MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıfatıyla)
DAVA TÜRÜ : Katkı payı ve katılma alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının reddine dair ... (...) 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 15.05.2012 gün ve 476/276 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ile davacı kocanın 16.03.1967 tarihinde evlendiklerini, bu evlilikten 3 çocukları olduğunu, Alman Mahkemesi'nin kararıyla boşandıklarını, yabancı mahkeme kararının 20.05.2010 tarihinde kesinleştiğini, daha sonra ... ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin (Aile mahkemesi sıfatıyla) boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tanındığını, 01.01.2008 tarihinden itibaren eşlerin ayrı yaşadıklarını, tanıma kararının 01.04.2011 tarihinde kesinleştiğini, 41 yıllık evlilikleri süresince vekil edeninin tüm emeğini eşine ve çocuklarına harcadığını, ailece biriktirdikleri Mark ve euoronun Türkiye Cumhuriyeti ... Ziraat Bankası Şubesi'nde açılan 3 adet hesaba yatırdıklarını, ayrıca evlilik birliği süresince 2647 ada 4, 205 ada 11 ve 1103 ada 1 sayılı taşınmazların alındığını, bankalardaki hesaplarda Euro ve TL olarak tahmini 300,000,00 TL'nin bulunduğunu açıklayarak taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile tescili ile kanunen 300.000,00 TL alacağın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle zamanaşımının gerçekleştiğini, bu nedenle davanın reddedilmesine karar verilmesi gerektiğini, vekil edeninin 350.000,00 TL Euro ve 50.000,00 TL parasının olmadığını, bunun neye dayanılarak istendiğini bilmediğini ve anlayamadığını, davacı kadının hiçbir katkısının mevcut olmadığını, tarafların yurt dışında boşandıklarını, mali sonuçlara ilişkin hüküm tesis edildiğini, emekli aylığının ½'sinin davacıya verildiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davalının yurt dışında çalıştığını, taşınmazların onun tarafından alındığını, düzenli bir gelirinin bulunduğunu, davacının ise, evlilik birliği içerisinde düzenli çalıştığını ve gelirinin bulunduğunu kanıtlayamadığını açıklayarak tüm istekler bakımından davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mal rejiminden kaynaklanan tapu iptali ve tescil ile alacak isteğine ilişkindir.
Taraflar, 31.03.1967 tarihinde evlenmiş, 2008 yılında açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 20.05.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Taraflar arasında, evlendikleri 31.03.1967 tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, taraflar sözleşmeyle başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden boşanma
davasının açıldığı 2008 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TKM. m. 202, 4722 s.K.m.10) Taraflar arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Yabancı mahkeme kararının tanınmasına ilişkin kararın 01.04.2011 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
Davalı vekili her ne kadar zamanaşımı definde bulunmuş ise de, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallar bakımından TMK'nun da zamanaşımı ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığından aynı Kanunun 5. maddesi yoluyla 818 sayılı BK'nun 125. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır. 01.01.2002 tarihinden sonra yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi bakımından ise, Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Genel Kurulun bu görüşü Dairece de benimsenmiş olup bu mallar bakımından 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Yapılan açıklamalar karşısında gerek 01.01.2002 öncesi ve gerekse 01.01.2002 sonrası söz konusu olan katkı ve katılma alacağı istekleri bakımından henüz 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmediğinden davalı vekilinin zamanaşımı define yönelik savunması açıklanan nedenlerle yerinde görülmemiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; katkı veya katılma alacağı ya da her ikisi konusunda tam olarak ne istediği anlaşılmamakla birlikte evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmazlar bakımından sadece tapu iptali ve tescil, bankalarda bulunan hesaplar nedeniyle alacak isteğinde bulunduğu sonucuna varılmıştır. Davacı ev hanımı olup, herhangi bir geliri bulunmamaktadır. Ne şekilde katkıda bulunduğu da dava dilekçesinde anlaşılamamaktadır. Kural olarak mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar edinilen mallar bakımından katkı alacağı isteğinde bulunmak için bir eşin diğer eşin edindiği mallara para veya parayla ölçülebilen maddi bir katkısının bulunması ve bunun kanıtlanması zorunludur. TMK'nun 6. maddesi gereğince davacı iddiasını, davalı ise savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Uyuşmazlık konusu 205 ada 11 parsel sayılı taşınmaz 19.08.1983, 1103 ada 1 parsel sayılı taşınmaz 18.11.1981 ve 2647 ada 4 parsel nolu taşınmaz ise 08.09.1986 tarihinde eşler arasında 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiş ve davalı koca adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Gerek katkı payı alacağı ve gerekse katılma alacağı isteklerinde kural olarak ayin (mülkiyet) hakkı istenemez. Davacının taşınmazlardan kaynaklanan hakkı var ise şahsi hak niteliğinde bulunan alacak hakkına yöneliktir. 07.03.1953 tarih ve 1953/8 Esas 1953/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararı bu ilkeye dayanak oluşturmaktadır. Davacı vekili sadece taşınmazlar yönünde tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş, herhangi bir alacak isteğinde bulunmamıştır. Bu bakımdan tapu iptali ve tescil davasının reddedilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından buna ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
Davacı vekilinin davalı adına bankalarda bulunan hesaplardaki paralarla ilgili temyiz itirazlarına gelince; gerek dosya içerisinde bulunan hesaplara ait kayıtlar ve gerekse Daire'nin geri çevrilmesi üzerine gelen banka kayıtlarına göre, davalı koca adına ... ... Ziraat Bankası Şubesi'nde 5 adet hesabının bulunduğu, bir kısım hesaplarda Euronun bir kısım hesaplarda ise, Türk Lirasının bulunduğu saptanmıştır. Hesapların açılış tarihleri 04.07.2002, 12.10.2001, 03.08.1998, 02.09.2005 tarihleri olduğu ve bu hesaplardan TL ile Euronun bulunduğu görülmektedir. 01.01.2002 tarihinden önce açılan hesaplarda bulunan paralar kural olarak kişisel mal sayılır. Ancak, bu tür paraların 01.01.2002 tarihinden sonra faize yatırılmak suretiyle değerlendirilmiş ise, bu tür paraların 01.01.2002 tarihinden sonraki getirileri yani faizleri TMK'nun 219/2-4. bendi gereğince edinilmiş mal sayılır. Bu tür getiriler ile 01.01.2002 tarihinden sonra açılan hesaplara davalı tarafından yatırılan paralar bakımından davacının TMK'nun 236/1. fıkrası uyarınca yarı oranında katılma alacağı söz konusu olabilir. 01.01.2002 tarihinden sonra açılan hesaplarda ise, bu hesaplara yatırılan paralar yine kural olarak edinilmiş mal sayıldığından TMK'nun 236/1. maddesi gereğince yine davacının katılma alacağı yarı oranında söz konusu olabilir. Dosya kapsamından kesin bir sonuca varma olanağı bulunmamaktadır.
Bu bakımdan dosyanın mal rejimleri konusunda uzmanlığı bilinen bir hukukçu (akademisyen) ve bir mali müşavir veya muhasebeciden oluşan bilirkişi kuruluna tevdii edilerek yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda banka kayıtları üzerinde gerekli inceleme yapılarak davacının gerek 01.01.2002 öncesi paralardan gelen faiz getirilerinden ve gerekse 01.01.2002 sonrası açılan hesaplara yatırılan paralar yönünden katılma alacağı niteliğinde bir alacağın bulunup bulunmadığının belirlenmesi, uzman bilirkişilerden gerekçeli karşılaştırmalı Yargıtay’ın ve tarafların denetimine açık rapor istenmesi, tüm bu araştırma ve incelemeler sonunda davacının bir katılma alacağının saptanamaması durumunda hesapların açılış tarihleri, hesap hareketleri ve 01.01.2002 sonrası açılan hesaplarda bulunan paralar ile çekilen para miktarları ve olası faiz getirileri göz önünde bulundurularak hakkaniyet ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkeleride gözetilerek 6098 sayılı TBK'nun 50 ve 51. maddeleri hükümleri gözetilerek davacıya bir miktar tazminat niteliğinde alacağın mahkemece takdir edilmesinin düşünülmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bankadaki hesaplar bakımından bir karar verilmesi gerekirken davacı tarafın katılma alacağı göz ardı edilerek bu istek bakımından da davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan yerel mahkeme hükmünün sadece bankadaki hesaplarda bulunan davacının katılma alacağı yönünden kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 21,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubundan kalan 3,15 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına 04.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy