MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak
... ile ... ve ... aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 23.06.2014 gün ve 699/548 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ..., dava dilekçesinde belirtilen taşınmaz nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı ... yönünden açılan davanın reddine; davalı ... yönünden davanın kabulü ile, taleple bağlılık ilkesi gereği 15.000-TL alacağın karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin saklı tutulmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki bilgi ve belgeler dikkate alınarak davacının adli yardım talebinin kabulüne,
2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a)- Davacının davalı ...'a yönelik temyizi yönünden;
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b)-Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının(TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin(TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Somut olaya gelince; eşler, 26.02.2001 tarihinde evlenmiş, 05.01.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa'nın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu mal, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 26.04.2007 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiş, 26.02.2009 tarihinde diğer davalıya satılarak devredilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m).
Toplanan delillere, tanık beyanlarına, dosya içindeki belgelere göre dava konusu taşınmazın kişisel malı olduğu kanıtlanamamıştır. O halde, taşınmaz TMK'nun 219. maddesinde belirtilen nitelikte edinilmiş maldır. Yine toplanan delillerden, bu taşınmazın mal rejiminin devam ettiği sırada, eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla, davalı eski eş tarafından diğer davalıya satılıp devredildiği de anlaşılmaktadır. Bu devir TMK. 229/2. maddesi gereğince eklenecek değer olarak artık değere katılma alacağı hesabına alınmalıdır. Diğer yandan, davalı yararına TMK. 230. maddesi uyarınca denkleştirme yapılacak bir miktar da kanıtlanamamıştır. Yapılacak hesaplamada malın eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla devredilmesi durumunda, malın sürüm değerinin malın devredildiği tarihteki (26.02.2009) değerinin esas alınacağı (TMK.m.235/2); TMK'nun 236. maddesine göre edinilmiş malda aksi kararlaştırılmamışsa diğer eşin yarı oranında katılma alacağının bulunduğu gözönünde bulundurulmalıdır.
O halde, mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme, ilke ve açıklamalar uyarınca davacının artık değere katılma alacağı hesabı için; değer ve hesap bilirkişilerden ek rapor alınması, bu şekilde sonuca gidilemediği takdirde gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması; davacı yararına oluşmuş usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek, gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekir.
c)-Davacı vekilinin davalı ...'a yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Yukarıdaki bentte açıklandığı gibi, davalı eski eşin, diğer davalı ...'ye 26.02.2009 tarihinde edinilmiş malı devretmesi, TMK. 229/2 uyarınca artık değere katılma alacağı hesabında eklenecek değer niteliğindedir. Aynı maddenin son fıkrasında (M.229/2-son) ise; bu gibi kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Diğer yandan, bu gibi kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı dava açılabilmesinin koşulları da TMK. 241. maddesinde gösterilmiştir. İşte, belirtilen bu ihbarın yapılmış olmasının yaratacağı hukuki sonuç; üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun'un 241.maddesine dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yeniden araştırma konusu yapılmamasıdır.
Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir ayni hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz. Üçüncü kişi hakkında eşle birlikte dava açılması halinde; kararda TMK. 229. maddesindeki amaç ve doğrultuda üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden karara bağlanacak ve davalı eski eş yanında davalı gösterilen
üçüncü kişi yönünden bu dava aynı zamanda TMK.229/2-son maddesindeki ihbar işlevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu sonuç, ancak hüküm altına alınan katılma alacağının tahsili aşamasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine eksik kalan ve kazanılan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabileceği; bir başka anlatımla, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişinin davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacağına ilişkin TMK. 241. maddesi hükmüyle de uyumlu olacaktır.
Borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ise; ancak alacağın tahsili sürecinin sonunda belli olacağından; üçüncü kişinin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin kararın verildiği aşamada borçtan sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. O halde, eşle birlikte eşden kazandırma veya devralan üçüncü kişiye karşı dava açılması durumunda, mahkemece yapılması gereken iş; HMK.167. maddesi uyarınca üçüncü kişiye (davalı ...'ye) karşı açılan dava hakkında "ayırma kararı" verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eşe karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK.165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması olmalıdır.
Yukarda yapılan açıklama ve değerlendirmeler karşısında; mahkemece davalı ... hakkında açılan dava için, açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılması gerekirken; davalı ... hakkında açılan davayı da kapsar şekilde ret kararı verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2/b) ve (2/c) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (2/a) nolu bentte gösterilen sebeple reddine, bozma nedenine göre davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.