MAHKEMESİ : İzmir 8. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 05/02/2013
NUMARASI : 2010/1112-2013/109
R.. B.. ve A.. B.. aralarındaki katkı payı alacağı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair İzmir 8. Aile Mahkemesi'nden verilen 05.02.2013 gün ve 1112/109 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, evli iken 2010 yılında boşanan tarafların evlilik birliği içinde birlikte çalışarak satın aldıkları ... parsel ve ... ada ... parselin davalı adına tapuya tescil edildiğini açıklayarak her iki taşınmazın tapusunun iptaliyle payı oranında davacı adına tesciline, tapu iptali ve tescilin mümkün olmaması halinde 1.000 TL katkı payı ve katılma alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 27.11.2012 tarihli dilekçesiyle isteğini .... parsel için 15.000 TL katılma alacağı ve ... ada 6 parsel için 50.000 TL katkı payı alacağı olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddia ettiği şekilde bir çalışmasının bulunmadığını, davalının inşaat işçiliği yaparak elde etmiş olduğu gelirle taşınmazların edinildiğini ve davacı adına kayıtlı ... parselinde evlilik birliği içinde edinildiğini bildirmiş ve davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, ... parsel sayılı taşınmaz edinilmiş mal niteliğinde bulunduğundan keşif sonucu belirlenen değerinin yarısı olan 14.609,60 TL'nin davalıdan tahsiline ve mal ayrılığı döneminde edinilen ... ada 6 parseldeki somut katkısı kanıtlanmadığından katkı payı alacağı isteğinin reddine karar verilmesi üzerine; hükmün redde ilişkin bölümü davacı vekili ve kabul edilen bölümü davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Taraflar, 14.10.1976 tarihinde evlenmişler, 10.02.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 01.02.2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi gereğince mal ayrılığı ve bu tarihten boşanma dava tarihine kadar 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddelerine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.
Dava dilekçesinin içeriği, ıslah dilekçesi ve dava konusu taşınmazlardan ... ada .. parselin 15.09.1988, 777 parselin 18.08.2006 tarihinde davalı adına tapuya tescil edilmiş
olmasına göre istek, 01.01.2002 öncesi edinilen ... ada ... parsel yönünden katkı payı alacağına ve 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen... parsel yönünden katılma alacağına ilişkindir. 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu tarihte edinilen mal varlığına ilişkin olarak katkı payı istenebilmesi için mutlaka parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle katkısının bulunması gerekir. Öte yandan 4721 sayılı TMK'nun yürürlükte olduğu tarihte edinilen mal varlığı edinilmiş mal niteliğinde olup bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1) katılma alacağı belirlenmelidir.
Dava konusu edilen ... parsel evlilik birliği içinde 18.08.2006 tarihinde davalı adına tescil edilmiş olup davalı tarafından kişisel mal iddiasında bulunulmuş ise de TMK'nun 6. ve 222/son maddesi uyarınca kişisel mal iddiası yöntemince kanıtlanmadığından davacının bu taşınmaz üzerinde karar tarihine en yakın tarihteki değerin yarısı ( sürüm değeri) oranında katılma alacağı bulunduğunun kabulüdür. Ancak davalı vekili yargılama aşamasında evlilik birliği içinde 01.01.2002 tarihinden sonra davalı adına tescil edilen 657 plaka sayılı araca ilişkin hakkı bulunduğunu ileri sürerek takas iddiasında bulunmuştur.
Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak taleplerine yönelik davalarda Daire tarafından daha önceki kararlarında; “…takas ve mahsup yapılmış ise de; böyle bir isteğin değerlendirmeye alınması için öncelikle talepte bulunulmuş olması, talepte bulunan kişinin de yöntemine uygun bir biçimde harcı yatırılmak suretiyle açmış olduğu bir davasının ve bu isteğe bağlı olarak belirlenmiş ve kanıtlanmış bir alacağının bulunması gerekir.” şeklinde uygulama kabul edilmekteydi. Bu husus Dairenin 07.02.2013 tarih 2012/6734 Esas 2013/1233 Karar sayılı ilamında da “TMK'nun 236/1. fıkrasının son cümlesinde “alacaklar takas edilir” amir hükmüne yer verilmiştir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada takas için ayrı bir davanın açılma zorunluluğu bulunmayıp, def'i savunma olarak ileri sürülmesi yeterli görülmektedir. Ancak her ne kadar 236/1. fıkranın son cümlesinde “takas edilir” ibaresi emir niteliğinde ise de, karşılıklı alacakların takas edilebilmesi için takas def'ini ileri süren kişinin takas edilmesini istediği alacak miktarının da kesinleşmiş, kabul ve infaz edilebilir bir alacak olması gerekir. Yani kesin olarak hak edilmiş bir alacak olsun ki takas edilebilsin” şeklinde açıklanmıştı.
Diğer bir anlatımla; sadece takas ve mahsup isteğinde bulunmanın yeterli olmadığı, davacı adına kayıtlı malvarlığı ile ilgili usule uygun açılmış dava veya karşı dava olmadan talebe konu malvarlığının hesaplamaya dahil edilerek katkı payı alacağının belirlenemeyeceği görüşü hakimdi. Fakat Daire, doktrinde ileri sürülen görüşler ile savunmalarda yer alan beyanları gözeterek bu görüşünden dönmüştür.
Ancak mal rejimi davalarının niteliği, eşler arasındaki uyuşmazlıkların en seri ve en az masrafla usul ve yasaya uygun şekilde çözülmesi gerekliliği, aynı tarafların birbirleriyle sürekli davacı davalı durumunda bulunmalarının her iki tarafın geleceği ve aile yaşantıları açısından doğuracağı sakıncalar da tümü ile gözetildiğinde eşlerden birinin açtığı mal rejiminden kaynaklanan alacağa ilişkin davada, davalı durumundaki diğer eşin takas mahsup talebinde bulunması, bu talep tarihinde kesinleşmiş ve belirlenmiş bir alacağının olmaması halinde dahi isteğinin usul ve yasaya uygun bir talep olarak kabul edilip yargılamaya bu şekilde devam edilmesinin doğru olacağı, diğer bir deyişle davada tam (çifte) tasfiyenin yani külli tasfiyenin dikkate alınması gerektiği kararlaştırılmıştır. Külli (tam) tasfiyenin ve takasın
yapılabilmesi için en azından bu konuda davalı tarafından davacıdan ne istediğinin savunma olarak getirilmesi gerektiği, ayrıca kesinleşmiş ve belirlenmiş hak edilmiş bir alacağın olmasına gerek bulunmadığı kabul edilmiştir. Hiç şüphesiz bu belirlenmiş kesinleşmiş ve böylece hak edilmiş bir alacağın takas edilmeyeceği anlamına gelmez. Talep olmadan ve davacı üzerinde ya da nezdinde hangi mal/malların veya bu tür bir alacağın bulunduğu bilinmeden Mahkemece, kendiliğinden takas ve mahsup işlemini yapması güçtür ve pek olanaklı görülmemektedir. Fakat külli tasfiyenin söz konusu olduğu durumlarda takas ve mahsubun Mahkemece, değerlendirilmesi ve bu konudaki görüşünün ortaya konulması zorunludur (TMK. m. 236/1 son cümle). TMK'nun 236/1- son cümlesine göre takas def'i emir niteliğinde olup, istekle bağlılık ilkesi ile harçsız dava açılamaz kuralına takılmadan isteğin (takas defi'nin) değerlendirilmesi görüşü Dairece benimsenmiştir.
Bu halde davalının savunması dikkate alınarak ... parselle ilgili davalı A.. B.. lehine katılma alacağı doğup doğmayacağının toplanacak taraf delilleri değerlendirilerek belirlenmesi ve neticede R.. B.. lehine bulunacak toplam katılma alacağı ile birlikte çifte (tam) tasfiye yani kulli tasfiyeden hareketle takas ve mahsubun gözetilmesi gerekirken bu savunma ile ilgili bir delil toplanmaması ve hüküm kurulurken gerekçede bahsedilmemesi de doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, tanık beyanları ve dosya kapsamından davacı kadının evlilik birliği içinde, davacı kadının bağ ve bahçe işlerinde seralarda, günlük işlerde çalışarak gelir elde ettiği ve bu şekilde aile bütçesine katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle ise de, gerek davalı gerekse de, davalının gelirinin bilimsel metotlarla saptanması mümkün görülmediğinden, somut olayın özelliği, dosya kapsamı, davacının dosyaya yansıyan durumu, hakkaniyet ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkeleri ile 6098 sayılı TBK'nun 50 ve 51 (818 sayılı BK'nun 42 ve 43.) maddeleri gereğince mahkemece takdir edilecek bir miktara katkı payı alacağı olarak karar vermek gerekirken, somut katkısı kanıtlanmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları ayrı ayrı yerinde görüldüğünden kabulüne, yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4., HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine 06.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy