MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal rejimi tasfiyesi
... ile ... aralarındaki mal rejimi tasfiyesi davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... . Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nden verilen 26.04.2011 gün ve 455/371 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin kendi birikimleri ile dava konusu kooperatif hissesini dava dışı ...'ndan 09.06.1999 tarihinde satın aldığını ve 30.07.1999 tarih 22 sayılı yönetim kurulu kararı ile hissenin kendisine devredildiğini, sonrasında davalının baskıları ve evde çıkan tartışmaların sona ermesi için nizalı hisseyi 10.08.1999 tarih ve 23 sayılı karar ile davalıya devrettiğini, kooperatif taksitlerinin aile birliği içerisinde ve her iki tarafın çalışmaları ile ödendiğini, nizalı evin bedelinin yarısından fazlasının vekil edeni tarafından karşılandığını, ayrıca evin içerisine bir takım iyileştirmeler ve masraflar yapıldığını, ferdileşme nedeniyle taşınmazın 30.10.2002 tarihinde davalı adına tapuya tescil edildiğini açıklayarak nizalı taşınmaz bakımından mal rejiminin tasfiyesini, bu kapsamda 30.000 TL'nin tasfiye tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile vekil edenine verilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının kredi borçlarından dolayı hacizden korunmak için dava konusu kooperatif hissesini kendisine devrettiğini, ancak kredi borçlarının ödenmemesi ve çevreye olan başka borçlar nedeniyle nizalı hisseyi dava dışı ...'a satmak ve davacının borçlarını ödemek zorunda kaldığını, annesinin vefatından sonra gerek annesinin ziynet eşyaları, Emlak Bankası'nda bulunan parası ve kendi aile meclisinin kararı ile ağabeyinin nizalı hisseyi 26.12.2001 tarihinde tekrar ...'tan satın alarak kendisine verdiğini, bu kapsamda taşınmazın kişisel malı ile satın alındığını, boşanma davası açıldıktan sonra da evin içerisini yaptırdığını, davacının gerek kooperatif hissesinin alımında gerekse evin içinin yaptırılmasında hiçbir katkısının bulunmadığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hükme esas alınan 02.11.2010 tarihli rapor uyarınca davacının mal rejiminin tasfiyesi kapsamında nizalı taşınmazdaki alacağının 25.422 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 25.422,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye elverişli bulunmamaktadır.
Tarafların 22.10.1998 tarihinde evlendikleri, 02.02.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 10.03.2007 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliğinin son bulduğu, TMK'nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümlerin uygulanacağı, taraflar arasında başka bir mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği, 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı 02.02.2005 tarihe kadar TMK'nun 202.maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacakları, eşler arasındaki mal rejiminin TMK'nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona erdiği, TMK'nun 222.maddesi son fıkrası hükmüne göre, bir eşin 01.01.2002 tarihinden sonra edindiği bütün malların aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edileceği tartışmasızdır.
Öncelikle, Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuki sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece, nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Bu kapsamda, davalı kooperatif hissesinin 26.12.2001 tarihinde annesinin vefatı üzerine annesinin ziynet eşyaları ve bankadaki parası ile aile meclisinin kararı ve yardımıyla ağabeyi tarafından kendi adına satın alındığını ileri sürmüş, yine taşınmazdaki iyileştirmelerin boşanma davası açıldıktan sonra yapıldığını savunmuştur. Bu kapsamda, eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ereceğine göre, boşanma davasının açıldığı tarihten sonra yapılan iyileştirmelerin mal rejiminin tasfiyesi kapsamında taşınmazın değerinin tespitinde esas alınamayacağı ve istenemeyeceği tartışmasızdır. Ne var ki, Mahkeme gerekçesinde sadece bilirkişi raporuna yollama yapmakla yetinerek iddia ve davalının az yukarıda değinilen savunmalarını tartışmamış, savunmaya neden değer vermediğini açıklamamıştır. Bu husus yukarıda açıklanan hükümlere aykırılık teşkil etmiştir.
Dava konusu 886 ada 97 parsel üzerindeki B-1-3 nolu bağımsız bölüm, 30.10.2002 tarihinde ferdileştirme yoluyla davalı adına tescil edilmiş olup, kooperatif üyeliği 26.12.2001 tarihinde ...'a ait iken anılan şahıs bu tarihte davalıya satış yoluyla devretmiştir. ... Konut Yapı Kooperatifi'nin 06.01.2002 tarihli olağan genel kurulunda ise, dairelerin iç düzenlemelerinin her üyenin kendisi tarafından yapılması ve 26.02.2002 tarihinde kura çekiminin gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır.
Bu kapsamda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın edinim tarihi olarak ferdileşme tarihinin esas alınması ve bu tarihin 01.01.2002 tarihinden sonra olduğu gerekçesiyle taşınmazın 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri uyarınca edinilmiş mal kabul edilmesi yasaya aykıdır. Bu gibi durumlarda kooperetif hissesinin alındığı tarih, taksit ödemelerinin herbiri ve sonradan taşınmazda yapılan iyileştirmeler bakımından doğan uyuşmazlıklarda; alınma, ödeme ve yapılma tarihlerinde yürürlükte bulunan mevzuat uygulanır. Bu kapsamda, uyuşmazlık konusu kooperatif hissesi 743 sayılı TKM'nin 170. maddesine göre eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde 26.12.2001 tarihinde edinildiğine göre; kooperatif hissesinin edinildiği tarihteki hali hazırdaki durumu bakımından taraflar arasındaki bu uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Öte yandan, bilirkişi raporundaki hesaplamalar da dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Bu kapsamda, Mahkemece usul ve yasaya aykırı bilirkişi raporuna değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
Hal böyle olunca, Mahkemece; öncelikle davalının 26.12.2001 tarihinde nizalı kooperatif hissesinin tamamen annesinden kalan miras ve aile yardımıyla alındığı yönündeki savunmasının toplanan ve toplanacak tüm deliller kapsamında tartışılması, bu savunmaya itibar edildiği taktirde kooperatif hissesinin alındığı 26.12.2001 tarihinde taşınmazın hali hazırdaki durumu bakımından davacının katkısının bulunmadığının kabulü, bu savunmaya itibar edilmediği taktirde tarafların çalışma ve gelirlerine ilişkin belgeler tüm gelirler getirtilerek evlenme tarihi ile kooperatif hissesinin alındığı 26.12.2001 tarihine kadar eşlerin ayrı ayrı gelirlerinin olabildiğince gerçeğe uygun olarak belirlenmesine çalışılması, bu gelirlerden tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre kişisel harcamalarının ayrı ayrı tespit edilmesi, 743 sayılı TKM'nin 152. maddesinden kaynaklanan davalı kocanın aileyi geçindirme yükümlülüğü de gözönünde bulundurularak yapabilecekleri tasarruf miktarlarının ayrı ayrı bulunması, daha sonra tarafların tasarruf miktarlarının toplam tasarruf miktarı içerisindeki katkı oranlarının ne olduğunun saptanması, davacıya ait katkı oranının taşınmazın teslim alındığı tarihteki hali hazırdaki durumunun (Kooperatif'in 06.01.2002 tarihli genel kurulunda kooperatifteki taşınmazların iç düzenlemelerinin her üyenin kendisi tarafından yapılması kararlaştırıldığına-dairelerin iç
düzenlemeler yapılmaksızın teslim edilmesi kabul edildiğine göre) dava tarihindeki değeri ile çarpılarak davacının katkı payı alacağının belirlenmesi, taşınmazda teslim alındığı tarihten sonra yapılan iyileştirmelerin yapıldığı tarihlerin belirlenmeye çalışılması, iyileştirmelerin boşanma dava tarihinden sonra yapıldıkları tespit edildiği taktirde TMK'nun 225/2. maddesine göre, mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ereceğine göre, boşanma davasının açıldığı tarihten sonra yapılan iyileştirmelerin mal rejiminin tasfiyesi kapsamında istenilemeyeceğinin gözetilmesi, boşanma dava tarihinden önce yapılan iyileştirmeler bulunuyorsa 4721 sayılı TMK'nun 230. maddesi hükmü uyarınca, iddia ve savunma kapsamında araştırma yapılarak, bu yöndeki isteğin değerlendirilmesi ve özellikle Anayasanın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurulması gerekir.
Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile; hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 377,55 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy