması veya bulunan kaydın doğru olmadığının anlaşılması halinde gerçek durumun her türlü delille kanıtlanabileceği açıklanmıştır. Hukukumuzda çekişmeli yargıya tabi davalarda taraflarca hazırlama ilkesi geçerli olup hakim tarafların talepleri ile bağlıdır. Çekişmesiz yargıya tabi davada ise re'sen araştırma prensibi egemendir. Hasımsız açılan ve çekişmesiz yargıya tabi olan davalarda verilen kararlar kesin hüküm teşkil etmediği gibi bu kararlar açılacak bir iptal davası sonucunda değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.Diğer yandan, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 31 ve devam eden maddelerinde kimlerin ölüm bildiriminde bulunabilecekleri, ölüm kaydının hangi hallerde nüfus kütüklerine işleneceği açıklandıktan sonra 33. maddesinde ölmüş olduğu halde aile kütüklerinde sağ görülenlere ait ölüm tutanaklarının, ölüm olayını gösterir belge ile başvurulması halinde Nüfus Müdürlükler'ince düzenlenerek gerekli işlemin yapılacağı, herhangi bir belge ibraz edilememesi durumunda ölüm beyanının doğruluğunun Nüfus Müdürlükler'ince araştırıldıktan sonra düzenlenecek ölüm tutanağının Mülkî İdare Amiri'nin emri ile işleme konulacağı, bu kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmeliğin 69. maddesinin 3. bendinde de ölüm bildirimi sırasında herhangi bir belge verilemediği takdirde; ölünün hısımlarının ve ölüm olayını bilenlerin kimlikleri ile yerleşim yeri adreslerinin tespit edileceği, bu belgelerin Mülkî İdare Amirliği aracılığı ile güvenlik makamlarına gönderilerek kişinin ölümünün araştırılmasının isteneceği, kütüklere ilgilinin ölüm araştırmasının yapıldığı açıklamasında bulunulacağı, bu araştırma sonuçlanıncaya kadar kayıt üzerinde işlem yapılamayacağı, kişinin öldüğünün tespit edilmesi halinde ölüm olayının aile kütüğüne tescil edileceği, hakkında araştırma yapılan kişinin sağ olduğunun anlaşılması halinde ise yapılan açıklamanın silineceği, 4. bendinde de genel müdürlükçe, MERNİS ve adres kayıt sisteminde yer alan bilgilerden yararlanılarak uzun süredir işlem görmeyen ve ölü olması muhtemel olup da aile kütüklerinde sağ görülenlerin araştırılmasının, üçüncü fıkrada belirtilen usule göre Nüfus Müdürlüklerine yaptırılacağı belirtilmiştir.Bütün bu maddeler birlikte değerlendirildiğinde nüfus kütüğünde kayıtlı bir kişinin ölüm kaydı kütüklere işlenmedikçe veya Asliye Hukuk Mahkemesince verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile kişinin ölmüş olduğu belirlenmiş olmadıkça dar yetkili Sulh Hukuk Mahkemesince kişinin sağ olduğunun kabul edilmesi gerekir. Nüfus Müdürlüklerince ölüm araştırması yapılması ve buna ilişkin açıklama yazılarak kütükteki kaydın kapatılmış olması bu olguyu değiştirmez.Öte yandan davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi hükmünde, kanunda gösterilen veya hakim tarafından verilen kesin süre içinde yapılması istenen işlem yapılmazsa ilgilinin o işlemi yapma hakkının düşeceği açıklanmıştır. HMK'nun 94. maddesinin kabul edilmesindeki amaç, yargılama aşamasında verilen ara kararlarının ciddiyet ve özenle yerine getirilmesini sağlamak, bu yolla davaların uzamasını önlemektir. Kesin süreye uymamanın doğurduğu ağır sonuç gözetildiğinde mahkemece verilen sürenin kesin olduğundan söz edilebilmesi için; ara kararında yapılması istenen işlerin neler olduğunun ayrıntılı olarak ve kuşku yaratmayacak biçimde belirtilmesi, verilen sürenin işin yapılabilmesi için yeterli uzunlukta olması, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının ara kararında açıkça gösterilmesi ve ilgilinin bu konuda uyarılması gerekir.
Somut olaya gelince; celp edilen nüfus kayıtlarından kök muris ... mirasçılarından ... hakkında ölüm araştırması yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca ... Nüfus Müdürlüğü'nün 30.07.2012 tarih ve 1997 sayılı yazısından, ... 'nin ölüm araştırmasının birinci zümreden bilen kişi bulunmadığından ikinci zümreden de ... kızı ... 'in adresine ulaşılamadığından bugüne kadar ölüm araştırmasının sonuçlandırılamadığının bildirildiği görülmüştür. Davacı vekiline 30.11.2012 tarihli oturumda, mirasçılık belgesi istenen kök muris ... 'in mirasçısı ... 'in ölüm araştırmasının yapılması hususunda müracaat edildiği ve işlem yapıldığını belgelemek konusunda HMK 94 maddesi gereğince iki hafta süre verilmesine, kesin sürenin sonuçlarının hatırlatılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.Mirasçı olduğu anlaşılan kişilere ait nüfus kayıtlarının düşünceler bölümünde o kişi hakkında ölüm araştırmasının yapıldığı hususunun yazılması halinde adı geçen kişinin sağ olduğu kabul edilerek mirasçılık belgesinin düzenlenmesinin gerekeceği, zira kişinin açıkça ölüm kaydının nüfusuna işlenmediği takdirde sağ olduğunun kabulü gerektiği, kaldı ki, ölüm araştırmasının yapılıp sonuçlandırılması idari bir işlem olup, davacı vekiline bu hususta kesin süre verilmesinin de hukuken mümkün olmadığı kuşkusuzdur.Öte yandan davacı vekilinin 24.04.2012 havale tarihli dilekçe ile gerekli olduğu takdirde tanık beyanına delil olarak dayandığı ancak tanıklarının isim ve adreslerini bildirmediği, bu hususta davacı vekiline usulüne uygun şekilde kesin süre verilmediği anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca; davanın ispat imkanı kısıtlı üçüncü kişi tarafından açılmış olduğu da gözönünde bulundurularak; mahkemece davacı tarafa tanıklarının isim ve adreslerini bildirmesi için usulüne uygun şekilde kesin süre verilmesi, bildirdiğinde dosyaya yatırılan masraftan karşılanmak suretiyle duruşmaya çağırılarak dinlenmesi, davanın sonucuna etkili olduğu gözetilerek kök muris ... mirasçılarından ... 'nin 2. zümreden akrabası olan ... kızı ... 'in nüfusa kayıtlı olduğu ... İli ... ilçesi ... Mahallesinden kolluk birimleri aracılığıyla adresinin araştırılması, hakkında ölüm araştırması yapıldığı anlaşılan ... hakkındaki araştırma sonucunun yeniden nüfus müdürlüğünden sorulması, gerekirse araştırma sonucunun beklenmesi, sonuçlandığı takdirde ... 'nin yeni nüfus kaydının getirtilmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, kaldı ki mirasçılık belgesinin aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olduğu, ileride mirasçılar çıktığı takdirde onların bu veraset belgesini her zaman iptal olanaklarının bulunduğu gözetilerek mevcut nüfus kayıtlarına göre paylar belirlenerek mirasçılık belgesi verilmesi gerekirken, yersiz gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun olmamıştır.Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 30.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.