MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
... ile davalı-birleşen dosya davacısı , ... ve birleşen dosya davalıs... Kayyumu ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen reddine kısmen karar verilmesine yer olmadığına dair .. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 20.11.2013 gün ve 482/720 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin dava konusu 70 ada 12 parsel sayılı taşınmazda tespit maliki Duran Tülü'nün hissesini 1992 tarihinde satın aldığını, taşınmazın kalan 1/3 hissesinin ise kim olduğu bilinemeyen ve mirasçıları belirlenemeyen .. adına kayıtlı olduğunu, vekil edeni lehine TMK'nun 713/2. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleştiğini ileri sürerek .. adına kayıtlı 1/3 hissenin iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Birleşen dava davacısı vekili, M.K.'nun ilgili maddeleri uyarınca, mirasçı bırakmadan ölen .. adına kayıtlı hissenin iptali ile adına tescilini talep etmiştir.
Asıl dava davalıları vekili ve ... vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının dava konusu taşınmazı 21.09.1992 tarihinde temlik aldığı ve hali hazırda taşınmazda zilyet olmadığı, tescil için gerekli koşulların oluşmadığı, asıl davanın ispat olunamaması gerekçeleriyle reddine, birleşen dava yönünden ise, tarafından, tespit malikinin tek ve son mirasçısının olduğuna dair mirasçılık belgesi alındığı ve 13.08.2013 tarihinde tescil malikinin hissesini kendi adına tescilini sağladığından, tarafından açılan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir (HMK md. 33). Davacı vekili, tespit maliki ..'nin kim olduğunu tüm araştırmalarına rağmen bilinemediğini, mirasçısı olup olmadığının belirlenemediğini açıklamıştır. O halde, davacı taraf, TMK'nun 713/2 maddesindeki '' maliki kim olduğu anlaşılmayan'' nedenine dayanarak eldeki davayı açmıştır.
Kanun'un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nun 10.04.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca "tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Somut olaya gelince; dava konusu 70 ada 12 parsel sayılı taşınmazın, 2/3 hissesi...1/3 hissesi .. adlarına kadastro sebebi ile 25.12.1959 tarihinde tapuya tescil edildiği, kadastro tutanağının edinme sütununda ise, Ağustos 926 tarih 2 sıra numaralı tapu kaydı ile 3 hisseden 2 hissenin .. , Mart 303 tarih 183 sıra numaralı tapu kaydı ile 3 hisseden 1 hissenin .. hemşerisi, .. müşterek mülkiyetlerinde olduğu belirtilerek adlarına tespit edildiği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca; tapu kaydı, tedavül kayıtlar ve kadastro tutanağındaki açıklamalara göre kayıt maliki M.., tanınan ve bilinen kişi olup, maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davacı ... tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, zilyetlik süresinin dolmadığı ve taşınmazda zilyet olmadığı gerekçeleriyle reddine karar verilmesi doğru değilse de ret kararı sonuç itibariyle doğru olduğundan bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Davacı vekilinin, birleşen dava yönünden vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibariyle doğru görülen mahkeme hükmünün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy