MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil
... ile Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 30.09.2011 gün ve 211/677 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı Hazine vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, kadastro çalışmalarında taşlık- çalılık vasfı ile tespit harici bırakılan ve 25 yıl önce davacı tarafından imar-ihya edilerek tarım arazisi haline getirilen iki parça taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğundan davanın reddine karar verilmesini savunmuş, davalı ... Tüzel Kişiliği temsilcisi ise usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermediği gibi yargılama oturumlarına da katılmamıştır.
Mahkemece, teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 4.130,26 m2'lik yerin davacı tarafından zilyetlikle edinilme şartları gerçekleştiğinden bu yer için davanın kabulüne ve B harfi ile gösterilen 3.144,22 m2'lik yer yönünden imar-ihya şartları gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün kabule ilişkin bölümü davalı Hazine vekili ve redde ilişkin bölümü davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden; teknik bilirkişi raporunda A ve B harfi ile gösterilen yerlerin 1971 yılında yapılan tapulama çalışmalarında taşlık vasfı ile tescil harici bırakıldığı saptanmıştır. Kural olarak taşlık niteliği ile tapulama harici bırakılan yerlerin imar ve ihyaya muhtaç olduklarının kabulü gerekir. Bu nedenle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde imar ve ihya için öngörülen tüm olumlu koşulların davacı yararına gerçekleşmesi halinde böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik ve imar-ihya yoluyla edinilmesi mümkündür. Dava konusu B harfi ile gösterilen yerin 11.11.2010 tarihli ziraat mühendisi raporuna göre imar-ihyası tamamlanmamış olup tarıma elverişli bir yer niteliğinde bulunmadığından davacı vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile hükmün redde ilişkin bölümünün ONANMASINA,
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince, Mahkemece 13.04.2010 tarihinde mahallinde icra edilen keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, taşınmazın davacı tarafından imar-ihya edildiğini bildirmiş ise de, hangi tarihler arasında ne şekilde imar-ihya edildiğini, tarımsals amaçlı ekonomik amacına uygun zilyetliğin hangi tarihe
başladığını açıklamamış, taşınmazın güneyinde bulunan 172 mera parseli ile ilişkisi araştırılmamış ve uyuşmazlığın çözümünde hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır.
Bir yerin öncesinin veya halihazır durumunun tahsisli veya kadim meralardan olup olmadığı ayrı usul ve şekilde araştırılmaya tabidir. Zira tahsisli ve kadim meraların oluşumu itibariyle farklılıkları vardır. Tahsisli meralar, yetkili merciler tarafından kamunun yararlanmasına ayrılmak suretiyle ve tahsis yoluyla oluştuğu halde, kadim meralar, başlangıcı bilinmeyen bir zamandan (kadimden) beri geleneksel olarak o yer halkının yararlanması suretiyle kamu malı niteliğini kazanırlar.
HGK'nun 30.10.1991 tarih 1991/8-427-544 ve 03.05.1995 tarih ve 1995/17-149-502 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, bir yerin yetkili merci tarafından mera olarak tahsis edilmesi, o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi, zilyetlikle iktisap iddiasının dinlenmesine de engel değildir. Öncesi mera niteliğinde olmayan yerlerin, yetkili merci tarafından mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda, mera olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekir. Gerçek kişinin zilyetliğinin, mera tahsisinin yapılmasıyla kesintiye uğradığı kabul edilmelidir. Taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mera olduğunun anlaşılması halinde ise, hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Kadim meralardaki zilyetlik süresi neye ulaşılırsa ulaşsın kazanılması mümkün değildir.
Taşınmazın tahsisli meralardan olup olmadığı hususu araştırılırken, öncelikle bu yerde mera tahsisinin bulunup bulunmadığının özel idare müdürlüğü, tapu müdürlüğü ile tarım müdürlüğünden sorulması, varsa mera norm kararı ile tahsis tutanağı ve paftası getirtilerek mahallinde uygulanıp nizalı taşınmazın bu belgeler kapsamında kalıp kalmadığı, mera norm kararına göre tahsis edilen meranın menşei norm kararından araştırılarak tahsisin mevcut kadim meradan mı, yoksa bakanlık emrine geçen yerlerden mi yapıldığı tahkik ve tespit edilmelidir.
Taşınmazın öncesinin mera niteliğinde olup olmadığı hususu araştırılırken, Dairemizce de kabul edilerek sapmaksızın uygulanan yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre, komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi ile tanık ifadeleri ve uzman bilirkişi ziraat mühendisi aracılığıyla tespiti, nizalı taşınmaz ve çevreleyen komşu taşınmazların mera niteliğinde olup olmadığı, arada doğal ya da yapay sınırın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Bilindiği üzere bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu nedenle davanın açıldığı 24.04.2009 tarihinden en az 20 yıl önceye ait (1979-1989 yılları arası) 2 ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise Kadastro İl Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, konunun uzmanı jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla zemine uygulanması, hava fotoğraflarının çekildikleri belirtilen paftaların ise düzenlendikleri tarihlere göre dava konusu yerin kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı, imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, ya da hangi durumda bulundukları konusunda uzman bilirkişiden gerekçeli ve denetimlere açık rapor istenmesi, taşınmazın öncesinin kadim mera niteliğinde olup olmadığı hususu araştırılırken yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre, komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi ve taraflarca bildirilecek tanıklar HMK. nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılmalı, aynı kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklar
mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeli, daha önce götürülmeyen başka bir ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenmek suretiyle dava konusu yerin yaklaşık hangi tarihten itibaren kültür arazisi haline getirildiği, imar ve ihyanın hangi tarihlerde tamamlandığı konusunda aynı zamanda uzman bilirkişi ziraat bilirkişisinden de gerekçeli ve denetime açık rapor istenmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde ...nun 261. maddesi gereğince giderilmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş bulunması doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı ...nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4., HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL onama harcının peşin harçtan mahsubu ile artan 343,80 TL'nin istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca Hazine'den harç alınmasına mahal olmadığına, 30.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy