MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, ... . İcra Müdürlüğü’nün 2009/1407 sayılı Takip dosyasında yapılan 02.04.2012 günlü hacze konu menkullerin mülkiyetinin üçüncü kişi ...’a ait olduğu ve diğer üçüncü kişinin de mahcuzlar üzerinde rehin hakkının bulunduğu iddiası ile yapılan istihkak iddiasının yerinde olmadığını, mahcuzların borçlu şirkete ait olduğunu belirterek davanın kabulü ile istihkak iddiasının reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı üçüncü kişiler vekili, mahcuzların üzerinde noterde yapılan rehin sözleşmesi uyarınca ...’nın rehin hakkının bulunduğunu, mülkiyetinin ise üçüncü kişi ...’a ait olduğunu, borçlunun makineleri rehin sözleşmesi uyarınca teslim etmeyip bir başka firmaya sattığını, ondan da üçüncü kişi ...’ın iyi niyetle satın aldığını, rehinli malların kaçırılması nedeni ile yaptıkları suç duyurusundan sonra eşyaların kira sözleşmesi uyarınca üçüncü kişi ...’e teslim edildiğini, muvazaa bulunmadığını, borçlu şirketin borcunu ödemek için üçüncü kişi ...’e ait iş yerinde çalıştığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı borçlu, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre: "dava konusu haczin üçüncü kişinin huzurunda yapılması ve hacizde borçluya ait çok sayıda belgenin ele geçmesi nedeni ile İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğu, üçüncü kişilerin dayandığı rehin sözleşmesinde ayırt edici özelliklerin yazmaması nedeni ile mahcuzlarla karşılaştırılmasının mümkün olmadığı, bu yönü ile istihkak iddiasının kanıtlanamadığı, diğer yandan borçlunun haciz adresindeki faaliyetini sürdürdüğü, hacizde borçlu adına lisanslı bilgisayar programının tespit edildiği, üçüncü kişilerin borçlu adına fason üretim yaptıklarını kabul ettikleri ve sıkı bir organik bağ içinde bulundukları, alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı işlemler yapıldığı" gerekçesi ile davanın kabulü ile istihkak iddiasının reddine karar verilmiş; hüküm, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklı tarafından İİK’nun 99. maddesi uyarınca “3. kişinin istihkak iddiasının reddi” talebiyle açılmıştır.
Ne var ki, borçlu şirketin haciz adresinde faaliyet gösterdiği ve mahcuzların mülkiyetinin öncesinde borçluya ait olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf dahi bulunmamaktadır. Bu koşullarda İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. İcra müdürünün sehven İİK’nun 99. maddesinin uygulanması ispat yükünün yer değiştirmesi sonucunu doğurmayacaktır.
İspat yükü altında olan üçüncü kişiler, karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahiptir. ... rehin, ... mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bununla birlikte, aynı vekil aracılığı ile aynı cevap dilekçesi içerisinde savunma yapmışlardır. ...’nın dayandığı rehin sözleşmesinin diğer tarafı borçlu şirkettir, buna göre adı geçen davalı aslında mahcuzların mülkiyetinin borçluya ait olduğunu zımni olarak kabul etmektedir. Diğer yandan borçlunun rehin sözleşmesi uyarınca malları teslim etmeyip dava ve takip dışı bir şirkete sattığı, ondan diğer üçüncü kişinin fatura ile satın aldığı, ardından 10.000,00 TL bedelle üçüncü kişi ...’e kiraya verildiği yönündeki beyanlar ise genel yaşam deneyi kuralları ile bağdaşmadığı gibi kendi içinde çelişen durumlar yaratmaktadır.
Gerçekten de üçüncü kişilerin ortak savunmalarında yer alan olaylar zincirine bakıldığında, ...’ün 400.000,00 TL rehin bedeli ödediği ve borçludan teslim alamadığı eşyaları bu kez 10.000,00 TL kira parası ödeyerek diğer üçüncü kişiden kiralaması olağan bir durum değildir. Kaldı ki tüm bu işlemlerin borcun doğum tarihinden sonra yapılmış olması, üstelik arada çıkan ihtilafa rağmen borçlu şirketin ücret karşılığında üçüncü kişi ...’e ait iş yerinde çalışmaya devam etmesi de sonradan kurulan bu hukuki ilişkilerin gerçek olmadığını göstermektedir. Bu arada bir yandan rehin hakkının diğer yandan ...’ın mülkiyet hakkının geçerli olduğunu belirtip kabul etmek kendi içinde çelişen durumlar yaratmakta, bir diğer anlatımla alacaklıdan mal kaçırmak için borcun doğum tarihinden sonra danışıklı işlemler yapıldığını göstermektedir.
Bir an için üçüncü kişilerin savunmaları gerçek kabul edilse bile bu kez ispat yükü altında olmalarına rağmen sundukları fatura, rehin sözleşmesi vb. belgelerde eşyaların ayırt edici özellikleri yazmadığı için istihkak iddiasını, dolayısıyla mülkiyet karinesinin aksini kanıtladıkları da kabul edilemeyecektir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde Usul ve Yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı üçüncü kişiler vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle Usul ve Yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve
24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2.716,91 TL'nin temyiz edenden alınmasına 18.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy