MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ve müşterekleri ile ... ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 14.07.2011 gün ve 66/74 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili dava dilekçesinde; kadastro çalışmalarında davalılar adına tespit ve tescil edilen 101 ada 16,38,48,52, 102 ada 17,6,24, 103 ada 5, 105 ada 1, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 109 ada 3, 114 ada 5,119 ada 10, 212 ada 28, 131 ada 5 ve 8 parsel sayılı taşınmazların öncesinde ... ve ... adlı kardeşlere ait iken ...’nun ölümü ile payının kızı ...’ye, ...’in ölümü ile oğlu ...’ye intikal ettiğini, ... ve ...’nin evlendiğini, davacılar murisi ... ...’ün 12.06.1963 tarihinde noterde düzenlenen satış sözleşmesi ile ...’nin babasından gelen ½ payı ile kocası ...’den gelen ¼ payı satın aldığını, satım tarihinden beri taşınmazın davacıların zilyetliği altında bulunduğunu açıklayarak davalılar üzerindeki tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan ... vekili, satış sözleşmesinin zamanaşımına uğradığını, davacıların zilyetliği bulunmadığını ve satım tarihinde ...’nin temyiz kudretine sahip olmadığını, davalı ... ise, taşınmazın kendisine anneannesinden kaldığını bildirmiş ve davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Diğer davalılar, usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermemiş ve yargılama oturumlarına da katılmamışlardır.
Mahkemece, davacıların dayanmış oldukları satış sözleşmesinin satıcısı ...’nin zilyetliği bulunmayıp ...’in hukuki olarak devraldığı zilyetlik bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satım, muristen intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına yönelik tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Dava konusu taşınmazların tamamı 2003 yılında yapılan kadastro çalışmalarında senetsizden 20 yılı aşkın süreyle 1948 tarihinde ölen ve mirasçıları bilinmeyen ... adına tespit edilmiş ve tutanakların itirazsız olarak kesinleşmesiyle tapuya tescil edilmiştir. Davacılardan ...’e ait vekaletname dosyada bulunmadığı gibi, ... tarafından davaya olur da verilmemiştir. Öte yandan mahallinde yapılan iki farklı keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıkları, dava konusu taşınmazın kimin zilyetliğinde bulunduğu hususunda çelişkili beyanda bulunmuş, Mahkemece beyanlar arasındaki çelişki giderilmemiştir.
Dosya arasında bulunan veraset ilamına göre, muris ... 03.04.1985 tarihinde vefat ederek geriye mirasçı olarak çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... bırakmıştır. TMK'nun 640/2 ve 702/2. maddelerine göre, mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar vermeleri gerekir.
Davacılar vekili dava konusu taşınmazın miras bırakanından kaldığını bildirdiğine ve taşınmazın da mirasçılar adına tapuya tescil edilmesini istediğine ve tereke, murisin ölüm tarihi itibariyle elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğuna göre davada yer almayan ...’ün yöntemine uygun bir biçimde muvafakatının alınması, davaya katılmasının sağlanması veya TMK'nun 640. maddesi uyarınca miras ortaklığına bir temsilci atanarak onun huzuruyla yargılamaya devam edilmesi, dava şartı yerine getirildikten sonra uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken bu husus yerine getirilmeden Mahkemece eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır.
Kabule göre de; dava konusu taşınmazlar öncesinde tapusuz yerlerden olup, davacılar murisi ... ile ...arasındaki 12.06.1963 tarihli noter satış sözleşmesi geçersiz olsa dahi bu tarihten tespit tarihine kadar 20 yıllık süre dolduğundan diğer şartların varlığı halinde, taşınmazların zilyetlikle kazanılması mümkündür. Bu halde Mahkemece yeniden yapılacak keşifte tarafların bildirdiği tanıklar ve yerel bilirkişiler HMK'nun 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmalı uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenilmeli, taşınmazların 1963 yılından tespit tarihine kadar kimin zilyetliği altında bulunduğu, zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğü tanık ve yerel bilirkişilerden sorularak açıklığa kavuşturulmalı, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde HMK'nun 261. maddesi uyarınca giderilmesine çalışılmalı ve toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüne, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4 (HMK. m. 297/ç) ve HUMK'nun 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine 21.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy