MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı ve Artık Değere Katılma Alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı ve artık değere katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair .... Aile Hukuk Mahkemesi'nden verilen 17.02.2015 gün ve 1008/191 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili tarafından ayrı ayrı istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.03.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Avukat ... geldi. Karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, asıl dava ve birleşen dava dilekçesinde, tarafların 1985 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde sahip olunan ve davalı üzerinde kayıtlı bulunan taşınmazlar ve araçlar üzerinde tasfiye alacağı bulunduğunu ileri sürerek, mal varlığı üzerinden belirlenecek tasfiye alacağının davalıdan alınmasına karar verilemesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle talebini ıslah etmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu mal varlığının müvekkilinin kişisel mal veya kişisel mal yerine geçen varlıklardan olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmesi üzerine; hükmün redde ilişkin bölümü davacı vekili, kabule ilişkin bölümü ise davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava; mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
1-Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, dava konusu edilen bazı malların evlenme tarihinden önce satın alındığına, bir kısım mal varlığının ise mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra edinilmesi nedeniyle tasfiyeye tabi olmadığı
anlaşıldığına, tasfiye tabi mal varlığı üzerinden davacının katkı payı alacağı ile artık değere katılma alacağı usulüne uygun olarak tespit edildiğine göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bentte gösterilen dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacı vekilinin 2992 ada 10 parsele ilişkin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece bu taşınmaza yönelik davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Anılan taşınmaz, 08.04.1999 tarihinde üçüncü kişiden satın alınarak davalı ... adına tescil edilmiş, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile taşınmaz üzerine bina yapılmış ve 01.08.2006 tarihinde kat irtifakı nedeniyle 1-10 nolu bölümler oluşmuş, bilahare bağımsız bölümler 2006 ve 2007 yıllarında satış yoluyla üçüncü şahıslara devredilmiştir. Dava konusu bu taşınmaz tarafların ilk evlilikleri sırasında satın alınarak davalı eş adına tescil edilmiştir. Bu açıklamalara göre, anılan taşınmaz tarafların ilk evlilik birliği içerisinde edinilen ve tasfiyeye tabi mallardandır. İlk evliliğin sona erdiği boşanma davasının açıldığı 18.03.2005 tarihi itibarı ile taşınmazın mevcut durumu ve niteliği dikkate alınarak 743 sayılı TKM. hükümleri uyarınca iddia ve savunma çerçevesinde araştırma yapılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m).TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemiz'in devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, dava konusu taşınmazın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgelerin bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmesi, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirlerinin ayrı ayrı belirlenmesi, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmesi, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranının belirlenmesi, her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarlarının hesaplanması gerekirken, açıklanan bu hususlar gözden kaçırılarak yazılı nedenlerle 2992 ada 10 parsel hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 2992 ada 10 parsele ilişkin bölümünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.350,00 TL. Avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekil marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 2.542.00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine ve 27,70 TL peşin harcında istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy