MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ve müşterekleri ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 21.02.2012 gün ve 52/5 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, miras yoluyla birbiri ardına intikal, pay satın alma ve eklemeli zilyetlik nedeniyle 579 ada 3 ve 518 ada 1 parsellerde davalılar üzerine kayıtlı payların iptali ile vekil edenleri adlarına tesciline; birleşen ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/29 Esas sayılı dava dilekçesinde ise imar nedeniyle paydaş haline gelen ... ve Belediye'nin kadastral parselde yer almadıklarını açıklayarak üzerlerindeki paylara ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... ve müşterekleri vekili, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., 15.4.2009 tarihli yargılama oturumunda davayı kabul ettiğini bildirmiştir.
Davalı ..., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 518 ada 1 parsel, 4206 m2 yüzölçümü ve arsa vasfıyla imar nedeniyle 2.4.1999 tarihinde oluşmuş, ... ve ... bağımsız paydaş, taraflar ise verasette iştirak halinde paydaş durumunda olup; öncesi 143 ada 57 kadastral parsel senetsizden 10.10.1984 tarihinde ... adına tespitle, 26.6.1985 tarihinde kesinleşmiştir.
Uyuşmazlığa konu 579 ada 3 imar parseli ise, 694 m2 yüzölçümü ve arsa vasfıyla gerçek kişi taraflar adlarına verasette iştirak halinde kayıtlı olup; öncesi 143 ada 75 kadastral parsel senetsizden 20.1.1984 tarihinde ... ve Hatice Dinçmen adına tespit edilmiş, tutanak itirazsız 26.6.1985 tarihinde kesinleşmiştir.
Gerçek kişi taraflar dip miras bırakanı ... 1939 yılında ölmüştür. Davacı taraf, uyuşmazlık konusu taşınmazın dip muristen kaldığını, yakın miras bırakanları
... ve ... tarafından davalıların yakın miras bırakanlarına ait payların 10.3.1953 tarihli noter senediyle ve haricen satın alındığını ve zilyet olunduğunu açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Başka bir anlatımla kadastrodan önceki hukuki nedene dayanarak dava konusu taşınmazların davalılar üzerindeki paylarına ilişkin tapu kayıtlarının iptali istenmiştir. Dava konusu imar parsellerinin öncesi kadastral parsellere ilişkin tutanaklar 26.6.1985 tarihinde kesinleşmiştir. İncelenmekte olan bu dava ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 23.12.2008 tarihinde açılmıştır. Anılan maddedeki on yıllık süre hak düşürücü nitelikte olup, olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin gerçekleşmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce nazara alınır. Bu nedenle; yargılama bitinceye dek hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından kendiliğinden de gözönünde tutulur. Bu açıklamalar ışığında davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken değişik gerekçeyle karar verilmişse de, hüküm redde ilişkin olup, sonucu itibariyle doğrudur. Davacılar vekilinin aşağıdaki husus dışında temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün davalı ... dışındaki davalılara ilişkin bölümünün ONANMASINA.
Davacılar vekilinin davalı ... yönünden temyiz itirazlarına gelince; davalı ... katıldığı 15.4.2009 tarihli yargılama oturumunda “…Dava konusu taşınmazları amcası ... Kocaman’a sattığını, davayı kabul ettiğini…” bildirmiştir. 6100 sayılı HMK.nun 308 (1086 sayılı HUMK.92.) maddesinde “..kabul, davacının talep sonucuna davalının tamamen veya kısmen muvafakat etmesi …” olarak düzenlenmiştir. HMK.nun 311 (HUMK. 95.) maddesi hükmüne göre kabul kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Kabul beyanı ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde yazılı hak düşürücü sürenin aynı olayda birleşmesi halinde, uyuşmazlığın kabul beyanı göz önünde tutularak çözüme kavuşturulması gerekir. Somut olayda davacılar da nizalı taşınmazın verasette iştirak halinde maliklerinden olduğuna göre, mahkemece davalı-verasette iştirak halinde paydaş ...’ın kabul beyanı nedeniyle payı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün davalı ...’a ilişkin bölümünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, yine 6100 sayılı HMK.nun geçici 3.maddesi yollamasıyla HUMK'nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 21,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3,15 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına, 10.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy