MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Davacı 3.kişi vekili, 19.9.2013 tarihli hacze konu malların vekil edenine ait olduğunu, istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın süresinde açılmadığını ileri sürerek reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı borçlu, usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine karşın duruşmalara katılmamış, cevap da vermemiştir.
Mahkemece; davanın süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı 3.kişi vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Dava, İİK'nun 96. maddesine dayalı olarak 3.kişinin açtığı istihkak iddiasına ilişkindir.
Mahkemece; ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... sayılı kararıyla takibin devamına, 3.kişinin kararın tebliğden itibaren yedi gün içinde istihkak davası açmakta muhtariyetine karar verildiği, kararın davacı 3.kişiye 22/10/2013 tarihinde tebliğ edildiği, ancak davacı tarafından yedi günlük yasal süre geçirildikten sonra 24/02/2014 tarihinde dava açıldığı gerekçesi ile davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamına göre; ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... karar sayılı ilamı, davacı 3.kişinin mernis adresine; “Belirtilen adresten muhatabın taşınmış olduğu/tanınmadığı tespit edilmiş, tebligat adresi kişinin mernis adresi olduğundan, TK'nun 21/2. maddesi gereği mahalle muhtarına tebliğ edilerek 2 nolu haber kağıdı belirtilen adresin kapısına yapıştırılarak en yakın komşusuna haber verildi" şerhi ile 21.10.2013 tarihinde, doğrudan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 2l/2. maddesine göre işlem yapılarak tebliğ edildiği görülmektedir.
Oysa ki; 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 sayılı
-//-
Yasa'nın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.
Aynı Kanun'un tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine, 6099 sayılı Yasa'nın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; "Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" hükmü yer almaktadır.
Söz konusu 7201 sayılı Yasa'nın 10. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin kanun gerekçesinde; kişilere getirilen adres kayıt sistemi zorunluluğu ile birlikte işleyişin kolaylaştığı dile getirilmiş, ancak yapılan yeni düzenlemeyle, öncelikle yine bilinen en son adrese tebligat yapılacağı, tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması halinde, muhatabın 5490 sayılı Kanun'a göre adres kayıt sistemindeki adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı açıklanmış, değişiklik ile birlikte adres kayıt sistemi dışında başkaca adres araştırması yapılmasının gerekmeyeceği vurgulanmıştır.
Tüm bu açıklamalar doğrultusunda kişiye önce bilinen en son adresi esas alınarak (bilinen bir adresi yok ise adres kayıt sistemindeki adresi esas alınarak) Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre tebligat çıkartılmalı, adres tebligata elverişli değilse ya da tebligat yapılamazsa, adres kayıt sistemindeki adresine, buna ilişkin şerh de düşülerek 21/2. madde uyarınca tebligat çıkartılmalıdır.
Somut olayda, haczin gerçekleştirildiği adres ile davacı 3.kişinin dava dilekçesinde bildirdiği adresi, “ ... ” olmasına karşın, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 2l/2. maddesine göre işlem yapılarak davacı 3.kişinin mernis adresine anılan kararın tebliğ edildiği görülmektedir. Borçlunun bilinen adresine, daha önceden çıkarılmış ve tebliğ edilemeden iade edilmiş bir tebligat olmadığından, söz konusu adres mernis adresi de olsa doğrudan Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre işlem yapılamayacağından anılan tebligat usulsüzdür. Bu durumda, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek davanın kaldığı yerden devamı ile tarafların iddia ve savunmaya ilişkin delilleri toplanarak sonucuna göre davanın esasına ilişkin hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın süreden reddine karar verilmesi doğru olmadığından bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, İİK'nun 366/3.maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL temyiz edene iadesine 12.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.