MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının kısmen kabulüne dair ... . Aile Mahkemesi'nden verilen 14.12.211 gün ve 1099/1763 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili dava dilekçesinde, vekil edeni ile davalının 17.9.1981 tarihinde evlendiklerini, ...’da açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması üzerine boşandıklarını, vekil edeninin davalıdan önce 1981 yılında ...’da işe başladığını, biriktirmiş olduğu paraları ...’de bulunan davalı eşine göndererek taşınmazları aldıklarını, söz konusu taşınmazların davalı adına tapuda kayıtlı bulunduklarını, davacının ...’da sanayi işçisi olarak çalışıp aldığı para ile her üç taşınmaza katkı yaptığını açıklayarak mülkiyeti eşlerden hangisine ait olursa olsun, mal rejimi sona erip, tasfiye yapılırken eşler arasında yarı yarıya paylaşımın söz konusu olduğu malların tasfiye konusu yapıldığını, tapuda kayıtlı bulunan her üç taşınmazın günün koşulları içinde yaklaşık değerlerinin toplamının 250.000 YTL civarında olduğunu, boşandıktan sonra davalının davacıyı söz konusu taşınmazlardan yararlandırmadığını, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla şimdilik 1000 YTL'nin ödenmesine ve gerçek satış değerinin paylaştırılmasına karar verilmesini istemiş, Mahkemenin verdiği ara kararı üzerine 24.10.2006 tarihli dilekçesiyle her üç taşınmaz için toplam değerin 101.000 TL olduğunu açıklamış ve yine fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş, bilirkişiden rapor alındıktan sonra 23.2.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle harcını yatırmak suretiyle istek miktarını toplam 134.701 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı ... vekili 14.11.2006 tarihli cevap dilekçesiyle, taşınmazların toplam değerinin 250.000 TL civarında olduğu açıklanmasına karşın, eksik harcın yatırılmadığını, bu nedenle davaya devam edilemeyeceğini, taşınmazların vekil edeninin kendi kazanımlarıyla satın aldığını, davacının herhangi bir katkısının olmadığını, kendi kazancını ailesi ve çocukları için harcadığını, vekil edeninin ...’da bulunduğu ve çalıştığı süre zarfında kalite şefi ünvanı ile meslek icra ettiğini, davacının ise, düz montaj işçisi olarak çalıştığını,
gerek evin giderlerinin ve gerekse çocukların ihtiyaçlarının vekil edeni tarafından karşılandığını, buna karşın davacının daha fazla mala sahip olduğunu, davacı adına bulunan 844 ada 1 sayılı parseldeki dükkanın değerinin takriben 185.000 TL, 3560 parselde bulunan yazlığın değerinin 90.000 TL ve ...’da yine davacı adına kayıtlı bulunan evin değerinin 400.000 TL, adına trafikte kayıtlı aracın değerinin 15.000 TL olduğunu, bunlar dışında 120 adet burma bileziği ve o dönemde ... Bankası'nda bulunan 50.000 ... Markının da davacının mal varlığında yer aldığını, çocuklarından ...’ya ait 21 altın bilezik ve 2 metre altın kordon, ...’e ait 19 altın bilezik ve 2 metre altın kordon ile ... ait 17 altın bilezik ve 2 metre altın kordonun bulunduğunu, ...’da ... Bankasında özel bir kasada saklı tutulduğunu, bunlarında tasfiyede göz önünde bulundurulmasını ve takasa konu yapılmasını istemiş, davacının davasının reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “…davacının toplam katılma alacağının 134.701,06 TL, katılma alacağından davalının katılma alacağı olarak hesaplanan 39.682 TL'den ½ ye isabet eden 19841 TL nin indirilmesiyle (takasıyla) kalan 114.859,59 TL nin davalı ...’dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine…” hüküm, davacı vekili tarafından takas için herhangi bir ayrı davanın açılmadığını, harcında yatırılmadığını, bu nedenle 134.701,59 TL ye hükmedilmesi gerektiğini, davalı vekili tarafından ise, davacının katkısının hiç olmadığını, davalının kendi gelirleriyle söz konusu mal varlığını edindiğini, ...’da davacı adına tapuda kayıtlı bulunan 400.000 TL değerindeki taşınmazın hesaplamaya dahil edilmediğini gerekçe göstermek suretiyle temyiz etmişlerdir.
Dava, Mülga 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde taraflarca edinilen mallardan kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
Taraflar 17.09.1981 tarihinde evlenmiş, ...’da 2002 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 6.11.2003, tanıma kararının ise, 7.8.2006 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Taraflar arasında, evlendikleri 17.9.1981 tarihinden TMK.nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinde kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, sözleşmeyle başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 2002 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TKM. m. 202, 4722 SK. m. 10) Taraflar arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Uyuşmazlık konusu ve davalı adına kayıtlı 8164 ada 36 sayılı parselde bulunan 1 ve 4 nolu dairelerin 21.10.1998, 2948 parseldeki arsanın 26.7.2001 tarihinde, davalı adına kayıtlı 844 ada 1 sayılı parseldeki dükkanın 23.8.1998, 3560 parseldeki 33 nolu dubleksin ise 5.5.1994 tarihinde edinildiği dosya kapsamında bulunan tapu kayıtları ile bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır. ...’da davacı adına tapuda kayıtlı olduğu ileri sürülen evin ise dosya arasında bulunan tapu kaydına göre, ½'şer oranında taraflar adına paylı mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı bulunduğu ve bu evin alımı için çekilen kredinin halen davacı kadın tarafından ödendiği belirlenmiştir.
Davacı ve davalı ...’da uzun süre çalıştıklarından ve belirli bir gelire sahip oldukları anlaşıldığından her ikisinin de, edinilen taşınmazlara katkılarının olduğunun kabulü gerekir. Bu ilke, Daire tarafından uzun süreden beri sapma göstermeksizin uygulanmaktadır. ...’daki ev her ikisi adına paylı mülkiyet biçiminde tapuda kayıtlı bulunduğuna göre zaten bir bakıma taşınmazı bölüştüklerinin kabulü gerektiğinden tasfiyeye tabi tutulmasına gerek bulunmamaktadır. Mahkemece, bilirkişi incelemesi yapılmış ve yapılan hesaplama
yöntemi her ne kadar Dairenin uygulamasına uygun görülmemiş ise de, davacı dava dilekçesinde, açıkça eşler arasında yarı yarıya paylaşım konusu olacağını ileri sürdüğü gibi, 23.02.2010 tarihli ıslah dilekçesinde de, daha açık bir biçimde uzman bilirkişice hesaplanan toplam 269.402,12 TL'nin yarısı olan 134.701,06 TL'nin hüküm altına alınmasını istediğine göre, alacak miktarının %50 ile sınırlı olduğunu kabul etmiş bulunmaktadır. Yarı alacak isteğini katkının yarı miktarıyla sınırlandırıldığının kabulü gerekir. Aslında dosya kapsamına göre davacının katkı oranının belirlenen miktardan daha fazla olduğu bir gerçektir. Mahkemece her iki tarafın gelirleri de eşit kabul edilmiştir. 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi uyarınca, davalı kocanın evi geçindirme yükümlülüğünden doğan harcaması da Mahkemece gözetilmiştir. Yine bilirkişi raporuyla davalının tasfiyede gözönünde bulundurulmasını istediği ve takas konusu yaptığı aynı zamanda davacı adına kayıtlı bulunan taşınmazlardan kaynaklanan toplam katkı alacağının 39.682 TL olarak hesaplandığı, davalının ½ katkı alacağına isabet eden katkı miktarının 19.841 TL olması nedeniyle 6098 sayılı TBK.nun 139. ve devamı maddeleri çerçevesinde takasa tabi tutulduğu, yapılan bu işlemin Dairece de uygun bulunduğu kanaat ve sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, davacının gerek dava dilekçesiyle ve gerekse ıslah dilekçesiyle faiz isteğinde bulunmadığı, fazlaya ilişkin haklarında dava konusu yapıldığı ve Mahkemece hüküm altına alındığı, yapılan takasında açıklanan kanun maddesine uygun bulunduğu belirlenmiş ve hesaptan düşürülmesi gereken bir alacak olduğu bu nedenle takasın yapılmasına engel bir durumun olmadığı, takas def’inin, takasın yapılması için yeterli olduğu, ayrıca bir dava açılmasına gerek bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Az öncede açıklandığı üzere ...’da bulunan evin 1/2 şer pay oranında taraflar adına tapuda kayıtlı bulunduğu, bu evin alımı için çekilen kredinin halen davacı kadın tarafından ödendiği, taşınmazın 1/2'şer taraflar adına paylı mülkiyet biçiminde tapuda kayıtlı bulunması nedeniyle tasfiyeye tabi tutulmasına gerek olmadığı kanaat ve sonucuna varıldığından davalı vekilinin de tüm temyiz itirazları yerinde bulunmamıştır.
Davacı ve davalı vekillerinin yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine ve 1.705,75 TL'nin peşin harcın da istek halinde davalıya iadesine, 03.06.20134 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy