......
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Davacı üçüncü kişi vekili,.......2010/29439 sayılı Takip dosyasında yazılan talimat uyarınca,..........2010/3233 sayılı Talimat dosyasında üçüncü kişinin kullanımında bulunan yerde yapılan hacze konu menkullerin davacı üçüncü kişi şirkete ait olduğunu, borçlu ile ilgisinin bulunmadığını, icra takibinin üçüncü kişinin mallarının haczedilebilmesi için danışıklı olarak yapıldığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, üçüncü kişi ve borçlu şirketler arasında organik bağ bulunduğunu, istihkak iddiasının alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak ileri sürüldüğünü belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuş, 08.06.2011 havale tarihli dilekçesi ile davayı kabul ettiklerini, vekâlet ücreti ve temyiz haklarından da feragat ettiğini belirtmiştir. Vekaletnamede kabul yetkisi var.
Mahkemece: davalı alacaklı vekilinin 09.06.2011 havale tarihli dilekçesinde davayı kabul ederek vekâlet ücreti talep etmediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından dilekçesinde yazılı nedenlerle temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
Hemen belirtmek gerekirki, temyiz hakkı doğmadan ve henüz nihai karar verilmeden önce taraflardan birinin temyiz hakkından feragat etmesi geçerli olamayacağı için davalı alacaklı vekilinin temyiz başvurusu kabul edilerek yapılan inceleme sonucunda;
Davalı alacaklı vekili 09.06.2011 havale tarihli dilekçesi ile davayı kabul ettiğini ve vekâlet ücreti taleplerinin bulunmadığını beyan etmiştir.
Diğer yandan üçüncü kişi ve davalı alacaklı arasında hükümden önce düzenlenmiş 07.06.2011 tarihli sulh sözleşmesi bulunmaktadır.
.......
Davanın açıldığı tarih itibariyle 1086 HUMK yürürlükte olup anılan Kanun 92. ve devamı maddeleri ile 213. maddesi (6100 sayılı HMK'nun 308 vd. maddesi) uyarınca sulh ve kabul de hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilen ve davayı sona erdiren taraf usul işlemlerinderdir.
Kabul iki tarafın birinin, diğerinin netice-i talebine muvafakat etmesi olup, davayı sona erdiren tek taraflı bir irade beyanının açıklanmasıdır.
Sulh ise; hem maddi hem de usul hukukuna etki ve sonuçları olan bir sözleşme olup, tek taraflı vazgeçme mümkün değildir. Ancak, karşılıklı olarak feshedilmesi ya da değiştirilmesi mümkündür. Taraflar sulh anlaşmasına göre karar verilmesini isterlerse Mahkemece buna göre karar verilir. Aksi halde karar verilmesine yer olmadığına biçiminde karar verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca mahkemece sulh ve kabul isteklerinden hangisinin öncelikle uygulanacağı tartışılıp değerlendirilmeli ve bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Belirtilen hususlar dikkate alınmadan yazılı biçimde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Davalı alacaklı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 4.925,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 14.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.......
Full & Egal Universal Law Academy