MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
... ve ... aralarındaki boşanma (esasen katılma alacağı ve ziynet eşyalarının bedelinin tahsili) davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair ... 2. Aile Mahkemesi'nden verilen 24.01.2012 gün ve 285/48 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.04.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden kimse gelmedi, karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, boşanma davası ile birlikte açtığı ve tefrik edilen talebinde, nişanlılık sürecinde ortak hane olarak kullanılmak üzere tarafların kredi ile ev aldıklarını, ayrıca 44 AL 889 plakalı bir de araç edindiklerini, her ikisinin de davalı adına tescil edildiğini, taşınmazın borcu evlilik içinde ödendiğinden ev ile aracın ortak mal sayılmaları gerektiğini,dava dilekçesi ekinde sunulan mühr-ü mecel (kıza ait eşya) başlıklı belgede yazılı davacıya ait ziynet eşyalarını davalının, davacıdan alıp bir daha geri vermediğini, toplam değeri 15.000 TL. olan ziynet eşyalarının da değerini isteme gereği doğduğunu, bunların dışında davacıya ait değeri 5.000 TL. değerinde 22 ayar altın setin de davalıda kaldığını açıklayarak taşınmazın ve aracın ortak mal sayılmasına, takıların değeri olan 20.000 TL.nin davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili yargılama sırasında fazla hakları saklı kalmak ve yasal faize de hükmedilmek üzere gerçek değerleri belirlenmek ve % 50 talepleri olduğu dikkate alınmak üzere ev için 40.000 TL., araç için 15.000 TL. ve altınlar için 20.000 TL. toplamı 75.000 TL. talep ettiklerini açıklamış ve bu miktar üzerinden harcı da tamamlamıştır.
Davalı ... vekili, taşınmazın evlenmeden önce alındığını, aracın ise evlilik içinde alınmış ise de, evlenme öncesi davalıya ait aracın satışı ile edinildiğini, davacının bir kuruş katkısı olmadığını, sözde mühr-ü mecel isimli belge ile alacak istemesinin haksız ve yasaya aykırı bulunduğunu, davalıyı hukuken bağlamadığını, tanık beyanları ile bu belgedeki altınların takılmadığının belirlendiğini, kaldı ki belgenin 31.maddesinde yazılı 450 gram ve 15.000 TL. ibarelerinin sonradan başka kalem ile yazıldığını, bu hususta Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması gerektiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
-//-
2013/6101-4790 -2-
Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulü ile 34.332,40 TL.nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ziynet eşyaları ve fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmesi üzerine hükmün, kabul edilen kısmı davalı vekili, reddedilen bölümü ise, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 20.04.2006 tarihinde evlenmişler, 18.08.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesiyle 06.12.2010 tarihinde boşanmışlardır. Sözleşme ile başka mal rejimi seçilmediğinden evlenme tarihinden mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun m.202, 4722 sayılı Kanun m.10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir.
Temyize konu 352 ada 104 parselde 3.kat 6 numaralı mesken 04.10.2005 tarihinde evlenme öncesinde kısmen de banka kredisi kullanılarak, 44 AL 889 plakalı araç ise 01.03.2007 tarihinde taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli iken satın alınarak ... adına tapu ve trafikte tescil edilmiştir.
Taşınmaz ve araç bakımından dava; davacı tarafından kişisel mal veya değer ile katkı iddia edilmediğinden, çalışarak elde edilen gelir de edinilmiş mal sayıldığından (TMK’nun 219.m.) katılma alacağı isteğine ilişkindir. Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1.m.). TMK'nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.
Mahkemece 16.06.2011 tarihli uzman bilirkişi raporunda taşınmaz bakımından, alımda kredi kullanılması ve kredinin kısmen evlenme tarihi ile boşanma dava tarihine tekabül etmesi sebebiyle evlenme tarihinden önceki ve boşanma dava tarihinden sonraki kredi bölümleri davalının kişisel malı, evlenme tarihi ile boşanma dava tarihi arasında tekabül eden kredi bölümü ise (çekilen kredinin 28/84 oranındaki bölümü) edinilmiş mal kabul edilerek, taşınmazın karar tarihine en yakın belirlenen değeri de gözetilerek bulunan artık değer ve yarısı oranında da 18.082,40 TL katılma alacağı üzerinden hüküm kurulmuştur. Dava konusu araç bakımından ise itiraza uğramayan aracın karar tarihine en yakın belirlenen kasko değeri dikkate alınarak, bu değer artık değer kabul edilmiş ve yarısı oranında 16.250 TL katılma alacağına hükmedilmiştir.
Gerek taşınmaz gerekse araç bakımından mahkemenin hükme esas aldığı raporda yapılan hesaplamada yöntem bakımından bir hata bulunmamaktadır. Ancak, taşınmazın alımında 04.10.2005 tarihi itibarıyla ... 51.000 TL. kredi alındığı ve bu kredi üzerinden hesaplamalar yapıldığı görülmektedir. Oysa bu kredi dışında davalı tarafından evlenme öncesi alım tarihinde miktarı tam belli olmamakla beraber bir miktar peşinatın da verildiği toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu durumda sadece kredi miktarından hareketle yapılan hesaplama doğru değildir. Mahkemece, her iki tarafın da itirazına uğramayan bilirkişi raporu ile belirlenen 77.005,50 TL'nin gerçek alım değeri olarak kabul edilerek, bu miktarın 51.000 TL'sinin kredi ile karşılandığı kabul edilmelidir. 26.005,50 TL peşinat miktarının da davalının kişisel malı olduğundan hareketle hesaplamaya bu miktar da katılmalı, bu hesaplama sonunda evlenme tarihi ile boşanma dava tarihi arasında kredinin ödenmesinden doğan (kredinin 28/84’lük bölümü) artık değerin yarısı oranında davacının
-//-
2013/6101-4790 -3-
katılma alacağı bulunmalıdır. Peşinat değeri gözetilmeden yalnızca kredi miktarı dikkate alınarak yapılan hesaplama sonunda davalı aleyhine fazla katılma alacağına hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Dava konusu araç bakımından ise, katılma alacağı hesabında gözetilecek artık değerin bulunmasında davalının savunması üzerinde durulmamış, dava konusu aracın alınmasında daha önce davalının kişisel malı sayılabilecek önceki aracının satışından gelen bedelin kullanılıp kullanılmadığı araştırılmamış, bilirkişinin soyut taraf ve tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği görüşünden hareketle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Oysa davalı tarafından dava konusu aracın alımında kullanıldığı iddia edilen önceki araçla ilgili hatalı plaka bildirilmiş ise de taşınmaz için davalının çektiği kredi belgesinde davalı adına kayıtlı ... plakalı 2001 ... bir araç görülmektedir. Bu hususta davalı vekiline gerekirse süre de verilerek savunmada belirtilen araçla ilgili gerekli araştırma ve inceleme yapılması, önceki araca ilişkin noter satışı ve trafik tescil belgesinin getirtilmesi, toplanan deliller sonucunda önceki aracın satış bedelinin dava konusu aracın alımında kullanıldığının belirlenmesi halinde artık değer hesabında bunun da gözönünde bulundurulması gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Gerek taşınmaz gerek araçla ilgili davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir.
Davacının mühr-ü mecel başlıklı belgeye dayanan ziynetlerle ilgili talebine gelince; Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin,delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz ...; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391; 10.9.1991 gün ve E:281, K:415; 25.9.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve
-//-
2013/6101-4790 -4-
E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK.nun 297. (Mülga HUMK.nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK.nun 27. maddesinin (HUMK.nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Temyize konu dava dosyasında mahkemece hüküm kısmında ziynet eşyaları ile ilgili talebin reddine karar verilmiş ise de bu sonuca nasıl ulaşıldığına dair gerekçe kısmında hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Bu bakımdan ortada ziynet eşyaları ile ilgili denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Davacı vekilinin ziynet eşyaları ile ilgili temyiz itirazları da bu yönden yerindedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün taşınmaz ve araçla ilgili esası bakımından, ziynet eşyaları ile ilgili gerekçe yönünden 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ziynet eşyaları ile ilgili işin esasına yönelen temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 537,15 TL peşin alınan harcın davacıya, ayrıca 515,00 TL peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, 02.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy