MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 26.01.2012 gün ve 43/7 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi bir kısım davalılar ... ve ... ile davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu ... İlçesi ... Köyü 225 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın kadastro çalışmaları sonrasında davalılarla birlikte vekil edeni adına hisseli olarak yazıldığını, bu durumun gerçeği yansıtmadığını, zira dava konusu taşınmazın malikleri farklı olan 3 taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında tek parsel olarak yazılması ile oluştuğunu, bu taşınmazın orta kısmında bulunan ve içerisinde ahır ile samanlık bulunan kısmın tek başına davalı ...'a ait olduğunu, bu taşınmazın yanında bulunan ve içinde elma ağaçlarının bulunduğu 4000 m2'lik kısmın vekil edeni ile kardeşlerine babası ... ... ...'dan intikal ettiğini, davalı ...'a ait orta yerde ki taşınmazın diğer kısmında bulunan bölümün ise; vekil edeninin dedesi ... ve babaannesi ...'dan miras yoluyla gelen taşınmaz olup, ... ve ... ...'ın mirasçıları adına hisseleri oranında yazılması gerektiğini açıklayarak, niza konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile taşınmazın fiiliyataki gibi 3 kısma ayrılarak, içerisinde ahır ve samanlık bulunan kısmın davalı ..., içinde elma ağaçlarının bulunduğu 4000 m2'lik kısmın ... ... ... mirasçıları, üçüncü bölümün ise; ... ve ... ... mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davacı asil 02.12.2011 tarihli keşif sırasında alınan beyanında, uyuşmazlık konusu taşınmazın dede ve babalarından intikal ettiğini, onlardan gelen tüm taşınmazlarda olduğu gibi bu taşınmazında mirasçıları arasında taksim edildiğini, üst kısmının babası ... ... ...’a, ortasının davalı ...’ya, alt tarafın ise babaannenin olup, paylaşılmadığını, kadastro sırasında taşınmazın bütün halde yazıldığından düzeltilmesini istediğini açıklamıştır.
Davalı ... 06.10.2009 havale tarihli cevap dilekçesinde; dedesinden intikal eden taşınmazın üç kardeşin olduğunu, bu varislerin ..., ... ve ... olduğunu, amcası ...'nın öldüğünü, bunun da çocukları olmadığını, taşınmazın iki kardeşe kaldığını, amcası olan ...'ın oğlu ...'dan kendi hissesini satın aldığını, ... ...'ın kızı ... Amaç'ın babasından kalan mirası ..., ... ... ve ... ...'a sattığını, ... ...'a hisselerini
vermediğini, köylerine kadastro geldiğinde elindeki belgeleri ve veraset kararını Tapu Kadastro Müdürlüğü'ne sunduğunu, bunun sonucunda tapuların müşterek olarak hepsinin adına çıktığını, hisseli on parça tapu çıktığını, bu tapularda herkesin hakkı olduğunu, bu yerin adının Baharge olduğunu, şimdi ise Yukarı Ötegeçe olarak tapuda ismi geçtiğini, bu arazileri 60-70 yıldır kendisinin kullandığını söyleyerek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... 02.12.2011 tarihli keşif sırasında alınan beyanında; dava konusu yerin üç parça olduğunu, dedelerinden intikal edip, yapılan taksimde orta ve alt kısmın ...’e, üst kısmın ise babası ...’e düştüğünü, ...’in taşınmazlarını kendisinin satın aldığını, ...’e buradan fazla yer verilip, başka taşınmazdan az yer verildiğini, davayı bu şekilde kabul ettiğini ifade etmiştir.
Davalılar ..., ... ile davalı ... mirasçıları olarak davaya dahil edilen dahili davalılar, ..., ..., ..., ... ve ... usulüne uygun dilekçelerinde, davayı kabul ettiklerini beyan etmiştir.
Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... 16.01.2011 havale tarihli dilekçelerinde ise; dava konusu taşınmazda ki hisselerini kadastrodan önce davacı ... ve davalı ...’e devrettiklerinden, kendilerine ait hisselerin ... ve ... adına tesciline karar verilmesini istediklerini bildirmiştir.
Davalı ... ve yargılama sırasında ölen ... mirasçısı olarak davaya dahil edilen ... yargılamaya katılmamış, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, Davanın kabulü ile dava konusu ... ili ... ilçesi ... köyü Köyiçi ... mevkiinde kaim 225 ada 1 parsel sayılı taşınmazın; 06.12.2011 tarihli kadastro bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 1561,18 m2'lik kısmın tapu kaydının iptali ve bu kısmın taşınmazdan ifrazı ile aynı adada son parsel numarası verilmek suretiyle bu bölümün 8 pay kabul edilerek 3 payının ... ... ...'ın veraset ilamı doğrultusunda davacı ... adına ve yine 06/12/2011 tarihli kadastro bilirkişileri raporunda C harfi ile gösterilen 1938,72 m2'lik kısmın tapu kaydının iptali ile bu kısmın taşınmazdan ifrazı ile aynı adada A harfine verilen parsel numarasından sonra gelmek üzere yeni bir parsel numarası verilmek suretiyle bu bölümün 6160 pay kabul edilerek 616 payının ... ...'ın veraset ilamı doğrultusunda davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye payların davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili, davalılar ... ve ... tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve paylaşım hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava konusu 225 ada 1 parsel sayılı taşınmaz senetsizden bir katlı kerpiç ahır ve samanlık ve bahçe niteliği ile 24.03.2006 tarihinde 57/90 hisse ..., 9/90 hisse ... ..., 6/90'ar hisse ... ve ..., 4/90 ar hisse ..., ... ve ... ... ... adlarına tespit edilmiş, kadastro tutanağının itirazsız olarak 02.06.2006 tarihinde kesinleşmesi ile tapuya tescil edilmiştir.
Taraflar arasında, dava konusu taşınmazın fiilen ve öncesinde üç ayrı taşınmaz olduğu, ancak kadastro sırasında tek parça olarak tespit ve tescil edildiği, bu taşımazlardan üst ve orta kısmın kök muris Veli oğlu ... ...’dan intikal ettiği ve sonra taksim edildiği, taksimde üzerinde samanlık ve ahır olan orta kısmın ...’e verilip, onunda bu kısmı davalı ...’ya sattığı noktasında ihtilaf yoktur. Uyuşmazlık, tek parça olarak
tapuya kaydedilen bu taşınmazın mirasçılar arasında taksimi sırasında üst ve orta bölümlerinin kime verildiği, alt kısmın Veli oğlu ...’tan mı yoksa davacının babaannesinden mi intikal ettiği, daha sonra kime kaldığı hususlarında toplanmaktadır. Davacı, üst ve orta parçanın Veli oğlu ...’a ait olduğunu, ... mirasçılarının yaptıkları taksimde uyuşmazlık konusu taşınmazın üst kısmının babasına, orta bölümünün ...’e verildiğini, alt kısmının ise babaannelerinden intikal edip, paylaşıma tabi tutulmadığını, ...’in kendisine düşen yeri davalı ...’ya sattığını ileri sürmektedir. Davalı ise: üç parça taşınmazında Veli oğlu ...’tan intikal ettiğini, buranın eski tapu kaydının olduğunu, dosya içinde bulunan bu tapu kayıtlarından sınırlarının belli olduğunu, taksim sırasında alt ve orta kısmın ...’e verilip, ondan kendisinin satın aldığını, üst bölümünün ise babası ...’e bırakıldığını iddia etmektedir. Kök miras bırakan ...’ın dosya arasında bulunan mirasçılık belgesinin incelenmesinde; 1325 yılında öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları ..., ... ve ...’in kaldığı, ...’in 1935 yılında ölümü ile geriye mirasçı olarak 1966 yılında ölen eşi ... ile çocukları dava dışı ..., yargılama sırasında ölen davalı ...’in babası ..., davacı, davalı ...’in babası ... ..., davalılar ... ile ...’nin babası ... ... ve davalı ...'ya bıraktığı, ... oğlu ...’nın eş ve çocuksuz öldüğü, ... oğlu ...'in ise geriye mirasçı olarak ... oğlu ...’i bıraktığı, davanın mirasçılar arasında açılıp, yürüyen bir dava olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece mahallinde keşif yapılmış ise de; davacı ve davalının iddiaları yeterince araştırılmamış, üst ve orta bölüm yönünden tarafların kabulünde olan taksimin hangi tarihte yapıldığı, kime ne verildiği, tüm mirasçıların taksime katılıp katılmadığı, zeminde fiilen üç parça olduğu anlaşılan taşınmaz bölümlerinin kim ya da kimler tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığı, alt kısmın kimden intikal ettiği, eğer, öncesi ... ya da davacının babaannesi ...’a ait ise taksime tabi tutulup tutulmadığı üzerinde durulmamış, davalının dava konusu yere ait olduğunu iddia ederek dosyaya ibraz ettiği tapu kayıtları tüm tedavülleri ile celp edilerek, mahallinde yerel bilirkişiler aracılığıyla usulünce uygulanmamıştır. Öte yandan; davalı ... ve davacı tanık deliline dayanmıştır. Mahkemenin, “Mahalli bilirkişilerin keşif gün ve saatinde keşif mahallinde hazır edilmesi için mahalli bilirkişiler adına davetiye tebliğine, masrafın davacı tarafça karşılanmasına, davacı ve davalı tanıklarına davetiye tebliğine, masrafın taraflarca karşılanmasına” biçiminde ki 15.09.2011 ve “.. Keşfe ilişkin 15.09.2011 tarihli oturumun 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 numaralı ara kararlarının aynen cari kalmasına ve gerekenler yönünden yeniden ilgili merciilere müzekkereler yazılmasına, buna ilişkin müzekkere giderlerinin davacı tarafça karşılanmasına,” şeklindeki 27.10.2011 tarihinde verilen keşif ara kararları yönt... uygun bir biçimde verilmiş ara kararı olarak kabul edilemez. Her ne kadar Mahkeme'ce, 27.10.2011 tarihli ara kararı ile atıf yapılan 15.09.2011 tarihli keşif ara kararında taraf tanıklarının davetiye ile tebliğine, masrafın taraflarca karşılanmasına yönünde karar tesis edilmiş ise de; bunlar için takdir edilecek ücretten söz edilmediği gibi, tanık başına alınacak davetiye ve pulun ne kadar olduğu hususunda da herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş, bu konuda taraflara herhangi bir uyarıda bulunmamış, süre de verilmemiştir. Kural olarak, yerel bilirkişi ve tanıklar için açıklanan hususların ve eksikliklerin ara kararında yer alması, davetiye ve giderlerin yatırılması konusunda kesin süre verilmesi ve kesin sürenin doğuracağı hukuki sonuçlar bakımından da uyarıda bulunulması gerekir. Keşifte davacı tarafın bildirdiği ve adlarına davetiye tebliğ edilen beş tanıktan dördü dinlenmiş, davetiye tebliğ edilmediğinden keşif mahallinde hazır olmayan delil listesinde yer alan dört davalı tanığından hiç biri dinlenmemiştir. Vazgeçme olmadığı halde, Mahkeme'ce de herhangi bir gerekçe gösterilmeden tanıkların dinlenilmemesi de usule aykırıdır.
Bundan ayrı Mahkeme'ce fen bilirkişi raporunda belirtilen A harfinden sonra gelmek üzere yeni bir parsel numarası verilmek suretiyle ifade edilen ve 6160 pay kabul edilerek babaanneden intikal ettiği belirtilip, 616 payın ... ... veraset ilamı doğrultusunda davacı ... adına tesciline karar verilen hüküm fıkrası yönünden yapılan incelemede, taşınmazın bu bölümünün kimlik bilgileri açıklanmayan babaanneden intikal ettiği kabul edilmesine rağmen tescil kararında ki pay oranının tarafların yakın miras bırakanı olan ... ... veraset belgesine göre belirlendiği, babaannenin miras payı tespit edilmediği, verasete esas nüfus kayıtlarının ya da mirasçılık belgesinin dosya arasına alınmadan hüküm kurulduğu görülmüştür. Öte yandan; fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen ve tapu kaydı iptal edilerek, bu bölümün 8 pay kabul edilmek suretiyle 3 payının ... ... ...’ın miras payı oranında davacı adına kaydına karar verilen hüküm fıkrası yönünden yapılan incelemede ise; hükme esas miras payı hesabında, miras bırakan ... ... ...’ın dosya arasında bulunan ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 08.09.2006 tarih 2006/108-95 E-K sayılı mirasçılık belgesinin dikkate alındığı, oysa miras bırakanın mirasçılarından davacının annesi olan ... ...’ın 19.07.2008 tarihinde öldüğü, ...’in dosya arasındaki bilgilere göre davacı ve davalı ...’den başka davalı ... mirasçıları olarak davaya dahil edilen mirasçılarının bulunduğu, bu durumda davacının miras payının değişecek olup, mirasçılık belgesinin değişen bu duruma göre güncellenmeden davacının aleyhine olacak şekilde eksik pay hesabına göre hüküm kurulduğu görülmüştür.
Son olarak, dava dilekçesinde davalı olarak husumet yöneltilen ...’ın ölü olarak gösterildiği, mirasçılarından bahsedilmediği halde ... mirasçılarının davaya dahil edilerek, yargılamanın sürdürüldüğü görülmüştür. ... dosya arasında bulunan mirasçılık belgesine göre 02.04.1951 tarihinde vefat etmiştir. Eldeki dava ise 27.05.2009 tarihinde açılmıştır. Görüldüğü gibi dava tarihinde davalı Meleğin ölü olduğu sabittir. Tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak; dava kayıt malikine, kayıt maliki ölü ise, mirasçılarına yöneltilerek açılır. TMK’nun 28. maddesi uyarınca kişilik ölümle son bulur. 04.05.1978 tarih ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı gereğince de ölü kişiye karşı dava açılamayacağı gibi ölü kişi adına iptal ve tescile de karar verilemez. Ölü kişiye karşı açılmış bulunan davada mirasçılarının davaya dahil edilmesi yoluyla da taraf teşkili sağlanmaz. Bu nedenle ölü kişiye karşı açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi belirtilen açıklamalara aykırı düşmektedir. Ancak dava tarihinden önce ölen kişinin mirasçılarına karşı ayrı açılacak bir davanın bu davayla birleştirilmesi suretiyle davanın görülmesi mümkündür.
O halde mahkemece yapılacak iş, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı şekilde oluşturulacak keşif ara kararı ile yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nun 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile yeniden yapılacak keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmazlara ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenmeleri, tanık ve yerel bilirkişilerden nizalı taşınmazın üst ve orta bölümü yönünden taksimin hangi tarihte yapıldığı, kime ne verildiği, tüm mirasçıların taksime katılıp katılmadığı, zeminde fiilen üç parça olduğu anlaşılan taşınmaz bölümlerinin kim ya da kimler tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığı, alt kısmın kimden intikal ettiği, bu kısmın öncesi ... ya da davacının babaannesi ...’a ait ise; taksime tabi tutulup tutulmadığı, taksim edilmiş ise; kime verildiği hususları açıklatılmalı, HMK'nun 261. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanıkların ayrı ayrı dinlenmeleri, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK'nun 261. maddesi uyarınca aykırılığın giderilmesi, davalının dosyaya ibraz ettiği eski tarihli tapu kaydının tüm
tedavülleri ile celp edildikten sonra mahallinde teknik ve yerel bilirkişiler aracılığıyla usulünce uygulanarak, uyuşmazlık konusu taşımazın tamamını, özellikle intikali konusunda ihtilaf bulunan teknik bilirkişi raporunda C harfi ile belirtilen bölümü kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, davacı vekili ve davalı ...’in temyiz dilekçesinde üç parçanın zeminde tumplarla belirgin biçimde sınırları belli olmasına rağmen A harfli yerin eksik hesaplandığını iddia etmeleri nedeniyle keşifte teknik bilirkişilere her parçanın, sabit sınırlara göre hassas ölçümünün yaptırılmasının sağlanması, Mahkeme'ce, davacının babaannesi olarak kabul edilen kişinin (kimliği açıklandıktan sonra) ve bir kısım tarafların miras bırakanı olan ... ... ...’ın güncel mirasçılık belgelerinin dosya arasına alınması, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda tüm deliller değerlendirilerek, davalı ... mirasçıları dışında ki davalılar yönünden, eğer onlar yönünden ayrı bir dava açılırsa eldeki dava ile birleştirildikten sonra tüm davalılar açısından hüküm kurulması, eldeki davada dava tarihinde ölü olduğu anlaşılan ... mirasçılarına karşı açılan davanın ise yukarıda açıklanan gerekçelerle reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle davacı vekili, davalılar ... ve ...’ın temyiz itirazlarının ayrı ayrı kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK. 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4. (HMK.m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 158,65 TL peşin alınan harcın istek halinde davacı ve bir kısım davalılar ... ve ...'a iadesine, 14.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi