....
... tarafından Hasımsız olarak açılan mirasçılık belgesi istemi davasının reddine dair .... ... Hukuk Mahkemesi'nden verilen 21.01.2013 gün ve 138/20 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, miras bırakanı olan annesi ......anneannesi İsa kızı .... .... yıllar önce öldüğünü açıklayarak mirasçı ve miras paylarını gösteren mirasçılık belgesi istemiştir.
Mahkemece, 6100 sayılı HMK'nun 318. maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi davalarda taraflar, dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçesinde yer vermek zorunda olduğu halde bildirmediğinden, mevcut delillerle ispat edilemediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hüküm; davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan tüm deliller ve dosya kapsamından; Mahkemece, davacı ile miras bırakan arasındaki soybağının bildirilen delillerle kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir.
Bir davada sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, taraflardan delillerinin sorulup saptanması, gösterilecek ve davanın sonucunu etkileyecek tüm delillerin eksiksiz toplanması, ilgili yerlerden gerekli belgelerin getirtilmesi, bildirilen tanıklarının dinlenmesi daha sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir, Bunun yanında mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle açılan davaların çekişmesiz yargıya tabi olması nedeniyle bu tür davalarda resen araştırma prensibinin uygulanacağı, mirasçılar tarafından açılmış bu tür davalarda davacının sadece kendisinin mirasçı olduğunu, bir başka deyişle kendisi ile miras bırakan arasındaki soybağını kanıtlamak zorunda olduğu, başka mirasçı bulunup bulunmadığının ve miras paylarının ise mahkemece resen belirleneceği de kuşkusuzdur.
....
Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 30. maddesi hükmünde; doğum ve ölümün öncelikle nüfus sicilindeki kayıtlarla, nüfus sicilinde kayıt bulunmaması veya bulunan kaydın doğru olmadığının anlaşılması halinde gerçek durumun her türlü delille kanıtlanabileceği belirtilmiştir.
Somut olaya gelince, davacı, dava dilekçesinde miras bırakan annesi .....nneannesi İsa kızı...... mirasçılarından olduğunu açıklayarak mirasçılık belgesi verilmesini istemiş, delil olarak nüfus kayıtları ve her türlü yasal delile dayandığını açıklamıştır. Mahkemece davacıya 13.12.2012 tarihinde tebliğ edilen 26.11.2012 tarihli ihtarname ile; yapılan yazışmalar sonucunda;..... 23 cilt, 7 hane, 2 ..... de nüfusa kayıtlı bulunan ...... evlenerek geldiği yer bilgisine ulaşılamadığı, bilgisayar kayıtlarının tetkikinde İsa kızı ........kaydının tespit edilemediğinin anlaşılmasıyla, .... evlenerek geldiği yer bilgisi ve......ait nüfus kayıtları hususundaki yazılı beyanlarının bildirilmesi için 2 haftalık kesin süre verilmiş, aksi halde davanın usulden reddine karar verileceği açıklanmıştır. Davacı ile miras bırakanları arasındaki irs ilişkisi nüfus kayıtları yanında tanık sözleri ve diğer deliller ile de ispat edilebilir. Davacı dava dilekçesinde her türlü delile dayandığını bildirmekle tanık deliline de dayandığının kabulü gerekir.
Mirasçılık belgesi, mirasçıların miras bırakanla soybağı ilişkisini ve miras paylarını gösteren bir belgedir. Hukukumuzda mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davaların kural olarak hasımsız açılması ve çekişmesiz yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması gerekmekte ise de, hukuki yarar bulunması koşulu ile bu tür davaların uyuşmazlık çıkaran kişiler hasım gösterilmek suretiyle hasımlı olarak açılması ve çekişmeli yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması da mümkün bulunmaktadır. Kanunlarımızda ister hasımlı isterse hasımsız olarak açılsın mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda duruşma yapılmaksızın, evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verilebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetildiğinde somut olayda duruşma yapılmaksızın karar verilemeyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca mahkemece davada duruşma yapılmasının zorunlu olduğu gözetilerek tensip yapılıp duruşma günü belirlenmesi, duruşma gününün ihtarlı davetiye ile davacıya bildirilmesi, duruşmada dava dilekçesi okunduktan sonra davacıdan davasının ve varsa tanıklar dahil tüm delillerinin sorulması, göstereceği delillerin toplanması, davanın resen araştırma prensibine tabi olduğunun gözetilmesi daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken usul hükümleri gözardı edilerek dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, HUMK'nun 440/111-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 18.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
......
Full & Egal Universal Law Academy