MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı
... ile ... aralarındaki dava hakkında ... . Aile Mahkemesi'nden verilen 14.03.2012 tarih ve 856/156 sayılı hükmün Daire'nin 21.01.2013 gün ve 5186/433 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilamında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK'nun 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE ve anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi gereğince 1086 sayılı HUMK'nun 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 218,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye irad kaydına ve aşağıda dökümü yazılı 50,45 TL peşin harcın red harcına mahsubuna, 27.06.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, 4721 sayılı TMK’nun 202 ve devamı maddeleri gereğince yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK’nun 218, 219, 225, 227, 229, 230, 231, 232, 235, 236 ve 239. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı ile değer artış payı alacağı isteğine ilişkindir.
Mahkemece, 26.363 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline ilişkin verilen kararının davacı vekili ile davalı eş ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 21.01.2013 tarih, 2012/5186 Esas ve 2013/433 Karar sayılı kararı ile; “…davacı mal rejiminin tasfiyesi ile katılma ve değer artış payı alacağı isteğinde bulunmuşsa da, davacı vekili tarafından dosyaya sunulan tarihsiz dilekçede ve 26.07.2010 tarihli yargılama oturumundaki beyanında; uyuşmazlık konusu taşınmazın satın alınarak evlilik birliğini kurtarmak, eşinin gönlünü almak amacıyla davalı eş adına tescil edildiğini bildirdiği, Yargıtay’ın ve Daire'nin devam eden yerleşik uygulamalarına göre davacı yanın söz konusu
açıklamaları bağış niteliğinde bulunduğu, bağışın karşılıksız kazandırma olduğu, TMK’nun 220/2. maddesi hükmü gereğince karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen mal varlıkları ilgili eşin kişisel malı bulunduğu gerekçesiyle…” davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı görüşüyle bozulmuştur.
Davacı ... vekili, 01.03.2013 tarihli karar düzeltme dilekçesiyle; vekil edeni tarafından ... . Aile Mahkemesi'nde evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açıldığını, bu davanın tarafların barışması ve eşinin evine dönmesiyle vekil edeni tarafından takip edilmediğini, bu dönem içerisinde vekil edeninin eşiyle yaşamış olduğu sorunları çözmek ve eşinin gönlünü almak için vekil edeni tarafından 16.02.2009 tarihinde söz konusu evi aldığını ve onun adına tapuya bağladığını, ancak aralarındaki sorunların çözülmemesi nedeniyle yeniden geçimsizliğin doğduğunu, tekrar boşanma davası açıldığını ve tarafların boşandıklarını, 246 ada 11 sayılı parselde bulunan ve davalı adına kayıtlı olan evin alınmasından bir gün sonra bu taşınmazın 17.02.2009 tarihinde davalı eş tarafından vekil edeninin haberi olmaksızın eniştesi olan ...’ya tapuda satış yapmak suretiyle devrettiğini, bu nedenle davalının iyi niyetli sayılamayacağını, yapılan satışın muvazaalı bir satış olduğunu ve mahkeme yanıltılarak bağış yapılmış gibi gösterildiğini, eşlerden her biri diğerinin rızasını almadan yasal sınırlar içerisinde edinilmiş mallar üzerinde tasarrufta bulunamayacağını, davalının babasının diğer kızına ev aldığı ve üyelik hakkını devrettiği, davalı ...’ye de aynı şekilde kooperatif üyelik hakkını aldığı evin ...’nin babası tarafından satın alındığı yönündeki iddiaların gerçek dışı olduğunu, bu iddialarının ispatlanamadığını, vekil edeninin boşanma davası süresince evin satışından haberdar olmadığını, kendi yakın çevresinden borç alarak söz konusu meskeni satın aldığını, yarı yarıya hisseli olduğunu, kanun gereği evlilik süresince edinilen malların eşit paylaşılmasının öngörüldüğünü, evin değerinin 82.509 TL olduğunu, yasa gereği olan 41.254 TL'nin iyileştirme masraflarıyla birlikte toplam 49.286 TL'nin yasal faiziyle beraber ıslah dilekçesiyle istenildiğini, ancak düşük miktarın hüküm altına alındığını açıklayarak karar düzeltme isteğinin kabulü ve bağış sayılır yönündeki bozma ilamının kaldırılması ile usul ve kanuna aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün istekleri doğrultusunda bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Taraflar 21.08.2006 tarihinde evlenmiş, 13.04.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 08.07.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Taraflar sözleşmeyle başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 13.04.2009 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TKM. m. 202, 4722 s.Yürürlük K.m.10) Taraflar arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Uyuşmazlık konusu 246 ada 11 sayılı parselde bulunan 20 nolu bağımsız bölüm dosya arasındaki tapu kaydı ile satış akit tablosuna göre ilk malik ... tarafından 20.11.1998 tarihinde alınmış, 30.11.1998 tarihinde ... ’e satılmıştır. Söz konusu bağımsız bölüm 30.03.2007 tarihinde davalı eş ... tarafından edinilmiş ve 08.10.2007 tarihinde davacı eşi olan ...’e tapuda satış yapmak suretiyle devredilmiştir. Aynı ev ... tarafından 20.05.2008 tarihinde dava dışı ... ’ye satılmış ve daha sonra 16.02.2002 tarihinde ... tarafından davalı eş ...’e geri satılarak intikal ettirilmiştir. ...’nin satın aldığı tarihten bir gün sonra aynı ev, bu sefer ... tarafından 17.02.2009 tarihinde eniştesi olan diğer davalı ...’ya satılmıştır. Görüldüğü gibi, ev önce ... tarafından edinilmiş, yaklaşık 7 ay sonra ...’a, ... tarafından ... ’ye ve bunun tarafından da ...’ye satılarak intikaller sağlanmış, ... de en son aldığı tarihten bir gün sonra eniştesine devretmiştir.
Tapu kaydındaki bu zincirleme satışların beyanlarla birlikte değerlendirilmesinde yarar vardır. Her ne kadar tanıklardan bir kısmı dava konusu kooperatif evinin (payının) ...’nin babası tarafından ...’ye devredildiğini bildirmiş ise de, bu evin kooperatif yoluyla alındığı dosya arasındaki bilgi ve belgeler ile tapu kaydından açık bir biçimde anlaşılamamaktadır. Diğer tanıklardan, özellikle ... ve davalının kız kardeşi ...’nın beyanları birlikte değerlendirildiğinde, eşler arasında geçimsizliğin bulunduğu, ailelerin araya girdikleri, barıştırmayı sağlamaya çalıştıkları, iddialara göre, evin ilk maliki ... olduğu halde, barışmanın sağlanması için 08.10.2007 tarihinde taşınmazı ...’a devrettiği, evin 40.000 Euro’ya alındığı, 20.000 Euro’nun davacı ... tarafından karşılandığı, yakınlarından borç aldığı, 20.000 Euro’nun ise ...’nin babası tarafından verildiği ve 2000 yılında bu şekilde evin alındığı tapusunun ... adına oluşturulduğu, beyanlarının alındığı 11.12.2009 tarihinden geriye doğru bir yıl önce tekrar aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle ayrı yaşamaya başladıkları, tekrar ailelerin araya girmesiyle barışmanın sağlandığı, ...’ın evin borçlarını toparlayabilmesi için söz konusu evi 20.05.2008 tarihinde ... ’ye sattığı, aile büyüklerinin tekrar araya girdiği, tarafları barıştıralım dedikleri ve yuva yıkılmasın diye ...’ın tarafından ... ’ye satılan evin geri alındığı ve evlilik birliğini kurtarmak, eşinin gönlünü yapmak için 16.02.2009 tarihinde davalı eşi ...’ye intikalini sağladığı, ... tarafından da bir gün sonra 17.02.2009 tarihinde söz konusu evi eniştesi ...’ya sattığı, 11.12.2009 tarihli yargılama oturumunda, ifadeleri alınan adı geçenlerin açıklamalarıyla (tanık ... davacının, ... ise davalı ...'nin kardeşi) diğer tanıkların dolaylı açıklamalarından açık bir biçimde tespit edilmiştir. Davacı vekilinin tarihsiz dilekçesinin açıklamalar başlıklı bir nolu bendinde; “…müvekkilim ile davalı eşi ... her ne kadar aralarındaki bu sorunların çözüleceği düşüncesiyle 2008 yılındaki boşanma davasını takip etmeyip bir araya gelmiş olsalar da anlaşmazlıklarının devam ettiğini, bu arada aralarındaki sorunları giderme ve eşinin gönlünü almak amacıyla vekil edeni tarafından 16.02.2009 tarihinde eşi adına tapusu alınmak suretiyle ev satın alındığı…” açıklamasında bulunmuştur. Aynı vekil 26.07.2010 tarihli yargılama oturumunda; “…davaya konu gayrimenkulün müvekkilin evliliği kurtarma amacıyla satın almış, ancak eşinin üzerine devrettiği..” beyanında bulunmuştur. Bu her iki beyan da doğrudur.
Yukarıda açıklanan tanık beyanları ile dosya kapsamındaki diğer ifadesi alınan şahısların beyanları, olayın gelişimi, eşler arasında süre gelen anlaşmazlıklar ile davacı vekilinin anlatımları birlikte değerlendirildiğinde söz konusu alım – satım ile davacı vekilinin çoğunluk tarafından dayanak yapılan bağış niteliğinde kabul edilen açıklamalarının gerçekten bağış iradesi kastını taşıyıp taşımadığı uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır. Her şeyden önce, eşler arasındaki uyuşmazlığın çözümlenmesi için ailelerin devreye girdiği, yuvanın dağılmaması amacıyla bunu kurtarmaya çalıştıkları ve oldukça bir gayret gösterdikleri konusunda duraksamamak gerekir. tapu kaydındaki alım–satım silsilesi göz önünde tutulduğunda, söz konusu ev 20.03.2007 yılında edinilmiş mallara katılma rejiminin eşler arasında geçerli olduğu bir dönemde ... tarafından alınmış, 08.10.2007 tarihinde nedenleri yukarıda açıklandığı biçimde eşler arasında baş gösteren geçimsizliğin sonlandırılması için davacı ...’a intikalinin sağlandığı, borçları nedeniyle üçüncü şahsa (... ) 20.05.2008 tarihinde tapuda devredildiği, ancak eşler arasındaki uyuşmazlığın bir türlü sonlanmaması nedeniyle taşınmaz yeniden ... ’den geri alınarak yuvanın yıkılmaması, aile birlikteliğinin sağlanması ve bu arada eşinin gönlünün yapılması için tekrar geri ...’ye intikalin sağlandığı konusunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.
Saptanan bu olgular karşısında taraflar arasındaki olaya ilişkin esas amaç, eşler arasında bulunan uyuşmazlığın sonlandırılması, aile birlikteliğinin sağlanması ve evlilik birliğinin kurtarılması, bu arada eşinin gönlünün yapılması yönündeki açıklamalarda ve beyanlarda tüm devirler silsilesi gözetildiğinde eşlerin her ikisinde taşınmazın
birinden ötekine devri bakımından bağışlama kastı ve iradesinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Her ailede çıkabilecek uyuşmazlıklarda öncelikle, aile birlikteliği ve yuvanın yıkılmaması gözetilir. Aileyi kurtarmak, eşin gönlünü almak ve aile birlikteliği içinde edinilen bir malın eşlerden biri adına tapuya bağlamak hususlarında bağıştır, irade ve kastını aramak oldukça güçtür. Hiç şüphesiz bir mal edinildiğinde eşlerden biri adına kaydedilecektir. Bu bağış sayıldığı ya da kabul edildiği taktirde bir taraf bakımından bunun yıkım sayılacağı göz ardı edilmemelidir. Davacı eş aldı ama, davalı eş adına tapuya kaydettiğine göre, davalı eşe yapılan bağıştır şeklinde nitelendirmek eşlerin birbirlerine karşı olan sadakatine, güvenine, toplumun temeli sayılan aile birlikteliğine, hak ve adalet duygularına kesinlikle uygun düşmez. Zira eşler arasında aile birlikteliğinin sürdürülmesi için güven, sadakat, sevgi ve saygı esastır.
Edinilmiş mallarda kural, taşınmazın karar tarihine yakın bir tarihte tespit edilen sürüm değerinin yarısının davacıya ait olduğu ve bunun hüküm altına alınması gerektiği esas olduğuna göre, taşınmazın yarısından daha azının gerekçe gösterilmeksizin kabulüne karar verilmiş olması yönündeki yerel mahkeme kararı yerinde değildir. Bu konuda TMK’nun 219, 229, 230, 231, 235, 236 ve 239. maddelerinin hükümleri göz önünde tutulmalıdır. TMK'nun 227. maddesi uyarınca değer artış payı isteği konusunda olumlu veya olumsuz bir gerekçe gösterilmelidir.
Açıklanan bu somut ve hukuki olgular gözetilerek, taşınmaz edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınmış bulunduğundan ve TMK’nun 219. maddesi gereğince edinilmiş mal sayıldığından aynı Kanunun 227, 231 ve 236. maddeleri gereğince katılma alacağı ile değer artış payı alacağının hesaplanması, davacıya ait artık değerin ve değer artış payı alacağının hüküm altına alınması ve buna bağlı olarak davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile hükmün bu yönden bozulması gerekirken, karar düzeltme isteğinin reddi şeklinde gerçekleşen sayın çoğunluğun bağış yönündeki düşüncelerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy