MAHKEMESİ : Köyceğiz Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 05/02/2013
NUMARASI : 2012/102-2013/18
R.. K.. ile Dursun Kanat aralarındaki zilyetliğin tespiti ve korunması davasının reddine dair Köyceğiz Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 05.02.2013 gün ve 102/18 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; sınırlarını belirttiği tahmini 2000 m2 miktarındaki tapusuz taşınmazın yirmi yılı aşkın süreden beri müvekkilinin zilyetliğinde bulunduğunu, esasen davacının paydaşı olduğu 1859 parsel sayılı taşınmazdan bir miktar hisseyi tapu memuru huzurunda davalıya sattığını zeminde o kadar yeri gösterip teslim ettiğini buna rağmen davalının tapusuz taşınmazdaki davacıya ait yere haksız biçimde tecavüz ettiğinden vekil edeninin zilyetliğinin korunmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilleri eldeki davanın hakka dayalı el atmanın önlenmesi davası olması gerektiğini ayrıca TMK'nun 984. maddesine göre iki ay ve bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, yapılan keşif, dosyada mevcut 30.07.2012 tarihli kroki kapsamında kahverengi boyalı olarak gösterilen, A, B, C ve D harfleri ile gösterilen yerlerin tamamının orman tahrip sınırları içinde ve Devlet ormanı sahasında kaldığı, ekli haritada mavi boyalı olarak gösterilen E ve F harfleri ile özgülenen kısımların orman tahririnin içinde, G ve H harfleri ile gösterilen bölümlerin ise orman sayılmayan sahada kaldığı belirtildiğinden; A, B, C ve D harfleri ile gösterilen yerler olduğu bu yerlerin Devlet ormanı sahası olması nedeniyle zilyetliğin dava yolu ile korunması için o yerin mülkiyete konu ve üzerinde zilyetlik kurulmasına elverişli olması gerektiği, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin orman sayılan yerlerin zilyetlikle korunamayacağı davacının üstün bir korunmaya değer hakkının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; 1859 nolu parsele ilişkin çay kaydı getirilmiştir. Tarla niteliğiyle, 16680 m2 olarak, 14.11.1969 tarihinde paylı mülkiyet üzere, hükmen tescil yoluyla Ümmü Kaplan ve arkadaşları adına tescil edildiği, davacı Ramazan'ın
05.07.1978 tarihinde pay satın aldığı ve davalıya 10.04.1991 günü kendi payından hisse satışı yaptığı görülmüştür. Elde ki dava zilyetliğin korunması istekli olarak 28.11.2011 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesine açılmıştır. Mahkemece, 23.02.2012 tarihinde davanın sözleşmeden kaynaklanan zilyetliğin korunmasına yönelik olduğundan mahkemenin görevsizliğine, dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine, karar kesinleşince başvuru halinde dosyanın o yer Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Görevsizlik kararı 15.03.2012 tarihinde kesinleşmiştir. 20.03.2012 günlü başvuru ile dosya o yer asliye hukuk mahkemesine gönderilmiştir.
Mahallinde keşif yapılmıştır. Dinlenen yerel bilirkişi özetle, davalının 1990'lı yıllarda .... parselden pay satın aldığını, kullandığı yerin tapulu yer olduğunu zannederek kullandığını, ölçüm yapıldığında kullandığı yerin tapusuz olduğunun anlaşıldığını bu yerin ekili olduğunu ne zaman kullanmaya başladığını bilmediğini söylemiştir. Davacı tanıklarının anlatımlarından görgüye dayalı beyanlarının olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davalı tanıkları ise davalının tapuda satın almış olduğu yeri kullandığını fakat kullandığı yerin tapulumu, tapusuz mu yer olduğunu bilmediklerini, dava konusu yeri bu yıl ektiğini söylemişlerdir. Keşifte görevlendirilen uzman bilirkişiler ortaklaşa düzenledikleri 30.07.2012 günlü rapor ve eki 1/2000 ölçekli krokiyi sunmuşlardır. Kroki ve rapor kapsamına göre davalının paydaş olduğu 1859 parsel içerisinde G harfi ile özgülenen 2697,43 m2'lik yer ile parsel sınırları dışında Devlet Ormanı içerisinde kaldığı belirtilen E ve F harfleriyle gösterilen kısımlar ile Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan hali arazi niteliğindeki H harfi ile işaretli yeri kullandığı anlaşılmıştır. Aynı rapor kapsamında davalının A, B, C ve D harfleriyle gösterilen tapu kaydı dışındaki Devlet Ormanı olarak belirlenen yerleri de kullandığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin bilgisi dahilindedir. Uyuşmazlık, davacının ve davalının paydaşı oldukları ... parsel sayılı taşınmaz içerisinde özgülenen ve G harfi ile gösterilen kısma ilişkin değil .. nolu parselin çap kaydı ve krokisi dışında bulunan A, B, C ve D, E ve F harfleriyle özgülenen davacının yirmi yılı aşkın süreden beri zilyetliğinde olduğunu iddia ettiği ve orman tahririnde orman sınırları içerisinde kalan bu yerlerin keşifte dinlenen tanık anlatımlarına göre keşif tarihi itibarıyla bu yıl içerisinde davalı tarafından ekilip sürülmesi nedeniyle üstün zilyetliğin hangi tarafta olduğunun tespitine yöneliktir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile ormanlar ya da herhangi bir kişi veya kurum adına tapuda kayıtlı olup da kayıt malikiyle akdi ya da hukuki bir ilişki kurulmadan bu yerler üzerinde sürdürülen zilyetlik ilgilisine hiçbir zaman mülkiyet hakkı vermeyeceğinden; ancak, kamu düzeni nedeniyle, TMK'nun 974 ve devamı maddeleri uyarınca üstün zilyetliğin hangi tarafta olduğunun özellikle dinlenecek yaşlı ve yansız yerel bilirkişi anlatımları ve taraf tanıklarının konu ile ilgili alınacak beyanlarıyla çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur. Yerel bilirkişi ile tanık beyanlarının tapu fen memuru yetki ve yeteneğine haiz infazı sağlamaya elverişli krokiye yansıttırılması da zorunludur. Bu açıklamalardan sonra somut olayda, 4721 sayılı TMK'nun 683 ve devamı maddelerine dayalı bir dava söz konusu değildir. Uyuşmazlık, TMK'nun 974 ve devamı maddelerindeki üstün zilyetliğin hangi tarafta olduğunun belirlenmesine yöneliktir.
Hal böyle olunca, açıklanan ilkeler ve yasa maddeleri dikkate alınarak dava konusu yapılan tapusuz yerlerdeki üstün zilyetliğin hangi tarafa ait olduğunun yapılacak keşifte dinlenecek yaşlı ve tarafsız mahalli bilirkişiler beyanları ve varsa taraf tanıklarının anlatımlarıyla açıklığa kavuşturulması, davalı tarafın cevap dilekçesinde belirttiği sürelerin dolup dolmadığının belirlenmesi, tüm bu saptamaların uzman bilirkişiye düzenlettirilecek krokiye yansıttırılması ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken
TMK'nun 683 ile 974 ve devamı maddelerindeki ilkelere aykırı biçimde ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerden ötürü 6100 sayılı TMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 14.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.