MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 07/02/2013
NUMARASI : 2011/786-2013/162
A.. G.. ile L.. G.. aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair İstanbul 1. Aile Mahkemesi'nden verilen 07.02.2013 gün ve 786/162 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, tarafların 15.03.1989 tarihinde evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde tüm bedelinin vekil edeni tarafından karşılanarak 2795 ada 98 parselde kayıtlı 16 nolu daireyi satın aldıklarını, iyiniyeti, eşine olan güven ve hürmeti sebebiyle ½ oranındaki payını eşi adına diğer ½ payı da kendi adına tescil ettirdiğini, eşi adına olan paya ilişkin katkısının tespit edilerek faizi ile davalıdan tahsilini, ayrıca davalı eşin 12.03.1998 tarihinde aldıkları bu dairenin vekil edene ait olan ½ payını da 13.12.2002 tarihinde satın almak suretiyle taşınmazın tamamının maliki olduğunu, satış tarihi itibariyle edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli bulunduğundan bu pay yönünden de yarısı oranında tapusunun iptali ile adına tesciline, mümkün olmaması halinde ise, değerinin tespiti ile bu miktarın faizi ile birlikte, tüm istekler yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 500 TL nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili taşınmazın ortak edinilen mallardan olmadığını, vekil edenin babası tarafından 1998 yılında satın alınarak adına tescil edilmiş olduğunu, davacının hiç katkısının bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapuda taşınmazın ½ oranında paylı olarak tescil edildiğinden kimsenin kimsede alacağının olmadığını, sonradan davacının ½ payını bedeli karşılığında davalıya devrettiğinden ayrıca bir bedelde isteyemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 15.03.1989 tarihinde evlenmişler, 29.01.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 22.02.2011 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Dava konusu 2795 ada 98 parselde kayıtlı 16 nolu bağımsız bölüm 12.03.1998 tarihinde üçüncü kişiden satın alınarak ½ şer paylı olarak eşler A.. G.. ve L.. G.. adlarına tescil edilmiş, daha sonra 13.12.2002 tarihinde A.. G.. adına bulunan ½ payı tapuda satış suretiyle diğer eş L.. G.. adına devredilmiştir.
Dava dilekçesi ve yargılama sırasında davacının beyanları ile tapuda 12.03.1998 tarihinde yapılan satış sebebiyle istek, 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu tarihte edinilmiş olan taşınmaza yapılan katkıdan kaynaklanan katkı payı alacağı, 13.12.2002 tarihli satıştan dolayı ise 4721 sayılı TMK.nun yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK.nun 202, 218, 219, 231, 232, 235 ve 236 maddeleri gereğince açılan katılma alacağına ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde dava konusu paylara ait dairenin parasının tamamının kendisi tarafından verildiğini, ancak 12.03.1998 tarihinde tapuda bu dairenin eşi ile kendisi adına yarı yarıya paylı olacak şekilde tescil ettirildiğini açıklayarak eşi adına kayıtlı görünen pay üzerinde katkı alacağı isteğinde bulunmuştur. Bu açıklama karşısında, taşınmazdaki eşe ait pay, eşe yapılan “gizli bağış” niteliğindedir. Davalı eşe ait bu pay onun kişisel malı olmuştur. Şu halde, davalıya ait pay davacı eş tarafından bağışlanmış olmakla, davalının kişisel malı olduğuna göre davacı kişisel mal üzerinde katkı payı alacağı talebinde bulunamaz. Davacı, ancak bağıştan dönme koşullarının varlığı halinde genel mahkemelerde bağışlananın iadesini isteyebilir (BK. md. 244). Mahkemece bu yöne ilişkin isteğin reddine kerer verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacı, evvelce kendi adına ½ oranında kayıtlı iken 13.12.2002 tarihinde satış suretiyle davalı eşe geçen bu pay yönünden mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağını istemektedir. Taşınmaz ilk olarak eşler adına 1998 yılında ½ paylı olarak satın alınmış olup, her pay eşlerin kişisel malı niteliğindedir. Diğer bir deyişle bu paylar 01.01.2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara katılma rejimine eşlerin kişisel malları olarak girmiş, 13.12.2002 tarihinde de davacı, adına olan ½ payını davalı eşe bedeli karşılığında tapudan satılmıştır. Dava konusu taşınmaz edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde davalı tarafından edinilmiş malla (parayla) satın alındığına göre, edinilmiş mal sayılır. (TMK.m.219).
TMK'nun 222/1. fıkrasına göre, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Aynı maddenin son fıkrasında ise; bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir. TMK.nun 6. maddesi uyarınca herkes, iddia ve savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Görüldüğü gibi açıklanan maddelerde de anlaşılacağı üzere somut olayda, ispat yükü davalıdadır. Davalı söz konusu payı kişisel malı ile alındığını kanıtlamakla yükümlüdür. Dinlenen tanık beyanları ile davacının babasına ait beyanlar (1998 yılında taşınmazın satın alınırken parasını kendisinin verdiğini açıklamıştır.) soyut açıklamalardan ibaret olup, somutlaştırılıp delillendirilmediğinden bu subjektif beyanlarla sonuca ulaşmak bakımından yeterli görülmemektedir. Beyanların başka delillerle doğrulanması ve kanıtlanması gerekmektedir. Sadece taşınmazın 1998 yılında davalının babası tarafından alındığı ve paranın onun tarafından ödendiği açıklamalarına yer verilmiş, ancak, paranın nereden geldiği, nasıl davalıya aktarıldığı, hangi hesaptan çekildiği gibi benzeri hususları ileri sürülmediği gibi, bu yönde herhangi bir delil de davalı tarafından dosyaya sunulmamıştır.
Somut olayda olduğu gibi bu tür beyanların her zaman söylenmesi ve alınması mümkündür. Bunun doğuracağı ve etkileyeceği sorunların çok ağır olacağı açıktır. Bu nedenle açıklandığı üzere soyut kabul edilen beyanların başka delillerle desteklenmesi zorunludur. Şu halde davalı TMK'nun 222 ve 6. maddeleri gereğince iddiasını kanıtlayamamıştır. Taşınmazın kişisel mal ile alındığı ispatlanamadığına göre TMK. nun 219. maddesi gereğince edinilmiş mal olduğunun kabulü gerekir. Taşınmazdaki ½ payı davacının kişisel malı iken, evlilik sırasında davalı eşine 13.12.2002'de satılmış ve davalı eşte edinilmiş malla (parayla) söz konusu payı devraldığından edinilmiş mal olarak kabulü gerekmektedir.
Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK’nun 231, 236/1.m.). Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.
Mahkemece yapılacak iş, 13.12.2002 tarihinde edinilmiş malla satın alınan taşınmazın ½ oranındaki payı bakımından, TMK'nun 235/1. fıkrası uyarınca tasfiye tarihine en yakın tarihteki sürüm değerinin aynı kanunun 232. maddesi gereğince uzman bilirkişiler aracılığıyla yapılacak keşifte belirlenmesi, belirlenecek değer esas alınarak TMK.nun 236/1. maddesi uyarınca davacının artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle bu istek yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve Yasaya aykırı görülen hükmün katılma alacağına ilişkin bölümü bakımından 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 03.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.