MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın yetki yönünden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, vekil edeninin, davaya konu 59 parselden, 29.1.2013 tarihinde, noter satış vaadi sözleşmesi ile ....a isimli şahıstan 55 dönüm yer satın aldığını, satış işlemi ile zilyetliğin vekil edenine geçtiğini ve tarlayı pamuk ekimi için hazır hale getirdiğini, ancak davalı ...'nun yanında bir kaç kişi ile gelerek, dava konusu yere buğday ekimi yaptığını açıklayarak, vekil edeninin zilyetliğinin tespiti ile korunmasına ve dava konusu taşınmaza el atmanın önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, vekil edeninin zilyetliğinin annesi ....'nun kullanımına yönelik olduğunu, ....'nun bu yeri, taşınmazın tespit tutanak maliklerinden Eşeli .....'ndan noter devir sözleşmesi ile satın aldığını ve taşınmazın 1973 yılından beri annesinin zilyetliğinde olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, “H.M.K'nun 4/c bendi gereğince davanın görevsiz mahkemede açıldığı”gerekçesi ile dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, yasal sürede başvurulması halinde dosyanın yetkili ..... Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Eldeki davada, çözümlenmesi gereken sorun, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, TMK'nun 683. maddesine dayalı elatmanın önlenmesi davası mı yoksa TMK'nun 974 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası mı olduğu hususunda toplanmaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak, taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK'nun 683. maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise TMK'nun 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı bir taşınmazdaki tapu kaydına ya da gayri menkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişisel hakka dayalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK'nun 974 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur.
Somut olayda; her ne kadar mahkemece, H.M.K'nun 4/c maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmiş ise de, gerek davacı gerekse davalı taraf, davada mülkiyet iddiasına dayalı olarak talepte bulunmaktadır.
Bu durumda; az yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 sayılı HMK'nun 2. maddesi uyarınca davaya bakmakla görevli mahkemelerin Asliye Hukuk Mahkemeleri olacağı hususu gözetilmeden, Mahkemece davacının davasının görev yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy