MAHKEMESİ : Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 14/11/2013
NUMARASI : 2012/359-2013/523
M.. S.. ile S.. A.. aralarındaki mülkiyet davasının reddine dair Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 14.11.2013 gün ve 359/523 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Mustafa vekili, vekil edeninin babası İ..S..un sağlığında .ortaklı bir taşınmazda 1/5 payı olduğunu, diğer hissedarlardan birinin 1/5 payını satmak istemesi üzerine vekil edeni ile ablası Ayşe’nin parasını vererek bu hisseyi satın aldıklarını ancak ortak sayısının artmaması için bu hissenin de babaları İbrahim adına tapuya tescil edildiğini, taşınmaz üzerinde daha sonra yapılan daire ve dükkanların birer tanesinin vekil edeni ile ablası Ayşe’ye düştüğünü ancak tapuda murisleri babaları adına göründüğünü, daire ve dükkan ile ilgili babası ve ablası Ayşe arasında davacının haberi olmaksızın anlaşma ile dükkanın abla Ayşe’ye devredildiğini, bu durumda dairenin de davacıya kaldığını, babalarının rahatsızlanıp ölmesi ile dairenin tapusunun alınamadığını, kardeşlerden Selvinaz’ın ortaklığın giderilmesi davası açarak bu daireden de hak istemesi üzerine bu davanın açıldığını, mirasçılar arasında da 28.05.2012 tarihli olayın oluşumunu içeren ve dairenin davacıya ait olduğunu diğer mirasçıların da kabul ettikleri tutanak düzenlendiğini açıklayarak.. ada .. parseldeki .katlı binanın ikinci katındaki . numaralı dairenin davalı Selvinaz adına kayıtlı 3/16 paya ait tapu kaydının iptali ile dairenin mülkiyetinin davacıya aidiyeti ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Selvinaz vekili, iddianın doğru olmadığını, zamanaşımının geçtiğini, para ile satın alma olayını kabul etmediklerini, harici satış geçerli olsaydı dahi usul füruğ arasında dahi taşınmaz mülkiyetinin resmi şekilde devri gerektiğini, resmi şeklin geçerlilik koşulu olduğunu, tanık beyanlarının dahi birbiri ile çelişkili ve soyut, duyuma dayalı olduklarından bu beyanlara itibar edilemeyeceğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı olup satış ve devrinin resmi şekilde yapılması gerektiği, her ne kadar davacı dava konusu bağımsız bölümü babasının sağlığında satın aldığını iddia etmiş ise de taraflar arasında yapılan yazılı bir satış sözleşmesinin bulunmadığı, dilekçe ekinde sunulan 28.05.2012 tarihli mirasçılar A.. S.., M.. S.., A.. S.., A.. Ç.. arasında yapılan sözleşmede davalının imzasının olmadığı, söz konusu sözleşmenin davalıyı bağlamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı Mustafa vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 2296 ada 123 parseldeki 9 numaralı daire, muris İbrahim Selçuk adına iken 03.10.2011 tarihinde ölümü sonrası 10.08.2012 tarihinde tamamı elbirliği ile mirasçıları adına intikal etmiş, mirasçılardan davalı Selvinaz hariç diğer üç mirasçı tapuda 17.08.2012 tarihinde miras hisselerini davacı Mustafa’ya satış suretiyle temlik etmişlerdir. Dava dışı aynı parseldeki 5 numaralı dükkan ise 03.07.1997 tarihinde muris İbrahim Selçuk tarafından mirasçılardan A.. Ç..’e satılarak tapuda devredilmiştir.
İddia, savunma, toplanan deliller ve dosya kapsamına göre davanın, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı vekili, parasını vekil edeninin ödediği ancak murisi İbrahim üzerine tescil edilen 1/5 pay sebebiyle sonrasında daire ve dükkanların inşası sonunda davacıya ait olması gereken 9 numaralı dairenin de muris İbrahim adına tescilli bulunduğunu, davalı dışındaki diğer mirasçıların durumu bilmeleri sebebiyle paylarını davacıya devrettiklerini ancak davalının devir yapmadığını ileri sürerek davalıya ait miras sebebiyle oluşan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tescilini istemektedir. Davacı taraf,
iddialarını yazılı delil ya da delil başlangıcı niteliğindeki bir belge ile kanıtlayamamıştır. Ancak dava dilekçesinde açıkça "yemin" deliline de dayanılmış olduğundan T.C. Anayasası'nın 36. ve TMK'nun 6. maddesine göre, davacı tarafa yemin teklif hakkı bulunduğunun hatırlatılması, kullanmak istediği takdirde davalının usulüne uygun bir biçimde HUMK'nun 337. (HMK m. 227. vd) maddesi gereğince davet edilmesi ve HMK'nun yemine ilişkin hükümleri dikkate alınarak usulüne uygun bir biçimde davalının yeminli beyanı alınarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davacı Mustafa vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4. (HMK. m. 297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 08.07.2014
Full & Egal Universal Law Academy