MAHKEMESİ : Kumru Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 16/12/2010
NUMARASI : 2009/19-2010/237
M.. P.. ve müşterekleri ile A.. P.. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Kumru Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 16.12.2010 gün ve 19/237 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı A.. P.. tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar M.. P.. ve müşterekleri vekili, öncesinde 5 kardeş adına tapuya dayanarak ortak mülkiyetlerinde olan ve 30 yıl önce yapılan harici ve rızai taksim ile davacılara taksim edilen 131 ada 190 parselin 30 yılı aşkın süredir davacıların zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu, taksim sırasında mısır tarlası olan taşınmazın fındık bahçesi haline getirildiğini, kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyet edinme koşullarının davacılar lehine gerçekleştiğini, davalıya ise taksim sırasında bu taşınmazın bitişiğindeki bir kısım yerin müstakil olarak verildiğini, davalının kendisine kalan yeri kadastro tespitine kadar mısır tarlası olarak kullanmaya devam ettiğini, kadastro tespitinde bu yerin devlet ormanı olduğu iddiası ile orman olarak tespit dışı bırakıldığını açıklayarak 131 ada 190 parselde davalıya ait 1/5 hissenin iptali ile davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Abdullah, dava konusu taşınmazın davacılar ile kendisinin müşterek kullanımında olduğunu, aralarında taksime konu olmadığını, ortak kullandıklarını, kendi adına bırakılmış herhangi bir yerin bulunmadığını, hali hazırda tapu maliki olarak Hıdırcık mevkiinde herhangi bir taşınmaz kullanmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın ortak muris Kazım’dan kaldığı, 30 yıl önce taraflara intikal ettiği, ortak kullanım konusunda tarafların anlaştıkları, taksim senedinden de anlaşıldığı üzere tarafların yaklaşık 15 yıl kadar önce ilk yaptıkları taksimden vazgeçerek yeni bir paylaşım yaptıkları ve bu paylaşıma göre dava konusu taşınmazın davacıların hissesine düştüğü, davalı Abdullah’a ise bu taşınmazın güneybatısındaki kadastro sırasında orman olarak Hazine adına tespiti yapılan ve 131 ada 1 parsel içinde kalan taşınmazın verildiği, davalının bu yeri birkaç sene kiraya vererek kullandığı ama sonra taksimden caymak istediği, davacıların fındık dikmiş olmaları sebebiyle kabul etmedikleri, bundan yaklaşık 15 yıl önce yapılan taksim sonrası taşınmazı davacıların kullandığı gerekçesi ile davanın kabulüne, Ordu İli, Kumru İlçesi, K. K., H. mevkii 131 ada 190 parselin tapusunun iptali ile taşınmazın 1/4'er hisseli olarak davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine hüküm davalı Abdullah tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 131 ada 190 parsel 22.11.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmalarında belgesizden cedlerinden intikalen ve vereseden taksimen 20 yılı aşkın zilyetliklerinde olduğu açıklanarak 1/5’er hisseli şekilde Kazım çocukları davacılar ile davalı adına tespit yapılmış, tutanak 27.06.2008 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir.
Davacılar vekili, mirasçılar arasındaki taksim ve tesbit öncesi kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuş ayrıca 26.03.1970 tarihli rızai taksim mukavele ve senedi başlıklı belgeyi sunmuştur.
Dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın öncesinin tapusuz olduğu, bu hususun taraflarca da kabul edildiği gözetildiğinde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu 14 ve TMK’nın 713.maddesinde yazılı kazanma koşullarının gerçekleşmesi halinde mülkiyetin kazanılabileceği düşünülebilir. Ancak taraflar 20.01.1961 tarihinde ölen K. P.’nun mirasçıları arasında yer almaktadırlar. Kural olarak mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı hükümleri uygulanmaz. Mirasçılardan biri ve birkaçının taşınmaz üzerindeki zilyetliği tüm mirasçılar adına sürdürdüğü kabul edilir. Paylı mülkiyette ise durum farklıdır. Paylı mülkiyette paydaşlar birbirlerine karşı üçüncü kişi durumundadırlar. Tek kişi mülkiyetinde olduğu gibi paylı mülkiyette, koşulları oluştuğu takdirde bir payın olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile kazanılması mümkündür. Paydaşlar arasında kazanma yasağı bulunmamaktadır.
Diğer yandan muristen kalan taşınmazın tapuda kayıtlı olması durumunda mirasçılar arasında yapılacak taksimin geçerli olabilmesi için TMK’nın 676. maddesine göre sözleşmenin yazılı şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu husus geçerlilik koşuludur. Eğer muristen kalan taşınmaz tapuda kayıtlı olmayan tapusuz bir taşınmaz ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15/1-3 maddesine göre, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malın aynı Kanun’un 14. maddesi gereğince mirasçılar arasında taksim edildiği belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispatlanabilir. Ancak her iki durumda da taksime tüm mirasçıların katıldığının ispatlanması zorunludur. Aksi halde geçerli bir taksimden söz edilemez.
Somut olayda, tarafların muris K. P. mirasçıları arasında yer almaları, paylı mülkiyetin 27.06.2008 tarihinde oluşması, davada tespit öncesi sebebe dayanılması nedeniyle davacıların kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinden yararlanamayacakları açıktır. Sunulan 26.03.1970 tarihli rızai taksim mukavele ve senedi başlıklı belgede her ne kadar K. P. mirasçıları içinde yer alan beş erkek kardeşin aralarında murislerinden kalan gerek tapulu gerek tapusuz taşınmazları taksim ettikleri yazılı ise de bu belgenin 13. maddesinde, bazı yerlerde kız kardeşlerin de hisselerinin bulunduğu, ileri bir tarihte hak iddia edilip kızlar tarafından yer alındığı takdirde, beş erkek kardeş ne suretle yer verileceğinde uyuşamazsa yeniden düzene sokulacağı düzenlenmiş ve kabul edilmiştir. Dosyada bulunan mirasçılık belgesine göre muris Kazım’ın ölümü ile geride davacılar ve davalı dışında başka mirasçıların da bulunduğunun anlaşıldığına, dayanak taksim belgesinde de bu hususa açıkça değinilerek kız kardeşlerin taksime iştirak etmedikleri açıklandığına göre dava konusu taşınmazın da içinde yer aldığı iddia edilen taksim senedi geçerli kabul edilemez. Dava konusu taşınmazın taksimin yapıldığı tarihte tapusuz olduğu dikkate alındığında taksimin şahit beyanları ile ispatlanabileceği düşünüldüğünde ise; dosyada dinlenen tanıklar tarafından, taksimle ilgili olarak beş erkek kardeş arasındaki taksimden söz edilerek daha sonra bunların ikinci bir taksim ile taşınmazı davacı dört erkek kardeşe bırakılmasını kararlaştırdıkları bildirilmiş ise de taksimlerde diğer mirasçı kızkardeşlerin de yer aldıkları ifade edilmediğine göre yöntemine uygun şekilde bir tereke paylaşımından, yani taksimden yine söz edilemez. İfadelerde geçen taksimlerde tüm mirasçılar yer almadığına göre taksime değer verilme imkanı bulunmamaktadır. Dayanak taksim senedinin içeriği itibarıyla mirasçılar arasında pay devri olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, tanıklar tarafından da pay devrine yönelik ifade bulunmadığı gibi davacılar tarafından böyle bir iddia da ileri sürülmemiştir. Bu durumda Kazım mirasçıları arasında tüm mirasçıların katılımı ile yapılmış bir taksim ispat edilemediğine, davacı mirasçılar tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde yürütülen zilyetlik tereke adına kabul edileceğine, mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı hükümleri de uygulanamayacağına göre Mahkemece, davacıların davasının reddine karar verilmesi gerekirken, beş erkek kardeş arasında yapılan taksime ve davacıların taşınmazı kullanmalarına değer verilerek yazılı şekilde kabule karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Abdullah’ın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nın 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı Abdullah'a iadesine, 30.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy