MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tespit
... ile Hazine aralarındaki tespit davasının reddine dair Şereflikoçhisar 1. Hukuk Mahkemesi'nden verilen 15.01.2013 gün ve 176/30 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 01.04.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı ... bizzat ve vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı Hazine vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın eksikliklerin ikmali için mahalline iade edildiği, eksikliklerin ikmalinden sonra yeniden gönderilen dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, davacının ... köyü sakinlerinden olup ailesi ile birlikte oturabilmesi için 2006 yılında 693 parsel bitişiğindeki taşlık araziye iki katlı betonarme ev ile bitişiğine modern hayvan barınağı yaptırdığını, halen yaptırdığı bu evde ailesiyle birlikte oturmakta ve modern besi hayvanı barınağını da kullanmakla birlikte besi hayvanı ürettiğini, 693 parselin ise babası ... mirasçıları adına kayıtlı olup, ... barajı kenarından geçen eski yol, baraj suyu altında kaldığından üst taraftan yeni yol açma çalışmalarına başlandığını, açılmasına çalışılan bu yolun davacının evinin ve yaptırdığı ahırın bulunduğu taşlık araziden geçtiğini ve 693 parselin ise tamamen yeni açılmakta olan yola gittiğini, dolayısıyla ev ve ahırın kısa zamanda yıkılarak her an zeminin yol haline getirilebilecek olmasından dolayı ilerde davacının mağdur olmaması yönünden davacı tarafından 2006 yılında yaptırılan iki katlı betonarme ev ile bitişiğindeki modern hayvan barınağı olan ahırın aidiyetinin mahallen tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, herhangi bir hak kaybına uğramamak için zamanaşımı, hak düşürücü süre, yetki, görev ve kesin hüküm itirazlarını sunduklarını, husumetin yanlış yöneltildiğini, taşınmazın taşlık arazi niteliğinde devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu, davacının taşınmaz üzerinde 2006 yılından bu yana zilyet ve taşınmaz üzerinde ev ve hayvan barınağının olduğunun tespit edildiğini, dava konusu yerin mera vasfında olması nedeni ile zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığını, meraya tecavüzün suç teşkil ettiğini, 4706 sayılı yasanın 19.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5. maddesinin son fıkrasındaki “bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesisler, başka bir işleme gerek kalmaksızın hazineye intikal eder. Yapı ve tesisleri yapanlar herhangi bir hak talep edemezler” şeklinde düzenleme karşısında davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, mandıranın davacıya tespitine ilişkin açılan davanın husumet nedeni ile, iki katlı betonarme evin davacıya aidiyetinin tespitine ilişkin açılan davanın esastan reddine, davacının ... köyü 104 ada 45 sayılı mera parseline ev yaptığı belirlenmekle gereğinin takdir ve ifası için Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi üzerine hüküm, esası ve vekalet ücreti bakımından davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının ... köyü 693 parsel bitişiğindeki taşlık arazi üzerindeki ev ve hayvan barınağının davacıya aidiyetinin tespitine yöneliktir.
Hukukumuzda aidiyetin tespitine ilişkin davalar kendine özgü nitelikte bir dava olup, dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Ne var ki, Mahkemece gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilebilir. Bu muhdesat nedeniyle sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak alacak istenebileceğinde de tereddüt bulunmamaktadır. Kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların ise özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara da hukuki değer verilemeyeceği gözönüne alınmalıdır.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, gerek 22.11.2011 gerekse 27.12.2011 tarihli teknik bilirkişi raporlarında dava konusu mandıranın 104 ada 43 parsel (eski 694 parsel), iki katlı betonarme evin ise 104 ada 21 parsel (eski 278 parsel) üzerinde yer aldığının belirtildiğine, mandıranın üzerinde bulunduğu 104 ada 93 parselin(eski 694 parsel) malikinin davalı Hazine dışında dava dışı üçüncü kişi olduğunun tapu kaydında yazılı olduğuna, diğer dava konusu iki katlı betonarme evin üzerinde bulunduğu 104 ada 21 parselin (eski 278 parsel) ise ilk olarak 26.06.1957 yılında yapılan kadastro çalışmalarında ... köyü merası olarak sınırlandırıldığına, aynı yerde 2011 yılında yapılan 3402 sayılı Kanunun 22/2.fıkrası (a) bendi ve 47.madde (M) bendine göre kadastro haritalarının yeniden düzenlenmesine dair uygulama neticesinde parsel numaraları değişmekle beraber mera vasfının devam ettiğine, meralar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara da hukuken değer verilemeyeceği gibi Mera Kanunu ile meraların işgalinin suç sayıldığı gözetildiğinde meralar üzerindeki muhdesatlara tespit kararı ile yasallık da sağlanamayacağına göre Mahkemece yazılı şekilde mandıra ile ilgili husumetten, iki katlı betonarme evle ilgili esastan davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Hükmün esasına yönelen davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle yerinde olmadığından reddi ile hükmün esasının ONANMASINA,
Vekalet ücretine yönelen temyiz itirazlarına gelince; dava dilekçesinde herhangi bir değer gösterilmemiş, maktu harç yatırılarak dava açılmıştır.Yapılan keşif sonunda 06.09.2011 havale tarihli inşaatçı bilirkişi raporunda mandıranın değeri 20.166 TL, iki katlı betonarme evin değeri ise 159.937 TL. olarak belirlenmiş, ancak görevsizlik kararı sonrası 07.08.2012 tarihinde 44.969 TL değer üzerinden 667,80 TL harç tamamlanmıştır. Bu durumda Mahkemece harcı tamamlanan 44.969 TL değer üzerinden yargılamada kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, harcı tamamlanmayan muhdesatların toplam bedelleri üzerinden yazılı şekilde 15.300 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün vekalet ücretine ilişkin bölümünün açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK. m. 297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile 0,90 TL kalan harcın davacıdan alınmasına 21.10.2014 tarihinde oybirilğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy