MAHKEMESİ: Menderes 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 10/04/2013
NUMARASI: 2011/600-2013/240
F.. K.. ile H.. İ.. aralarındaki katkı payı alacağı ve katılma alacağı davasının kabulüne dair Menderes 1. Hukuk Mahkemesi'nden verilen 10.04.2013 gün ve 600/240 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10.12.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı H.. İ.. bizzat ve vekili Avukat Mehmet Enginsu ve karşı taraftan davacı F.. K.. bizzat ve vekili Avukat Halis Tanık geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın incelenmesi sonucu görülen eksikliklerin ikmali için dosyanın mahal mahkemesine iadesine karar verilmesini takiben eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Fatma vekili, her iki tarafın da evlenmeden önce üzerlerine kayıtlı herhangi bir mal varlıkları bulunmadığını, taraflar evlendikten sonra davalının inşaatlarda, davacının ise fındık tarlalarında gündelik yevmiye ile çalıştığını, hayvan baktığını, bu şekilde birikim yaptıklarını, yaklaşık 9-10 yıl Ordu'da yaşadıkları dönemde davacının bu şekilde gelir elde ettiğini, tarafların birlikte çalışmalarıyla 1996 yılında ikinci el bir araba, İzmir Menderes'te 478 parselde kayıtlı 5 dönümlük tarla, 1998 yılı sonunda bu tarla üzerine yaptıkları iki adet sera üzerinde davacının katkı payı olduğunu, seralarda davacının sürekli çalıştığını, 2002 yılında iki adet sera daha yaparak işlerini büyüttüklerini, 2002 yılında yapılan bu iki sera, 5 dönüm araziye ek olarak 2002 yılı sonlarında İdare’den ihale usulü ile edinilen 1 dönüm tarla, tarla üzerine 2002 yılında başlanıp 2004 yılı içinde bitirilen her katta bir daire bulunan üç katlı ev, 2004 ve 2005 yıllarında alınan 35 AK 4696 ve 35 AK 8359 plakalı araçlar sebebiyle ise davacının yarı oranında katılım alacağı bulunduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.000 TL katkı payı ve katılım alacağının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 08.02.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile katkı payı ile ilgili ıslah isteğini sonraya bırakarak katılma alacağı ile ilgili talebini 149.187,50 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı Hakkı vekili, boşanma dosyasında davacının, vekil edeninin müteahhitlik yaptığını iyi para kazandığını söylerken burada nerede ise kendisinin daha fazla kazandığını iddia ettiğini, birkaç yıl öncesine kadar vekil edeninin müteahhitlik değil ama inşaatlarda müteahhit temsilcisi, ustabaşı gibi görevlerde çalışıp iyi paralar kazandığını, edinilen malvarlığının temelinin de bu kazançlar olduğunu, davacının kısa sürelerle tarımsal üretimde çalışmış ise de asıl olarak ev hanımı olup esasen tarlada yevmiye ile çalışılarak bu malvarlığının edinilemeyeceğini, fındık tarlasında yevmiyeli çalışması kabul edilse bile fındık toplama döneminin yılda ortalama bir aya tekabül ettiğini, vekil edeninin Menderes’te tarla alıp, üzerine 1997 de iki adet sera kurup, 2001 yılında iki sera daha kurarak çocuklarının iş hayatına alışması, kendi kazançları ile yaşayabilmelerini sağlayabilmek için 2007 yılında bunları oğlu Aydın’a verdiğini, tüm gelirini ona bıraktığını, 2005 yılında alınan kamyoneti de oğlunun kullanımına terk ettiğini, Menderes’teki tarla üzerine yapılan evlerin yine vekil edeninin işlerinin iyi olduğu dönemde kendi kazançları ile yapıldığını, bu evlerin tarla içine imar izni olmaksızın yapılan kaçak binalar olduğunu, davacının iddia ettiği kadar ekonomik değeri bulunmadığını, bunların 2002 yılında yapılmış binalar olup Medeni Kanun'un yürürlük tarihinden önce başlanarak önceki kaynaklar kullanılmak suretiyle bitirildiğini, vekil edeninin kazançları ile alınan eski araçlar satılarak 2004 yılında Volkswagen marka araç alındığını, kadının kendisinin esasen ev hanımı olup arızi olarak çalıştığını, bu çalışmasının da sadece arada seralarda çalışan işçilerin başında refakatçi olarak durmak şeklinde gerçekleştiğini, çoğu zaman bunu bile yapmadığını, bir gün bile yevmiyeli işe gitmediğini, boşanma davasındaki maddi tazminat ile katkı ve katılma alacağının çakıştıklarını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davasının kabulü ile 149.187,50 TL katılma alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 07.04.1988 tarihinde evlenmişler, 02.12.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 09.02.2012 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise, yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202, 4722 sayılı Yasa'nın 10.m.).
Dava konusu edilen mal varlığının edinme tarihleri de gözetildiğinde davacının isteği, katkı payı ve katılma alacağı niteliğindedir.
Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1.m.). TMK'nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.
Kural olarak, 743 sayılı TKM'nin yürürlükte olduğu; 01.01.2002 tarihinden önce eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, karı ve kocanın diğerinden katkı payı karşılığında bir tazminat isteyebilmesi için mutlaka parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle katkısının bulunması gerekir. Katkı payı alacağı hesabında, her iki tarafın evliliğin başından mal varlığının edinildiği tarihe kadarki gelirlerinin ayrı ayrı hesaplanması tarafların sosyal statüleri ile konumlarına göre yapabilecekleri kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi uyarınca evi geçindirme yükümlülüğü sonucu yapması gereken harcamalar toplam gelirlerinden ayrı ayrı çıktıktan sonra her birinin ayrı ayrı yapabilecekleri tasarruf miktarlarının belirlenmesi, toplam tasarruf miktarı karşısında davacının tasarrufu ile yapmış olduğu katkı oranının tespit edilmesi, bu oran ile dava konusu mal varlığının dava tarihi itibariyle tespit edilen sürüm bedeli ile çarpılarak davacının bu biçimde katkı payı alacağının saptanması ve hüküm altına alınması gerekir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, toplanan delillere göre hükme esas alınan bilirkişi raporlarından hareketle usul ve yasaya aykırı şekilde katılma alacağı tespit edildiğine göre davalı vekilinin aşağıda yazılı hususlar dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Davacı lehine hükmedilen katılma alacağı miktarı yöntemine uygun şekilde tespit edilmiş ise de Menderes ilçesi 478 parsel üzerinde bulunan 590 m2 bina, 13 m2 bina, 46 m2 garaj, 60 m2 kümes ve 105 m2 depo olarak kullanılan yapıların da katılma alacağı hesaplamasında ve davacı lehine hükmedilen alacak miktarı içinde dikkate alındıkları görülmektedir. Gerek dosyada bulunan gerekse eksikten dosya arasına getirtilen belgeler ve yazı cevaplarından 478 parsel üzerindeki bu yapıların kaçak nitelikte oldukları, Belediye tarafından 11.11.2003 tarihinde yapılan kontrolde kaçak yapı tesbiti yapıldığı, üç katlı betonarme kaçak inşaat belirlendiği, 12.11.2003 tarihli Belediye Encümen Kararı ile üç katlı betonarme kaçak inşaatın 3194 sayılı Kanun'un 32.maddesi ve 1580 sayılı Kanun'un 15/12.maddesine göre yıktırılmasına, 3194 sayılı Kanun'un 42.maddesi gereğince H.. İ..’na para cezası uygulanmasına, ruhsatsız inşaatın yasal işlemlerinin bir ay içinde tamamlanmasına karar verildiği, aradan geçen zaman içinde taşınmaz üzerine yeni kaçak yapılar ilave edildiği ancak herhangi bir ruhsata bağlanmadığı, yapıların kaçak niteliklerinin devam ettiğinin anlaşıldığı, en son Menderes Belediye Başkanlığı'nın 11.07.2014 tarihli cevabi yazısında 479 parsel üzerindeki H.. İ..’na ait ruhsatsız yapının Belediye Encümeni'nin 12.11.2003 tarih 220 sayılı kararı ile yıkımına karar verilmiş olup 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na göre 2014 yılı yıkım ihale kapsamında binanın yıkılacağının bildirildiği görülmektedir. Burada 478 parsel üzerindeki kaçak nitelikteki yapılarla ilgili olarak mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı talebi bakımından değerlendirilip değerlendirilemeyeceklerinin, bunlarla ilgili hüküm kurulup kurulamayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca, 26. maddede sayılan istisnalar dışında tüm yapılara yapı ruhsatı alınması zorunludur. Ruhsat verilmesi için gerekli şartlar İmar Kanunu'nun 22. maddesinde gösterilmiştir. Ruhsat alınmadan ya da ruhsat alınsa bile alınan ruhsata uygun yapılmayan inşaatlar “kaçak inşaat” olarak tanımlanır. Emredici hukuk kurallarını içeren 3194 Sayılı İmar Kanunu hükümlerine aykırı yapılan yapı, “kaçak yapı” niteliğinde olduğundan yasal hale getirilmedikçe ekonomik bir değer ifade etmez. Ekonomik değer taşımadığı için de alacak isteğine konu edilemez. Kaçak yapılar ya da yapı bölümleri üzerinde aynî veya şahsî hak da tanınamaz. Ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapılan bina veya bağımsız bölümlerin aynının veya bedelinin paylaştırılması da sözkonusu edilemez. Ancak; işin yasal duruma yani İmar Mevzuatına uygun hale getirilmesi halinde (gerek ilgilinin eksiklikleri gidermesi ve gerekse mevzuat değişikliği sebebiyle) bu yapı ile ilgili talepte bulunma imkanı doğmaktadır. İmar kurallarına aykırılık halinde yaptırımların uygulanmaması yasaya aykırılıkların devamlılığı sonucunu doğurur.
Ne varki mal rejimlerinin tasfiyesini ön gören TMK'nun 202 ve devam maddelerinde somut olguya yönelik ve çözümü öngören bir açıklığa ya da hükme rastlanılmamıştır. Şu halde, durumun TBK'nun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve hak kaybının önüne geçilmesi gerekmektedir.
6098 sayılı TBK’nun 185. maddesine (818 sayılı BK’nun 164.m) göre kanuni temlik, temlik edenin bir irade beyanına gerek olmadan muayyen bir vakıanın gerçekleşmesi ve bir kanun hükmü ile alacağın bir kimsenin mamelekinden çıkarak diğer bir kimsenin mamelekine geçmesidir. Temlik edenin bir irade beyanına lüzum olmadan; mahkeme kararı ile bir alacağın, bir kimsenin mamelekinden başka bir şahsın mamelekine geçmesine ise “kazai temlik” denir. Alacağın temliki, kazandırıcı bir tasarruf işlemi olması nedeniyle; Temlik edenin malvarlığının aktifinde, mevcut haklarda başkası lehine bir azalmayı, bir değişmeyi veya kayıtlamayı gerektiren hukuki bir işlemdir. Bir kimsenin ileride kazanacağı alacakların temliki de mümkündür. Burada ileride gerçekleşecek olmakla birlikte, temlik anında hukuki bir temeli olan alacak mevcuttur. Bu şekildeki temlikte alacaklı sahip olduğu alacağı veya beklenen bir hakkı ya da bir hukuki durumu temlik etmiş olduğundan artık başka bir işlem yapmakla yükümlü değildir. Diğer anlatımla alacağın talep edilebilir hale gelmesi, geciktirici şartın gerçekleşmesi veya çekişmenin çözümlenmesi, alacağın temliki sonuçlarını meydana getirecektir.
“Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir " (6098 sayılı TBK. m. 185). hükmü gereğince; hiçbir şekil şartına gerek olmadan gerçekleşir. Olayda 478 parsel üzerinde bulunan kaçak nitelikteki yapılar aslında mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olduklarından tasfiyede dikkate alınmaları gerektiği düşünülebilir ise de bu yapıların kaçak nitelikleri itibarıyla henüz yasal zemine oturmamış, yani ruhsata bağlanmamış, yasal hukuki prosedürün gerçekleştirilmemiş olması nedenleriyle her an yıkılarak, yok olmaları mümkün bulunduğuna, ekonomik değer taşımayan kaçak yapılar üzerinden ayni veya şahsi hak kazanılamayacağı gibi aynı veya bedeli de paylaştırılamayacağına, mal rejiminin sona erdiği sırada kaçak nitelikleri devam ettiğinden az yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak kaçak yapılara yasallık tanınması sonucunu doğuracak şekilde mal varlığı değeri içinde gözönünde tutulamayacağına göre kaçak nitelikteki bu yapıların hesaplamada gözetilmiş olmaları doğru değildir. Ancak, bu kaçak yapıların yasal hale getirilmesi ve yapı ruhsatının alınması, mevzuata aykırılıkların giderilmesi halinde (gerek ilgilinin eksiklikleri gidermesi gerek mevzuat değişikliği sebebiyle) artık bu yapılar bir değer ifade ettiklerinden, mal varlığı değeri olarak dikkate alınabileceklerinden bu hususun göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu durumda yani kaçak nitelikteki bu yapıların yasal ve mevzuata uygun hale getirilmeleri, ruhsat alınmaları durumunda bu gün itibarıyla herhangi bir mal varlığı değeri ifade etmemekle birlikte yasal hale geldikleri tarihte bir değer ifade edeceklerinden bu yapıların bedelinin katılma alacağı bakımından TBK'nun 185. maddesi uyarınca “... Mahkeme kararıyla (yargısal devirle) temlike” konu olabilmeleri gerekir.
Sonuç olarak şu an itibarıyla tasfiyede dikkate alınamayacak kaçak nitelikteki yapıların yasal hale getirilmeleri ve yapı ruhsatının alınması, mevzuata aykırılıkların giderilmesi halinde (gerek ilgilinin eksiklikleri gidermesi ve gerekse mevzuat değişikliği sebebiyle) ortada hukuki temeli de olan ve artık değer hesabına konu edilebilecek, dolayısıyla katılma alacağı hesaplanabilecek bir değer ifade edeceklerinden, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 164. Maddesi (6098 sayılı TBK’nun 185.m) karşısında kaçak yapıların yasal mevzuata uygun hale getirildikleri tarihte davalı yararına belirlenecek sürüm değeri (TMK.m. 232 gözetilerek) bu değer üzerinden davacının % 50 oranda katılma alacağı bulunduğunun TEMLİKİNE karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. TEMLİKE ilişkin kurulacak bu hüküm alacağın Mahkeme kararı ile temliki olarak değerlendirilebilir. Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacakların 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve tasfiye sonunda ödemenin yapılacağı tarihte henüz belli olmadığından bu şekildeki temlike ilişkin hüküm kurulabileceğinin kabulü hak arama özgürlüğü ve hukuki yarar bakımından da yerindedir.
(Anayasanın 36.m., AİHS’nin 6.m). Her eda davasının temelinde külli bir tespit ve temlik unsurunu içerdiği, eda hükmünde düzenlenen her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu tesbit ve temlikin kabulünün mevcudiyeti de tereddütsüzdür.
Tüm bu açıklamalar karşısında Mahkemece, taşınmazın 959 m2 kısmına ait değer, 1089 ve 883 m2 miktarındaki seralar, otomobil ve kamyonetin değeri toplamı artık değer kabul edilerek bulunacak katılma alacağına hükmedilmesi, halen kaçak yapı niteliğinde oldukları anlaşılan ancak ileride yasal mevzuata uygun hale getirilmeleri mümkün bulunan Menderes ilçesi 478 parsel üzerindeki 590 m2 bina, 13 m2 bina, 46 m2 garaj, 60 m2 kümes ve 105 m2 depo bakımından ise mevzuata uygun hale getirildikleri tarih itibarıyla edecekleri değerler gözetilerek o değer toplamı üzerinden davacı Fatma’nın % 50 oranında katılma alacağı olduğunun tespiti ile davacı alacaklı Fatma’ya temlikine ve ödenmesine şeklinde karar verilmesi gerekirken yapıların kaçak oldukları ve bu tarih itibarıyla bir değer ifade etmeyecekleri dikkate alınmadan bu yapılarla ilgili olarak da katılma alacağına hükmedilmiş olması doğru olmamıştır.
Ayrıca, edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davalarında faize, TMK’nın 239/3.fıkrası gereğince karar tarihinden geçerli olarak hükmedilmesi gerekmekte olup, Mahkemece, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi de doğru değildir. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu yönlerden yerindedir.
Yine dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre davada katkı payı ve katılma alacağı isteğinde bulunulduğu açıktır. Bu husus gerek Mahkeme, gerekse tarafların kabulündedir. Ancak Mahkemece, ıslah isteğinde; sadece katılma alacağı istendiği gerekçesi ile katılma alacağı ile ilgili hüküm kurmuş, katkı payı ile ilgili bir hüküm kurmamıştır. Oysa dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde yazılan mal varlığı incelendiğinde davacı tarafın fazla haklarını saklı tutarak 1.250,00 TL katkı payı, 6.750 TL katılma alacağı isteğinde bulunduğu, 08.02.2013 tarihli ıslah dilekçesinde de katkı payı istekleri ile ilgili ıslah taleplerini saklı tuttuklarını açıklayarak katılma alacağını 149.187,50 TL olarak ıslah ettiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafın ıslah dilekçesinde katkı payı alacağını ıslah etmediği açık ise de dava dilekçesinde talep ettiği katkı payı alacağı ile ilgili isteğinden vazgeçtiğine dair bir beyanı bulunmamaktadır. Bu durumda Mahkemece davacının katkı payı alacağı ile ilgili talebi bakımından da toplanan tüm deliller değerlendirilerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu da gözetilerek olumlu olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, katkı payı ve katılma alacağı olarak açılan davanın katılma alacağı olarak ıslah edildiği şeklinde hatalı nitelendirme ile katkı payı alacağı hususunda olumlu olumsuz bir hüküm kurulmamış olması da usul ve yasaya aykırıdır. Bu hususa yönelen davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları da yerindedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları kısmen yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nın 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın temyiz eden davacıya, 2.550,00 TL harcında temyiz eden davalıya iadesine 30.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.