MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Katılma alacağı
... ile ... aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair ... . Aile Mahkemesi'nden verilen 29.03.2012 gün ve 1042/297 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.11.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Dosyanın incelenmesi sonucu görülen eksikliklerin ikmali için dosyanın Yerel Mahkemesine iadesine karar verilmesini takiben eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, davacının eşini 16.01.2007 tarihinde iş kazası sonucu kaybettiğini, mirasçı olarak davacı ile eşinin önceki evliliğinden olan kızı davalı ...'in kaldığını, murisin adına ölümünden önce çalıştığı şirket tarafından ... Sigorta AŞ’ye ferdi kaza sigortası yaptırıldığını, sigorta teminatı 100.000 TL'nin ölümden sonra miras payları oranında mirasçılara, 75.000 TL davalıya, 25.000 TL davacıya olmak üzere ödendiğini, ferdi kaza sigortasından doğan tazminat alacağının edinilmiş mal niteliğinde olduğunu ve bu tazminatın 50.000 TL'sinin edinilmiş mal olması sebebiyle bakiye 50.000 TL'nin mirasçılar arasında paylaşılması gerektiğini açıklayarak 37.500 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, evliliğin ölümle sona erdiğini, MK'nun 178. maddesi gereğince bir yıl içerisinde dava hakkının düştüğünü, davacının bu alacağını bildiğini, zamanaşımı süresi içerisinde davanın açılmadığını, ayrıca sigorta şirketi aleyhine dava açılması gerektiğini, bu davaya bakma görevinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandığından Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevinde olduğunu, kaza sigorta ödencesinin edinilmiş mal niteliğinde olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, katılma alacağı dava süresinin öğrenildiği tarihten itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresinde ancak 01.09.2009 öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiği, dava tarihi 19.09.2011 tarihi itibarıyla bir yıllık sürenin geçtiği gerekçesi ile davalı vekilinin süresi içerisinde yaptığı zamanaşımı definin kabulü ile açılan davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ile tarafların ortak miras bırakanı ... 27.04.1999 tarihinde evlenmiş, 16.01.2007 tarihinde ... ’un ölümü ile evlilik birliği
sona ermiştir. Başka mal rejimi seçilmediğinden; evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM'nin 170.m.), 01.01.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 16.01.2007 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TMK'nun 202 ve 4722 sayılı Yürürlük Kanunu m.10/1) Davacı taraf murisin adına ölümünden önce çalıştığı şirket tarafından ... Sigorta AŞ’ye yaptırılan 100.000 TL miktarlı ferdi kaza sigortasından dolayı murisin ölümü nedeniyle yapılan ödemenin edinilmiş mal olduğunu açıklayarak 37.500 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
743 sayılı TKM'nin yürürlükte bulunduğu dönemde mal ayrılığı rejimi söz konusu idi. Mal ayrılığı rejimi için 743 sayılı TKM'de mal rejimi konusunda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemişti. Ancak 743 sayılı TKM'nin Borçların Umumi Kaideleri başlığını taşıyan 5. (4721 sayılı TMK. m.5) maddesinde, “Akitlerin in’ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, Medeni Hukukun diğer kısımlarında dahi caridir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında anılan madde gereğince BK'nun zamanaşımına ilişkin uygun düşen hükmünün mal rejimleri konusunda da uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu durum karşısında, TKM'nin 5. maddesi yollamasıyla mal ayrılığı rejimi dönemi bakımından BK'nun 125. (6098 sayılı BK'nun 146.m.) maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygun düşmektedir. BK'nun 125. (6098 sayılı BK'nun 146 m.) maddesinde; “Bu Kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava 10 senelik mürur zamana tabidir”, denilmiştir. Madde metninde sözü edilen “her dava” sözcüğü her alacak olarak değerlendirilmektedir. Aynı Kanun'un 132/1-3 nolu bendinde ise, “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez” hükmüne yer verilmiştir.
4721 sayılı TMK'nun da ise, zamanaşımına ilişkin bir hüküm yer almaktadır. Anılan Kanun'un 178. maddesinde; “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmiştir. Maddenin birinci bölümünden de açıkça anlaşılacağı üzere “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları...” denilmektedir. Daire tarafından bu hükmün sadece boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminat ile benzeri hakları kapsamadığı, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları ibaresinin aynı zamanda edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payını da kapsadığı düşünülmüş ve Daire uygulaması bu şekilde devam ettirilmekteydi. 743 sayılı TKM'nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde katkı payı alacağına yönelik tüm davalar sözleşme olsun veya olmasın 743 sayılı TKM'nin (4721 sayılı TMK'nun) 5. maddesi yollamasıyla BK'nun 125. (6098 sayılı BK'nun 146 m.) maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. TMK'nun 225/1. maddesi uyarınca mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ermiş (ki başka bir mal rejiminin kabulü halinde sözleşme söz konusu olur) ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince Mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde de 4721 sayılı TMK'nun 5. maddesinin yollamasıyla BK'nun 125. (6098 sayılı BK'nun 146.m.) maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır. 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında mal rejimi konusunda yapılmış bir sözleşme söz konusu ise, yine 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır.
TMK'nun 225/2. fıkrasında; “Mahkemece evliliğin (…) boşanma sebebiyle sona ermesi…” halinde katılma alacağı bakımından TMK'nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımının uygulanacağı Dairece kabul edilmekte idi. Bu kapsamda, Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından da TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146. (Mülga BK. m.125) maddesinde yer alan 10 yıllık
zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. Bu durum karşısında Daire tarafından da önceki 1 yıllık zamanaşımı uygulamasından vazgeçilerek TMK'nun 5. maddesi yolu ile 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesin de öngörülen 10 yıllık zamanaşımının uygulanmasına yönelik Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu görüşü benimsemiştir.
Zamanaşımı başlangıcı konusunda doktrindeki ağırlıklı görüş mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı tarih olarak kabul görmektedir. Ancak, 6098 sayılı Kanun'un 153/1-3. bendine göre, “Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zaman aşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur”. Şu halde, mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı tarih doktrine göre zamanaşımı başlangıç tarihi olarak kabul edilse dahi az önce açıklanan TBK'nun 153/1-3. bendi uyarınca alacaklar konusunda eşler arasında zamanaşımının işlemeyeceği, işlemeye başlamış ise duracağı hükmü gereğince boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren zamanaşımının duracağı ve boşanma kararının kesinleşmesine kadar devam edeceği ve ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren yeniden işlemeye başlayacağı hususu gözetildiğinde kural olarak 10 yıllık zamanaşımının boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren başladığını kabulü uygun olacaktır.
Bu açıklamalar sonunda, mal rejiminin ölüm sebebi ile sona ermesinden dolayı uygulanması gereken zamanaşımı süresi 10 yıl olduğu gibi mal rejiminin boşanma sebebiyle sona ermesi durumunda da artık mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteği (değer artış payı ve katılma alacağı) bakımından Daire tarafından 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiği görüşü kabul edildiğine, zamanaşımının başlangıcının da öğrenme ile ilgisi olmayıp boşanma kararının kesinleşmesi veya ölüm tarihinden itibaren 10 yıl olarak uygulanacağına, eldeki davada ölüm tarihinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi henüz geçmediğine göre, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Hal böyle iken; hükmün, toplanan ve toplanacak tüm delillerin, tarafların iddia ve savunmaları kapsamında birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi için bozulması gerekmiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, esasa ilişkin hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 11.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.