MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
ASLİ MÜDAHİLLER: ... vs.
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asli müdahil ...'ın davasının kabulüne, asli müdahiller ..., ..., ..., ..., ... ve davacının davasının reddine karar verilmiş olup hükmün asli müdahil ... vekili, davalı hazine vekili ve asli müdahiller ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı ... vekili, 304 ada 19 parsel sayılı taşınmazın, kadastro çalışmaları sırasında maliki olarak...'nun belirtildiğini oysa böyle bir şahsın bulunmadığını, her nasılsa olmayan bir şahıs adına kadastro tespitinin yapılmış olduğunu, taşınmazın kadastro tespiti sırasında ve halen vekil edeni tarafından kullanılmakta olduğunu, esasen taşınmazın vekil edenine babasından intikal ettiğini ve 40 yılı aşkın bir süredir nizasız, fazılasız malik sıfatıyla kullanılmakta olduğunu,tapu kütüğünden malikinin kim olduğunun anlaşılmadığının kabul edilmesi gerektiğini belirterek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Asli Müdahil ... vekili, dava konusu taşınmazın “Culfalar' yani müvekkilinin babası ...’a ait olduğunu, ...’ın vefatı nedeniyle mirasçılarının mal paylaşımı sonucu vekil edenine kaldığını, davacı ...'ın isim benzerliğinden faydalanarak taşınmazı talep etmekte olduğunu belirterek, dava konusu taşınmazın vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Asli müdahil ..., ..., ..., ..., ..., dava konusu taşınmazın murislerine ait olduğunu, kadastro tespitlerinde sehven babalarının adının Mustafa yazıldığını, oysa babalarının adının ... olduğunu, davanın tapu kaydında düzeltim davası olarak görülmesi gerektiğini belirterek davacı ve diğer asli müdahilin taleplerinin reddine, taşınmazın tapu kaydının ... olarak düzeltilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili, tapu malikinin araştırılması gerektiğini, kim olduğu tespit edilemezse 3561 Sayılı Yasa gereği Hazine'nin hak ve menfaatinin olması durumunda yönetim kayyımı atanması gerektiğini, mirasçıları tespit edilemezse mirası Devlet'e kalacağından zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... vekili duruşmalardaki beyanında, davanın husumet yokluğundan reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın Asli Müdahil ... yönünden kabulüne, dava konusu taşınmaz olan 304 ada 19 parsel nolu taşınmazın tapu kaydının iptali ile, asli müdahil ... adına tapuya kayıt ve tesciline, davanın davacı ... ve diğer asli müdahiller ..., ..., ..., ..., ..., ... yönlerinden reddine karar verilmiş, hüküm, asli müdahil ... vekili, davalı Hazine vekili ve asli müdahiller ..., ..., ...,... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 304 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 25.900,00 m2 yüzölçümlü ve tarla niteliği ile... adına kadastro yoluyla 28/1/1993 tarihinde tapuya tescil edildiği, davacının tapu maliki ...'nun bilinmeyen şahıs olması nedeni ile tapu kaydının iptalini istediği, asli müdahiller ... ve müştereklerinin ise; tapu malikinin isminin tapuda yanlış yazıldığını, tapu malikinin gerçek isminin murisleri olan Mulla Hüseyin oğlu ... olduğunu ve bu şekilde düzeltilmesine karar verilmesini istediği, hakkında kabul kararı verilen asli müdahil ...'ın ise, dava konusu taşınmazın asıl sahibinin murisi olduğunu belirterek tapunun iptalini ve adına tescilini istediği anlaşılmaktadır.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 sayılı HMK.33 m.). Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir ve delil gösterilmesini isteyebilir (HMK. 31 m.).
Somut olayda; asli müdahil ... dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın Culfalar yani babası ...'a ait olduğunu, Mustafa'nın ölümünden sonra ise mal paylaşımı sonucu kendisine kaldığını, davacının murisi ile hiç bir bağlantısının olmadığını, taşınmazı imar ve ihya ederek kullandığını belirtmiş, 29/5/2014 tarihli duruşmada, vekili, dava dilekçesini tekrarla; diğer asli müdahillerin murisleri olan ...'nun 1953 yılında vefat ettiğini, oysa tapu maliki ...'nun, kadastro tutanağında yer alan bilgiye göre; 1984 yılında vefat ettiğini, diğer asli müdahillerin dava konusu taşınmazda herhangi bir haklarının olmadığını belirtmiştir. Tüm bu açıklamalardan, asli müdahilin tapu iptal ve tescil talebini TMK nun 713. maddesinin hangi fıkrasına, 713. maddenin 1. fıkrasına mı, 2. fıkrasına mı dayandırdığı, 713/2. fıkrası ise bu fıkradaki, “ölüm”, “gaiplik” ve “maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan” sebeplerinden hangisine dayandırdığı konusunda açıklık bulunmamaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak; 4721 sayılı TMK nun gerek 713/1 fıkrasındaki, gerekse de 713/2. maddesindeki az yukarıda sayılan sebepler birbirinden ayrı ispat koşulları olan dava nedenleridir. Asli müdahil olan taraf bu sebeplerden bir ya da bir kaçına dayanarak iptal ve tescil davası açtığı taktirde; hakimin taraflara süre ve imkan vererek, yazılı olan bu sebeplerden hangisine dayandığının açıklattırılması (HMK m.31) ve yargılamaya özgülenen hukuki sebebe dayalı olarak devam edilerek tarafların buna göre delillerinin toplanıp, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
O halde mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki ilke ve kurallar dikkate alınarak asli müdahil vekiline süre verilerek, HMK nun 31. maddedeki "hakimin davayı aydınlatma ödevi" uyarınca, TMK nın 713. maddesindeki hangi hukuksal sebebe dayalı olarak dava açtığının açıklattırılması; bundan sonra asli müdahil olan tarafa dayandığı hukuki sebeple ilgili olarak delillerini bildirmesi için süre ve imkan tanınması, aynı imkanın karşı tarafa da verilmesi, bu ilkeler doğrultusunda tüm deliller toplanıp, gerçekleşecek sonucuna göre bir karar verilmesinden ibarettir.
Yukarıda açıklanan usul hükümleri uyarınca asli müdahil vekiline buna ilişkin talebini açıklaması hususunda süre ve imkan verilmesi, dava ve talebin niteliğinin belirlenmesi, taraf delilleri eksiksiz olarak toplandıktan sonra esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonunda yazılı nedenlerle asli müdahilin davasının kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Asli müdahiller ve Hazine vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan harcın temyiz edenlere iadesine, 02.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.