MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali ve Tescil
... ile aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair.... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 20.06.2014 gün ve 421/357 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KA R A R
Davacı vekili, 3 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1/4 payının tapuda Süleyman adına, 3/4 payının ise ..ğunu, kayıt maliklerinin .. Savaşı'ndan önce öldüğünü, taşınmazın 38 yıldan beri davacının zilyetliğinde olduğunu açıklayarak tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı lehine TMK'nın 713/2 maddesindeki kazanma koşullarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kayıt maliklerinin tescil tarihinden önce öldüğünün kadastro tespit tutanağıyla sabit olduğu, dava konusu 3 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1975 yılından beri davacının zilyetliğinde olduğu, dolayısıyla davacı lehine TMK'nın 713/2 maddesindeki olağanüstü zamanaşımı ile kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesi, mahkemenin kabulü ve tüm dosya kapsamından davanın TMK'nın 713/2. fıkrasında yer alan; “ … maliki 20 yıl önce ölmüş …” hukuki sebebine dayalı olarak TMK'nın 713/1-2. fıkraları gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. TMK'nın 713. maddesinin 1.fıkrasında; “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir ” denilmiştir.
Aynı maddenin 2. fıkrasında ise; “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” amir hükmüne yer verilmiştir. TMK'nın 713/2. maddesinde yer alan üç halden biri olan “... ölmüş...” ibaresi, “Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de; Dairenin sapma göstermeyen uygulamalarında, Anayasa Mahkemesi'nce yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.02.2011 tarihine kadar hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; dava konusu 3 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1/4 payının Süleyman adına, 3/4 payının ise Süleyman oğlu Bekir adına tesis kadastrosu ile 16.07.1941 tarihinde tescil edildiği, kadastro tutanağında adlarına tespit yapılan ... ve .. oğlu ..den evvel öldüklerinin belirtildiği ve taşınmazın mirasçılarına intikal ettirilmediği görülmüştür. Bu tür davalarda öncelikle kayıt maliklerinin ölü olup olmadıklarının tespit edilmesi, ölü olduklarının anlaşılması halinde mirasçılarının belirlenmesi ve husumetin bu mirasçılara yöneltilerek taraf teşkilinin sağlanması, kayıt maliklerinin mirasçı bırakmadan ölmüş olması halinde TMK'nın 501. maddesi gereğince terekesinin Devlete kalacağı gözetilmelidir.
O halde yukarıdaki açıklamalar karşısında, öncelikle kayıt maliklerinin hasımlı mirasçılık belgelerinin (hasım olacak şekilde) alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, maliklerin mirasçılık belgeleri alındığında ve mirasçılarının da olduğu anlaşıldığı takdirde davanın mirasçılarına yöneltilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması, hiç mirasçı bırakmadan ölmüş iseler bu durumda TMK'nın 501. maddesinin göz önünde tutulması gerekmektedir. TMK'nın 713/2. maddesi gereğince açılan davalar, kamu düzeni ağırlıklı davalar olup, bir bakıma mahkemece res’en araştırma ve inceleme yapma zorunluluğu vardır. Açıklanan nitelikleri itibariyle bu davaların kayıt maliklerine kayyım atanmak suretiyle yürütülmeleri de olanaklı bulunmamaktadır, Daire ve Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Bu şekilde inceleme ve araştırma yapılarak taraf teşkilinin sağlanması, oluşacak duruma göre taraf delilleri değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 22.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.