MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Muhdesat Aidiyetinin Tespiti
... ile ... aralarındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.03.2014 gün ve 315/163 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, 134 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 3/4 payının maliki olduğunu, taşınmaz üzerinde bulunan tüm yapıların vekil edeni tarafından yapıldığını ileri sürerek aidiyetinin tespiti ile tapu kaydının beyanlar hanesine tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., taraflar arasında aynı mahkemede evvelce dava görüldüğünü, 2009/276 Esas sayılı dosyanın kesin hüküm olduğunu, dava sırasında tarafların tüm haklarının karara bağlandığını, yapıların mülkiyetinin arza tabi olduğunu, taşınmaz üzerindeki muhdesatın ortak muris tarafından yapıldığını, davacı yapmış olsa bile bunun hukuka uygun bir talep olmadığını davanın yersiz açıldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesatın tespiti ve tapu kaydının beyanlar hanesine tesciline ilişkindir. Dava konusu 134 ada 2 parsel sayılı taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında senetsizden kargir ev ve ahır olarak 26.04.2006 tarihinde ... adına tespit edilmiş, 31.01.2007 tarihinde kesinleşen tutanağa istinaden tapu kaydı oluşmuştur. Eldeki davanın davalısı ... ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde kayıt maliki ...'e karşı açtığı davada miras yoluyla intikal, taksim ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak 134 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 1/3 payının iptali ile adına tescilini istemiş, yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kabulüne, taşınmazın 1/3'üne ilişkin tapu kaydının iptali ile ... adına tesciline karar verilmiştir. Hüküm derecattan geçmek suretiyle 21.05.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan mahkeme hükmü eldeki davada kesin hüküm olmaz ise de eldeki dosya bakımından güçlü delil oluşturur.
1-Davacı vekili, taşınmaz üzerindeki ev ve ahırın kendisine ait olduğunu ve bu şekilde tapuya tescilini istemiştir. TMK’nun 684/1. maddesi uyarınca kural olarak, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı üzere; eşya hukukunda, muhdesattan; bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729). Ne var ki; TMK’nun 1012 maddesi
hükmüne göre; malikin rızasıyla, kamu hukukundan kaynaklanan kısıtlamalar, Tapu Sicil Tüzüğü'nün belirlediği ayrık durumlar ve özel kanun hükümlerinde saklı hallerde tapu kütüğünün beyanlar hanesine muhtesatla ilgili şerh verilebilir. Başka bir anlatımla; tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyanda” bulunulabilmesi için Medeni Kanun veya ilgili özel yasalarda bir düzenlemenin bulunması gerekir.
Tapu Sicil Tüzüğü'nün 60. maddesi hükmüne göre, kütüğün beyanlar sütununa ancak mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar yazılabilir. Gerek metni yukarıda yazılan Türk Medeni Kanunu'nun 1012. ve gerekse Tapu Sicil Tüzüğü'nün 60. maddelerinden görülmektedir ki, mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtmenin kütüğün beyanlar sütununda gösterilebilme imkânı yoktur.
Tapu kütüğünün beyanlar hanesine “beyan” imkanı veren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/II. maddesi "sahibi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına" imkan sağlamaktadır. Anılan hüküm uyarınca “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir”. Bu şekilde bir belirtmenin yenilik doğurucu bir sonucu olmadığı, esasen var olan şahsi hakka aleniyet kazandıracağı ve muhdesat sahibi lehine kanıt oluşturacağı kuşkusuzdur.
3402 sayılı Kadastro Kanunu kural olarak kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanır. Ancak, Yasa'nın 33. maddesinde Kadastro Kanunu'nun bazı hükümlerinin kadastro çalışma bölgeleri dışındaki genel hükümlere göre açılan davalara da uygulanacağı kabul edilmiştir. Maddede sayılan genel hükümler arasında 19. madde bulunmamaktadır. Ancak, kadastro çalışması yapılan taşınmazlarda, tutanakların askıya çıkarıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde kadastro mahkemesinde açılan davalarda veya bu süre içinde dava açılmamış tutanak kesinleşmişse, Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan öncesi nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılacak davada muhdesatın arzdan ayrı olarak beyanlar hanesine yazılması istenebilir. Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar dosya kapsamı ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, taşınmaz üzerinde eskiden ev ve ahır bulunduğu, bu muhtesatların tarafların ortak murisleri .... tarafından yapıldığı, ancak daha sonra harabeye döndüğü, davacının ise 1985'li yıllarda bu yapıları yıkarak yeniden yaptırdığı, davalının yapım sırasında bir katkısının bulunmadığı, kaldı ki taraflar arasında aynı taşınmaz hakkında görülen aynı mahkemenin 2009/276-561 Esas ve Karar sayılı kesinleşen tapu iptal ve tescil istekli davada, eldeki davanın davalısı ...'in 02.07.2009 tarihinde yapılan keşif sırasında alınan imzalı beyanında, açıkça, evin davacı ... tarafından yıkılarak üzerine davaya konu evin yapıldığını bildirmesi karşısında, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda (1.) bentte yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.