MAHKEMESİ: Çorlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 28/02/2014
NUMARASI: 2012/366-2014/125
C.. K.. ile K.. C.. aralarındaki muhtesat aidiyetinin tespiti davasının kabulüne dair Çorlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 28.02.2014 gün ve 366/125 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, Çorlu Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/439 Esas sayılı dosyasında Ortaklığın Giderilmesi davası olduğunu, Tekirdağ İli, Ç.. İlçesi, K... Mahallesi, ... ada, .. nolu parselde kayıtlı, .. bloklu .. katlı 1/48 arsa paylı, C Blok ...Kat .. nolu bağımsız bölümde bulunan taşınmazın muris kızı S.. C..'dan miras yoluyla kendisine ve eski eşine kaldığını, davalı ile 2009 yılında boşandıklarını, boşanmadan önce davalı K.. C..'dan 1999'dan beri ayrı yaşadıklarını, dava konusu yerde çocukları ile beraber yaşadıklarını, dava konusu taşınmaza birtakım faydalı masraflar yaptığını, masrafları kendisinin karşıladığını kendisi tarafından yapılan zaruri ve faydalı masrafların tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkilinin 2009 yılından sonra boşandıklarını, davacı ile davalının yaklaşık 15 yıldır fiili olarak ayrı yaşadıklarını, davaya konu 11 numaralı bağımsız bölümün muris kızı S.. C..'dan miras yoluyla taraflarına intikal ettiğini, taşınmazın davacı tarafından kullanıldığını, müvekkilin taşınmazı kullanmasında ve faydalanmasında davacının izin vermediğini, davacı tarafından ikamet amaçlı kullanılan taşınmazdaki hissesi için müvekkiline ödenmesi gereken ecrimisil bedeli ödemediği, dava konusu taşınmazın aynen taksimi mümkün olmadığından taraflar arasında ortaklığın satış suretiyle giderilmesi için Çorlu Sulh Hukuk Mahkemesi'nde 2012/439 Esas sayılı dosyada dava açtıklarını, halen derdest olduğunu, davacının kızının vefatından sonra kredi taksitlerini ödemesinin kendisinin yaptığı gerçeği yansıtmadığını, davacının yaptırdığı zaruri bir masraf olmadığını, evde yapılan ufak çaplı tadilatların müvekkili tarafından ödenmesinin mümkün olmadığını, yapıldığı iddia edilen masrafların ancak yarısının müvekkilinden talep edilebileceğinden haksız ve hukuksuz davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı ile davalının daha önce evli oldukları, 2009 yılında boşandıktan sonra davacının bu evde yaşamaya devam ettiği ve bir takım masraflar yaptığı, bilirkişi raporu ile 25.553.66 TL zorunlu ve faydalı masraf yaptığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmiş hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tarafların miras yolu ile malik oldukları 11 nolu bağımsız bölüme yapılan faydalı ve zorunlu masrafların tespiti istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhdesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Bu işler için harcanan giderler de muhdesatın değerini arttıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını 818 Sayılı BK.'nun 61 ve onu izleyen maddeleri (6098 Sayılı TBK 77.madde) hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer malik veya maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan malik ya da maliklerin taşınmazın ortaklığının satılarak giderilmesi ve muhdesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecek bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden bu iyileştirme giderlerinin tespitini dava etmekte hukuki yararı bulunduğundan söz edilemez.
Somut olaya gelince, toplanan delillerden tarafların mirasbırakan kızı S.. C..'dan miras yolu ile intikal eden verasete iştiraken davacı ile davalı adına tapuda kayıtlı 5.Kat 11 nolu bağımsız bölüme davacının masraflarının kendisi karşılayarak bir takım iyileştirici nitelikte işler yaptığı anlaşıldığından, bu yapılan masraflar yeni bir muhdesat olmadığından, zorunlu ve faydalı gideri olması nedeni ile hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından bozmayı gerektirmiştir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 440,00 TL peşin harcın istek halinde davalıya iadesine 03.11.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasına konu edilen elbirliği mülkiyetine tabi taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesine ilişkindir.
Burada “muhtesat” deyimi ile anlatılmak istenen; taşınmazın dikey ve yatay kapsamında (TMK.md.718) kalan, bir şekilde taşınmazla bağı bulunan ve taşınmaz değerini arttırıcı nitelikteki ekonomik bir değer taşıyan sonradan meydana getirilmiş maddi
unsurlardır. Bunlar taşınmazın üstünde olabileceği gibi, altında da olabilir.Yine, muhtesat eşya olarak “bütünleyici parça(TMK.md.684)” veya “eklenti(TMK.md.686)” niteliğinde de olabilir. Muhtesat tespiti davası bakımından önemli olan, bu maddi unsurların ana taşınmazla ekonomik bir bütünlük gösterip ana taşınmazla birlikte satılacak ve satış değerini arttırıcı etki yapacak nitelikte olmasıdır. Ancak bu nitelikteki muhtesatların bu davaya konu edilmeleri mümkün olup; aksi halde tespitte hukuki yarar olmayacaktır. Bu muhtesatlar, genellikle arz üzerindeki yapı, dikili ağaçlar ve diğer bitkilerdir. Kural olarak bunlar, üst toprağa tabidir (superficies solo cedit) ilkesi gereğince; toprağın mülkiyetine ve onun akıbetine tabi olacak; bağımsız biçimde mülkiyet hakkına konu olmayacaktır. Bu nedenle, muhtesat tespitinde mülkiyet hakkının tespitine karar verilemez. Ancak, paylı mülkiyette hangi paydaş(lar)ın, elbirliği mülkiyetinde ise miras ortaklığına dahil terekedeki malın mahkemeden satışı yapılmak suretiyle paylaşılmasında, hangi mirasçı(lar)ın, muhtesatı meydana getirdiği ve sebeple satış parasında payı dışında ayrıca hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi gerekir.
Tespit davaları konusunda önceki usul kanununda (HUMK) genel bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ancak öğreti ve yargısal içtihatlarda oybirliği ile hukukumuzda açılabileceği kabul edilmişken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)nda açıkça düzenlenmiştir (HMK.md.106). Buna göre; tespit davaları bir hukuki ilişkinin(hakkın) var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini talep eden davalardır. Bir tespit davasının dinlenebilmesi için öncelikle kanunda belirtilen istisnalar dışında davayı açanın bu davayı açmakta “güncel bir yararı” bulunmalıdır. Buna “hukuki yarar” şartı denilmektedir. Hukuki yarar şartı kapsamında kabul edilmesi gereken bir husus, kanunda açıkça yer almamakla birlikte, gerek içtihatlarla gerekse öğretide kökleşmiş olan, “eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı” hususudur (Y.HGK.nun 06.10.2004 T.2004/7-411 E. 2004/477 K.sayılı kararı; Baki Kuru-Ali Cem Budak,Tespit davaları, İstanbul 2010,sh.127).Tespit davasının koşulları yönünden muhtesat tespiti davaları için aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir: (1) Muhtesatın tespitinin istenebilmesi için öncelikle paylı mülkiyete veya miras ortaklığına (terekeye) dahil taşınmaz veya taşınmazalar için açılmış “satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davasının mevcut olması, (2) bu ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmeden önce bir muhtesat uyuşmazlığı çıkarılmış ve bu uyuşmazlığın davanın taraflarının tamamının anlaşmasıyla giderilememiş olması, (3) ortaklığın giderilmesi davasında anlaşılamaması durumunda mahkemece muhtesat için hak iddia eden taraf(lar)a bu konuda asliye hukuk mahkemesinde dava açma konusunda süre verilmesi ve bu konunun bekletici sorun yapılması (HMK:md.165/2) gereklidir. Öyleyse, ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ise-satış henüz yapılmamış olsa bile- muhtesat tespiti davasının artık dinlenmesinde hukuki yarar kalmayacaktır. Zira, artık hak iddia edenin genel hükümlere dayalı (sebepsiz zeginleşme, TBK.md.77 vd.) bir eda davası açma imkanı devreye girecektir). Ayrıca, paydaş veya miras ortağı olmayanın (üçüncü kişilerin) ortaklığın giderilmesi davasında taraf sıfatı olmayacağından; muhtesat tespiti davası açma hakkının da bulunmadığının da kabulü gerekir. Bu konuda Kamulaştırma Kanunu’nun 19.maddesine 2004 yılında eklenen “… Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11'nci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir…” şeklindeki 12.fıkra hükmü uyarınca başkasının arazisine “haksız inşaat (TMK.md.722 vd.) yapan zilyedin de istisnaen bu muhtesatın tespiti için dava açabileceğini de kabul etmek gerekir.
Nezdinde yukarda açıklanan nitelikte bir muhtesat tespiti davası açılmış olan asliye hukuk mahkemesi; yukarda açıklanan şekilde güncel hukuki yararın bulunup bulunmadığını bir dava şartı olarak inceleyecektir. Mahkeme hukuki yararın davanın devam ettiği süre içinde de mevcut olmasını da arayacaktır. Mahkeme usul hukuku yönünden yapacağı bu incelemeden sonra, hukuki yararın mevcut olduğu sonucuna varır ise, gösterilen delillere göre maddi hukuk yönünden incelemeye girişecek, keşif ve bilirkişi incelemesi de yapacaktır. Kanımca, muhtesatın kendi başına bağımsız bir bütünlüğünün bulunması gerekli değildir. Bu bakımdan bağımsız bir bütünlüğü olmamakla birlikte, taşınmazın bizzat kendisine veya üzerindeki yapı, bitki, ağaç gibi unsurlara yapılan ve satış parasına arttıcı etkide bulunacak nitelikteki zenginleştirme faaliyetlerinin de tespit edilmesi ve olası satış parası içindeki yansıma miktarının oransal olarak gösterilmesi ve bunun tespiti de mümkün olmalıdır. Zira tespit davası ile tespit edilecek husus bir hak ve hukuki ilişkiden ibarettir. Bu nedenle, aidiyeti çekişmeli olmamakla birlikte; tarla olan bir taşınmaz tesviye, nitelikli toprak taşıma ve gübreleme faaliyeti sonucu zengin bir toprak haline getirilmiş olabileceği gibi; verimsiz, yabani ağaçlar aşılanarak üstün cins haline getirilmiş; yine harap eski bir yapı yıkılıp yeniden yapılmış veya nitelikli bir tamirat ve yenileme ile zenginleştirilmiş de olabilir. Bu nedenle bütün bu zenginleştirme durumlarının tespit edilip, satış parasına yansıma durumunun kararda oransal olarak gösterilip tespit kararı verilmesi de mümkün olmalıdır. Diğer yandan, bazı durumlarda tespiti istenen muhtesatın taşınmazın olası satışında sürüm değerine hiçbir etki yaratmayacak nitelikte olması da mümkündür. Üzerinde yıkılması gerekli harap bir yapı(muhtesat) bulunan taşınmazın sürüm değerinin, sadece arsa değerinden ibaret olduğunun bilirkişice bildirilmesi durumu buna örnek olup; kanımca böyle bir olasılıkta, açılan tespit davasının mahkemece reddine karar verilmesi gerekir.
Davacı dava dilekçesiyle, taraflar arasında elbirliği mülkiyetine tabi olup, satış suretiyle ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasına konu edilen kat mülkiyeti kurulmuş ana yapının mesken niteliğindeki bağımsız bölümü için yaptığı faydalı ve zorunlu giderlerin taşınmazın satış değerini arttırıcı unsur olduğunu belirterek; bunların tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan tahkikat ve inceleme sonucu; davacının meskene 25.553,66 TL tutarında faydalı ve zorunlu gider yaptığının tespitine karar verilmiş; hükmü davalı esas ve yargılama harç ve giderleri yönünden temyiz etmiştir.
Değerli çoğunluk; paylaşma davasına konu taşınmaza yapılan iyileştirme/zenginleştirme giderlerinin muhtesat tespiti davasına konu edilemeyeceği, bunların ancak genel hükümlere göre açılabilecek bir eda (alacak) davası ile istenebileceği düşüncesindedir. Bu nedenle, davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yukarda açıkladığım gibi; tespiti istenilen husus bağımsız olarak bir varlığa sahip olmasa bile; tespit davası ile amaçlanan; yapılan yenileme/zenginleştirme giderlerinin paylaşma (ortaklığın giderilmesi) davası sonucunda yapılacak satışta, paylaştırılacak satış bedeline yansıtılmasıdır. Yapılan giderlerin satış parasının miktarını arttırıcı etkisi bulunduğu takdirde, artırıcı etkinin bir oran olarak tespitine karar verilmesi mümkün olmalıdır. Tespit davası eda davasının öncüsü olduğuna ve henüz tereke malının paylaşılmasına karar verilmediğine göre; davacının bunu bir oran olarak tespit ettirmesinde hukuki yararı mevcuttur. Ayrıca bu imkan “usul ekonomisi ilkesi” ne (HMK.md.30)'de uygun düşer. Mahkemece bir tespit kararı verilmiştir. Ancak yapılan giderler oran olarak değil, miktar olarak tespit edildiğinden karar hatalıdır. Kanımca mahkemece yapılacak iş; uygun bilirkişi (veya bilirkişiler) bulundurulmak suretiyle yeniden keşif yapılması suretiyle; meskende yapılan giderlerin neler olduğu ve bunların taşınmazın rayiç değerine arttırıcı etkisi bulunup bulunmadığının saptanması; arttırıcı etki yaratıyorsa taşınmazın davaya konu
edilen giderler yapılmamış haldeki rayiç değeri ile giderler yapılmış haldeki mevcut rayiç değeri arasındaki farkın mevcut rayiç değere oranlanması suretiyle bir oran belirlenmesi; ortaklığın giderilmesi (paylaşma) davasında gerçekleşecek satış bedelinde, davacının tapu kaydındaki miras payı dışında, ayrıca belirlenen bu oranda hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi olmalıdır.
Değerli çoğunluğun bozma sonucuna katılmakla birlikte, temyiz edilen hükmün açıkladığım çerçevede inceleme yapılmak ve sonucuna göre karar verilmek üzere farklı gerekçeyle bozulması gerektiği düşünüyorum. 03.11.2014